www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Diyalog yada birlikte yaşama sanatı

"Dinlerarası diyalog" adıyla toplantılar yapılıyor. Şüphesiz bu toplantılarda tarafların ortak veya her birine özel amaçları vardır. Ancak ortada hiçbir kimsenin görmezlikten gelemeyeceği bir gerçek daha vardır: Bugün insanlar dünyada ve ülkelerde farklı inançlara sahip veya hiçbir inancı olmayan, inancı olup da gereğine göre hareket etmeyen bireyler ve guruplar halinde bir arada yaşıyorlar. Bu "bir arada yaşayış" ya bir anlaşma ve uzlaşmaya dayanır veya her biri diğerine zoraki katlanıyor, zaman içinde onu (ötekini) eritmek, yok etmek, tek olarak kendini hayatta bırakmak istiyor. İkinci isteğin ve hedefin tarih boyunca insanlara nelere mal olduğu bilinmektedir; savaşlar, zulümler, baskılar, göçler, aile parçalanmaları, zalim gelir dağılımı, terör, anarşi... İkinci (barışçı, uzlaşmacı) amaç şüphesiz bütün taraflar için en hayırlı olanı, bu amaca ulaşmanın yolu ise diyalogdur, uzlaşmadır; yani tarafların bir araya gelmeleri, birbirlerini doğru ve yakından tanımaları, istek ve amaçlarını açıkça ortaya koymaları, çatışma sebeplerini ortadan kaldırmaları, ortak talepleri, ihtiyaçları karşılamaya ve amaçları gerçekleştirmeye çalışmaları, farklı istek ve amaçları ise -birlikte huzur ve barış içinde yaşama zorunluluğu yüzünden- birbirine dayatmaktan vazgeçmeleridir.

"Dinlerarası diyalog"dan benim anladığım, farklı dinleri masa üzerine yatırıp bunlardan hiçbirine tam olarak benzemeyen yeni bir din oluşturma ve buna ortak olarak inanma çabası olamaz; çünkü bu bir ütopyadır, gerçekleşmesi mümkün ve farklı dinlere göre meşru da değildir. Bu sebeple ben bu toplantılara "dinler arası" değil, "farklı inançlara sahip guruplar arası" denilmesini tercih ederim. Nitekim geçenlerde Avusturalya'da katıldığım diyalog toplantısının adı isabetli olarak "Müslümanlar ve Hıristiyanlar arası diyalog" olarak belirlenmişti.

Bu toplantıların bir faydası var mıdır? Diyalog adı altında yapılmak istenen, tarafların dinlerini karşı tarafa benimsetmek için zemin hazırlamaları mıdır? Yoksa itibardan düşmüş, mabetleri boşalmış bazı dinlerin mensupları, insanların rağbet ettiği dinler ve mensupları sayesinde yeniden gündeme gelmek, itibar kazanmak mı istemektedirler? Bu kabil sorular samimi olarak sorulmakta, "kaş yapalım derken göz çıkarma" olmasın kabilinden uyarılar yapılmaktadır. Şüphesiz bu sorulara kulak vermek ve uyarıları dikkate almak gerekir. Ancak yukarıda tanımladığımız anlamda bir diyalog da zorunludur. Öte yandan böyle toplantılar yapılmasa bile davetçi dinlerde zaten misyonerlik vardır. Müslümanlar da bütün insanlara dinlerini anlatmakla, onları bu dine çağırmakla yükümlüdürler. Diğer din mensuplarıyla veya inanmayanlarla bir araya gelmeden bu davet ve tanıtma nasıl yapılacaktır? Başka bir deyişle diyalog toplantıları A dini için misyonerlik fırsatı ise B dini için de böyle değil midir?

Katılıdığım toplantıda alınan sonuçlara ışık tutması bakımından bazı örnek olaylara ve diyaloglara yer vermek faydalı olacaktır:

Toplantıda iki taraftan üniversite hocaları ve din adamları vardı. Genel konu da inananlar arasında diyalogun gerekliliği ve faydaları idi. Sorulara geçildiğinde bir Hıristiyan dinleyici "Siz müslümanlar Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğuna inanıyor musunuz? İnanmıyorsanız diyalog nasıl olacak?" diye sordu. Bizden bir hoca ona özetle şu cevabı verdi: Bize göre Hz. İsa bir peygamberdir, Tanrı'nın oğlu değildir. Siz O'nun oğlu diye inanıyorsanız bu inanç aramızdaki farklı noktalardan birini teşkil eder, ancak bu ve benzeri farklı inançlarımıza rağmen bir araya gelebilir, dünyanın ortak problemlerine çözüm arayabilir, birbirimize inanç dayatmadan barış ve huzur içinde yaşamanın yollarını ve usulünü araştırabiliriz....

Bir müslüman dinleyici "Tanrı'nın oğlu" kavramının tevhide aykırı ve şirk olduğunu ileri sürerek bunun Hıristiyan temsilciler tarafından açıklanmasını istedi. Tebliğine İslam selamı ile başlamış olan, Pakistan'da görevli bir Hıristiyan din adamı şu cevabı verdi: "Bu çok zor bir soru, uzun boylu konuşmayı gerektirir, ancak kısaca söylemek gerekirse bu "baba-oğul" meselesi bizim bildiğimiz, insanlara mahsus bir ilişki mahiyetinde değildir, manevi ve mecazidir, Allah birdir, oğul kavramı bu birliğe aykırı olmayacak bir yorum içinde kabul edilir..."

Vatikan'da diyalogla görevli bir akademisyen papaz Konya'da kaldığı birkaç ay içinde komşularından gördüğü iyiliği, güzel ahlakı örneklerle açıkladıktan sonra "Müslümanları ben böyle gördüm, onlar kana susamış insanlar değil" dedi.

Benim tebliğimin konusu "İslam'da savaş ve barış" idi. Aksine görüşler bulunmakla beraber İslam'da barışın esas olduğunu, karşı taraf haksızlık yapmadığı ve saldırmadığı sürece müslümanların, inançları gereği savaşmak mecburiyetlerinin bulunmadığını, hatta meşru sebebi bulunmadan veya başka çözüm yolları var iken savaş açmanın İslam'a aykırı olacağını anlattım. Barış ve diyalog isteniyorsa kutsal kitapların bu amaca göre yorumlanması veya bu konudaki tavırlarının açıkça ortaya konması gerektiğini de ekledim.

Toplantıya dinleyici olarak katılan Hıristiyanlar "İslam'ı ve müslümanları daha yakından tanımakla çok yararlandıklarını" ifade ettiler.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler