www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


I. Abant sonuç bildirisi'ndeki bazı maddeler

16-19 Temmuz 1998'de Abant'ta, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın tertip ettiği ve masraflarını üstlendiği bir toplantı yapıldı. Toplantıya çeşitli düşünce, inanç ve kanaat gruplarından 50 civarında akademisyen, uzman veya konu ile ilgili şahıs yanında bir o kadar da basın mensubu davet edilmişti. Birinci gün 3 çalışma gurubu oluşturuldu, birinci grup "din-devlet, din-dünya ilişkisi ve İslâm'da ferdin hak ve özgürlükleri", ikinci grup İslâm'da akıl-vahiy ilişkisi, hakimiyet ve yönetim", üçüncü grup da "Türkiye'de ve dünyada laikliğin gelişim ve değişimi, ferdin dini hak ve özgürlükleri" konularını konuştular, tartıştılar, genel toplantıda yeniden tartışılıp sonuca bağlanmak üzere bir metin ortaya çıkarmaya çalıştılar. Takip eden günlerde ise bu grup metinleri üzerinde konuşuldu, tartışıldı ve hemen her maddesinde büyük veya ona yakın ekseriyetin bulunduğu 10 maddelik bir nihai bildiri ortaya çıktı. Maddelerle ilgili muhalefet ve muvafakat, fikir ve kanaat gruplarına göre değil, tartışmaya katılanların orada oluşan vicdani kanaatlerine ve fikri tercihlerine göre oluyordu. Bir maddede bir kısım ilahiyatçılar ile mesela liberal düşünce grubu birleşiyor, bir başka maddede aynı ikili farklı reyler izhar ediyorlardı.

Ülkemizin içinden geçerek geldiği sıkıntılı ve zikzaklı dönemlerin birini daha yaşadığımız bu günlerde, fikirleri ve zihniyetleri farklı bu kadar okur-yazar düşünürün bir araya gelip böyle kimselere yakışan bir üslupta konuşup tartışmaları -yalnızca bu- bile- güzel bir olaydı ve yeterdi, toplantının hasılası bundan ibaret olmadı, ortaya bir de bildiri çıktı. Bildirinin her maddesinde ittifakın bulunmaması da bize göre sonucu olumsuz kılmıyor; çünkü maddeye muhalif olanlar, farklı düşünenlere saygı duyuyorlar, bu farklılığa rağmen güzel insanî ilişkileri devam ediyor, her biri diğerinin fikir ve kanaatine göre varolmasını, yaşamasını vazgeçilmez bir insan hakkı olarak telakki ediyorlar, "Katılmadığı fikir, inanç ve kanaate sahip olma ve buna göre yaşama hakkını sonuna kadar savunacaklarında" birleşiyorlar.

Sonuç bildirgesinin 4, 7 ve 9. maddeleri önemli şeyler söylüyor.

"4. ... Devlet bütün dinlerin, inançların ve dini yorumların önündeki engelleri kaldırır; din ve vicdan özgürlüğünü, dini inançların gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini herkes için güvence altına alır."

"7. Türkiye'nin bir kısım güncel sıkıntılarının kaynağında vatandaşların yaşam tarzlarına müdahale ve bu konudaki hassasiyetleri yatmaktadır. Laiklik din karşıtlığı değildir ve insanların yaşam tarzlarına müdahale edilmemesi biçiminde anlaşılmalıdır. Laiklik bireyin özgürlük alanını genişletmeli, özellikle kadına karşı ayrımcılık şeklinde sonuç doğurmamalı, onu kamu alanındaki haklarından mahrum etmemelidir."

"9. İnsanların dinî ve felsefî inanç ve kanaatleri ile inançlarına göre yaşama haklarını kullanmaları; açık ve yasallığını hukukun üstünlüğü ilkesinden alan bir kamu düzeni kuralı olmadıkça kimsenin cezalandırılmasına, kamu görevinden uzaklaştırılmasına, eğitim ve diğer kamu hizmetlerinden yoksun bırakılmasına sebep veya gerekçe kılınamaz. Laiklik ilkesi insan haklarında mutlak eşitlik ilkesi ile adalet ilkesinin tarafsız uygulanmasından hiçbir dinî veya felsefî görüşe ödün vermeme anlamında bir anayasal tanıma kavuşturulmalı, ikinci aşamada da bütün mevzuat gözden geçirilerek vatandaşların ciddi boyutlara varan endişe ve ıztırapları giderilmelidir."

Bize göre de İslâm'ı laikleştirmeye veya laikliği İslâmîleştirme'ye çalışmak abesle meşgul olmaktır; çünkü İslâm bir dindir, kaynağı ilâhîdir, aşkındır, beşer üstüdür; insanlığa yol göstermek, dünya hayatlarını Allah rızasına uygun yaşamalarını ve ahirette de mutlu olmalarını sağlamak için gelmiştir, karışmadığı, ilgi dışı bıraktığı bir alan yoktur. Ancak çağrısını ilim, hikmet, ikna ve güzel öğütle yapar, kimseyi dini benimsemeye ve yaşamaya zorlamaz... Laiklik ise başka bir tarihin, felsefenin ve bunalımın eseridir, dini daha doğrusu kiliseyi devlet ve siyasetin dışına çıkarmayı hedeflemiş, bunda da muvaffak olmuştur.

Laiklik ilkesini benimsemiş bir ülkede Müslümanlar yaşıyorlarsa devletin yapması gereken şey, laikliği din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde tanımlamak; devletin varlık ve bütünlüğüne, başkalarının hak ve özgürlüklerine, kamu düzenine zarar vermedikçe her türlü inanç ve kanaatin benimsenmesini, ifade edilmesini, öğretilmesini, yaşanmasını ve örgütlenmesini serbest bırakmaktır. Böyle bir ortamda Müslümanlar, başkalarıyla bir arada uyumlu yaşayacaklar ve kimsenin hak ve özgürlüklerine tecavüz etmeyeceklerdir; böyle yapacaklardır; çünkü dinleri onlardan bunu istemektedir. Bunu istemektedir; çünkü "dinde zorlama yoktur" ve Allah Teâlâ kullarını, güçlerinin yetmediği bir fiil veya talep ile yükümlü kılmaz.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler