www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İslam'ın referans alınması

İslam'dan referans alacak mıyız, almayacak mıyız? konusunda büyük bir müşkilatımız var. Yani bazı meselelerimizi çözerken, hatta devlet yönetirken, yasa yaparken Müslümanları ve inananlara göre İslam'ı kaale alacak mı, almayacak mı? Konu bu. Ben almayacağını düşünüyorum. Çünkü bu laikliğe aykırıdır. Şimdi bu onların yanlışı. Bizim yanlışımız, meşhur olan İslamcı yazarlar, düşünürler, yani İslam adına konuşanlar var ya, onların da yanlışı şu: Kendilerinin bir İslam anlayışı var ve bu İslam anlayışını benimsesin benimsemesin "Müslüman'ım" diyen bütün insanlara kendi İslam anlayışlarını dayatmak istiyorlar. Bunu dayatabilmek için de bir güce sahip olmaları lazım. O halde bu güç neyse, onu elde etmeye çalışıyorlar. Yani zorla insanları kendi anladığı manada Müslüman kılmak istiyorlar. Bu da bir yanlıştır. Bunun bir ortası yok mu? Bunun bir ortası var. Örnek vereyim: Osmanlı uygulaması... Osmanlı Devleti Hukuk-u Aile Kararnamesi hazırlıyor. Burada her konuyla alakalı üç bölüm vardır. Mesela boşanma, evlenme, nişan, iddet vs. "Müslümanlar için olan hükümler" der ve maddeler sıralar. Arkasından "Museviler için " der ve maddeler sıralar. Onun arkasından "İseviler için" der ve yine maddeler sıralar. İslam'ı referans alan Osmanlı Devleti kanun hazırlıyor, kanunda Musevileri, İsevileri kaale alıyor ve onları bağlayan dinî kuralları kanunlaştırıyor. Burada önemli olan husus şu: Bir tane madde koyup "İsevi, Musevi, Müslüman, dinine uysun uymasın bana uymaya mecburdur" demiyor Osmanlı ama bugün bir kısım çevreler bunu diyor, demek istiyor, yanlış olan bu. Bu yanlışı vurgulayalım diyorum ben.

Mesela bir bayan inanıyorsa başını örtebilmeli, sırf başını örttü diye onu kamu görevinden, tahsilinden mahrum etmemeli ve önüne bahaneler çıkarmamalı. "Benim bacım, anam, ninem şunun için örtünüyor, sen şunun için örtünüyorsun" diye gülünç bahaneler çıkartılmamalı. Elbette öyleleri de vardır ama öyle olmayanlar da vardır. Siz asıl öyle olmayanların hukukunu koruyacaksınız, suistimalleri engellemek için de ayrı tedbirler alacaksınız. Suistimalleri engellemek için hak ve hürriyetler ortadan kaldırılmaz, bu son derecede yanlıştır ve hukuk anlayışına uymaz.

Hakimiyet meselesine geçiyorum. Biz bugün eğer laik, demokratik, sosyal devlet, hukuk kavramlarından vazgeçmiyorsak ve bunların bir kısmının değişmesinin dahi teklif edilemeyeceğini öngörmüşsek, bu da temel yasada yerini almışsa, biz Müslümanlar olarak böyle bir çatı içinde yaşayabiliriz. Yalnız bunun şartı şudur: Devlet dine müdahale etmeyecek, dini tanımlamayacak, insanların din ve mezhep anlayışı seçimini belirlemeyecek, bir din anlayışını bütün insanlara dayatmayacak. Ama bunun yanında, devlet olmanın gereği olarak kamu düzenini, kamu sağlığını, devletin âli menfaatlerinin gereğini de koruyabilecek bir düzen kuracaktır. Öyle namaz kıldı diye, hanımının başı örtülü diye insanları mürteci saymayacak ve bu imkânı onlara tanımayı laikliğe aykırı telakki etmeyecek. Öyle bir laiklik anlayışı tanımı getireceksiniz ki, ateist ateistliğini, Hıristiyan Hıristiyanlığını, Müslüman Müslümanlığını yaşayacak. Peki burada düzen olur mu? Derseniz, olur derim.

"Hakimiyet bila kayd u şart milletindir." Bu cümle neye göre söyleniyor? Ben buradan başlamak istiyorum. Bunun alternatifi ne? Yani hakim olan Allah değil, halk mı demek istiyorlar? "Hakim olan, Allah adına kilise, Allah adına bir şahıs, Allah adına bir grup değildir. İnsanların mukadderatını yasama, yürütme, yargı vs. alanlarında belirlerken, ne Allah'dan selahiyet aldığı kendinden menkul bir kilise, ne de bir şahıs, millet iradesine ambargo koyamaz. Millet iradesi bir yanda, onun iradesi bir yanda olup, onun iradesiyle kanun yapılamaz, karar alınamaz, milletin mukadderatı tayin edilemez ve millet yönetilemez" mi demek istiyorlar? Yoksa karşılarına Allah'ı alıp "Tekvinde ve teşride Allah'ın hakimiyeti diye bir şeyi biz tanımıyoruz"mu demek istiyorlar?
Eğer birincisini kasdediyorlarsa Müslümanların o konuda hiçbir problemi yok. Çünkü Müslümanların da ona katılmaları şarttır. Zaten bizde kilise yok. Saltanat da merduddur. Müslümanlar zaten ona da karşıdır.

Lakin hakimiyet, Allah'a karşı bir tavır almak anlamında kullanılıyorsa, orada Müslümanların problemi vardır. Bir mümin Allah'a karşı bunu söyleyemez. Çünkü herkes biliyor ki Allah hem tekvinde hem teşride "hakim-i mutlaktır". Şimdi bizi teşri, yani yasama, kanun yapma daha çok ilgilendiriyor. Bizim bu konuda söyleyeceğimiz sözleri kısaltan şey daha önceki konuşmalardır. O konuşmaları tekrarlamıyorum ama, bu bizim Kur'an'ı okuma ve anlama biçimimize bağlı bir şeydir. O, 3'lü tasnifte lafız, hüküm ve maksat üçlüsünü nasıl kullanacağımıza bağlıdır. Ama sonuçta hiç şüphe yok ki, Müslümanlar kanun yapar, nizamname, kararname çıkarır; lakin bağımsız yapmaz. Allah'la, dinle alakasını tamamen kopararak, onu dışlayarak yapmaz. Bir şekilde ondan izin alır. O şeklin sonuna kadar tartışılmasına ben varım. Ama bir şekilde, yaptığınızı Allah'ın rıza ve iradesine bağlamak durumundasınız. Kendinizi bu zorunluluk içinde hissettiğiniz anda, "Siz laik değilsiniz" demektir.11



11 Bu bölüm, 16-19 Temmuz 1998 tarihleri arasında gerçekleşen 1. Abant toplantısında müzakere'lerinden alınmıştır.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler