www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


IV. Abant toplantısı notları

Çoğulculuk ve toplumsal uzlaşma

Tarihten bu tarafa gelecek olursak, Osmanlı'da çoğunluk mu var, çoğulculuk mu var? Bu tartışılıyor. Osmanlı'da değil sadece, Osmanlı sonrası Cumhuriyet Türkiye'sinde de büyük şehirlerden küçük yerlere, köylere ve kasabalara doğru gidildikçe bir çoğulcu dünya görüşü ya da yapı var mıydı? Nasıldı? Doğrusu Osmanlı'da da çoğulculuk yoktu; Osmanlı'dan Cumhuriyete geçtiğimizde de uzun süre Türkiye'de sosyal hayatta bir çoğulcu yapı olmadı. Ülkemiz insanlarının hem gerçeklik hem değer alanında hükümleri vardı. Bu hükümler, köylüsünden münevverine kadar insanımız tarafından şu ya da bu seviyede algılanmış ve kabullenilmişti. Bu gerçeklik ve değer hükümleri dışında kalanlara bizim toplumumuz katlanıyordu, onlarla beraber yaşıyordu, onlara birtakım haklar veriyordu. Fakat onları, sosyal itibar ya da değer açısından eşit telakki etmiyordu. Ve umumiyetle cumhuriyet döneminde ister muhafazakarlar olsun, ister milliyetçilik kavramını ön plana çıkaranlar olsun, isterse İslami/İslamcı kavramlarını öne çıkaranlar olsun; bu böyleydi. Muhafazakarları şöyle bir programları vardı: "Bizi biz yapan değerleri muhafaza etmeliyiz. Aslında toplumumuzun yükselen değerleri de bu değerler olmalı. Diğer değerleri benimseyen insanların o değerlerle yaşamalarına imkan vermeliyiz. Fakat onlar yükselen değerler olmamalı. Onlar geçici olmalı. Mümkünse onlar ihtida etmeli bir anlamda asimile olmalı. Din değiştirmeyebilirler ama "kültür Müslümanlığı" ya da "kültür milliyetçiliği" gibi onlar da bizim kültürümüzü hazmetmeli". Böyle bir hedef vardı. Bu hedef doğrultusunda çalışmalar da oldu. Yazıldı, çizildi hatta hareketlere dönüştü.

Tarihini tam olarak belirleyemeyeceğim, ama şu kadar yıldan beri, işte bu konuda Türkiye'de çok önemli bir değişim yaşanıyor. İş tersine döndü. Muhafazakarların yükselen değerler olarak ortaya koydukları ve siyaseti de devreye sokarak "öteki"lere karşı bunu bir misyon, bir davet olarak kullandıkları değerler sistemi ve müdafiileri, şimdi geri çekilmek durumunda kaldılar. Ama bunun yerine bir başka ideoloji kendini dayattı Türkiye'de. Önceki ideoloji de tekçiydi, şimdi bahsettiğim ideoloji de tekçidir. Bu da, belirli bir ideoloji tanımlıyor ve ona intibak etmeyenlere belki de diğerlerinden daha farklı bir ayrımcılıkla yaklaşıyor.

Özel alan ile kamusal alan üzerinde duruyorsunuz. Bunlara birde mahrem alan ilave edenler var. Bugün mahrem ya da özel alanın üzerine kamusal alanın istilası söz konusudur. Onun için insanlara özel değerleriyle, farklılıklarıyla kamusal alanda varolma imkanı tanımadığınız zaman, onlara varolma imkanı tanımıyorsunuz demektir. Dolayısıyla bir çoğulculuktan söz etmek de mümkün olmuyor.

Osmanlı'dakine bir dayatma denebilirmiydi bilmiyorum ama bugün Türkiye'de bir dayatmayla karşı karşıyayız. İster seçilmiş olsunlar ister seçilmemiş olsunlar, özellikle de seçilmemiş olduğu halde bugün Türkiye'yi yönetenler, çoğulculuğu kabul etmiyorlar. Kendilerine biz Abant Platformu'nda hukukun üstünlüğüne dayalı, laik, çoğulcu, demokratik bir sistemden söz ediyoruz. Bunun da unsurlarını onlara duyuruyoruz. Fakat bu dayatmacılara çadaşlıktan, bilimden, bizim dışımızdaki dünyanın mesela laiklikten ne anladıklarından bahsettiğinizde, aynen şunu diyebiliyorlar: "Bize bilim gerekli değil. Bizim ilkelerimiz ve aldığımız kararlar var. Biz bu kararları yürüteceğiz." Bugün Türkiye böyle bir dayatmayla karşı karşıyadır. Ve bunun çoğulculuk, demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü ve laiklikle hiçbir alakasının olmadığı muhakkaktır.

Peki, bu kadar total bir dayatma İslam'da var mı, Osmanlı'da var mıydı? Ben bu konuda sadece şunu söyliyeyim. Ben bir Müslüman olarak meseleye bir değerlendirme, bir de tanıyıp hak verme zaviyesinden bakabilirim. Değerlendirme açısından baktığımda, ben bir imam camiasına mensup olduğumdan, inanmış bir insan olduğum için, yani vahye, Kur'an'a inandığım için ve inandığım dinin hak, ona uymayanların da batıl olduğuna inandığım için; inandığım dinin kurtarıcı olduğuna, ona uymayan inanışların ve hayat tarzlarının ebedi hayat bakımından kurtarıcı olmadığına inandığım için; ben teorik olarak bütün dinlere, sistemlere eşit değerde bakamam. Anladığıma göre, benim dinim de bakmaz. Bu dini eğer uygun gördüyse, Osmanlı'da bakmamıştır. Osmanlı halkının bir prototipini ele aldığınız zaman, o bir Müslüman ile bir Gayrimüslimi ya da ateisti bir tutmaz, tutmamıştır. Yahut, ahlak alanına geçtiğiniz zaman, adına fasık ya da ahlaksız diyebileceğimiz bir insanla ahlaklı olanı eşit tutmamıştır, eşit bilmemiştir. Gel gör ki, değerlendirme bakımından eşit bulmadığı inanışlara ve hayat tarzlarına, hayat hakkı ve başkaca haklar vermiştir. Ama eşit görmemiş ve bütün hakları vermemiştir.

Bugün bunun tam tersi söz konusu. Ve ben bir Müslüman olarak, ötekileri kendi itikadım ve inancıma eş bilemem, böyle inanamam. Bu manada bir çoğulculuğu kabul edemem. Diğer tarafta İslam'da aslolan, kulun gücünün neye yettiğidir. Eğer bir Müslüman gücü yetiyorsa, kendi inanç ve değerlerini en yükseğe taşımaya çalışır. Yetmiyorsa, farklı inanış ve hayat tarzına sahip olan insanlarla bir arada eşit bir şekilde yaşamaya talip olur. Ama kendi olarak kalmaktan da ödün vermez.

Bu birlikte yaşama çerçevesinde, bir ortak alan problemi ortaya çıkmaktadır. O ortak alanda taviz verecektir. Çünkü o bir zorunluluktur. Aksi takdirde toplum, memleket, vatan, birlik olmaz. O ortak alanda herkes taviz verecek, taviz vermenin zorunlu olmadığı alanlarda da herkesin kendi inancını -karşısında ki inancın kendisininkine eşit olduğuna inanmaksızın- yaşama hakkı olacaktır, olmalıdır. Bu çoğulculuğun temeli, yalnızca hak ve vecibede eşit olma anlamında bir çoğulculuktur. Bunun sosyal ve siyasal uzantılarını da kabul etmek kaydıyla bu anlamda bir çoğulculuk, benim gibi inanan insanlara zıt düşmeyen bir şeydir. Ve bugünkü Türkiye'nin şu anki gerçeklerine pek değil, ama menfaatine uygun gördüğüm çoğulculuk anlayışı budur.17



17 Bu bölüm, 13-15 Temmuz 2001 tarihli VI. Abant toplantısı müzakere'lerinden alınmıştır

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler