www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Yargıtay Başkanı'nın konuşması10

Yeni adli yılın başlaması münasebetiyle Yargıtay Başkanı ve Barolar Birliği Başkanı konuşuyorlar. Her yıl benzerleri yapılan bu konuşmalarda bazı başkanların, yargıyı amacı yönünde ilerletici, problemlerini giderici önemli sözler söylediklerini işitiyoruz. Son konuşmalarda da şüphesiz isabetli ve önemli sözler var; "Pekçok sorunun kaynağını oluşturan 1982 Anayasası tamamen değiştirilmeli, çağın evrensel değerleriyle bütünleşecek yeni bir Anayasa kabul edilmeli. Bu düzenlemelerde, herhangi bir parti veya iktidarın isteği ve tercihi değil, tüm toplumun beklentisi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü esas alınmalı" şeklindeki tespitlere katılmamak mümkün değil. Ama benim bu yazıda ele alıp eleştirmek istediğim sözler, Yargıtay Başkanı'nın din ve vicden özgürlüğü, irtica ve İslam devleti; Barolar Birliği Başkanı'nın da ideal yargı üzerine söyledikleridir.
Sayın Başkan, "İrtica; demokratik, laik, çağdaş düzene karşı tehlike olma niteliğini koruyor. İrtica, aydınlanmaya ve öğrenime gerekli önemin verilmesi, yasaların kararlılıkla uygulanması, zamanın koşullarına ve evrensel ilkelere göre gerektiğinde yeni yasaların yürürlüğe konulmasıyla önlenebilecektir" diyor.
ABD, "Irak'ta kitle imha silahları var, bu dünya ve bölge barışı için büyük tehlike oluşturuyor..." diyerek Irak'a müdahale etti, bütün arama ve taramalara rağmen kitle imha silahları bulunamadı, bu silahlar olsun olmasın ABD'nin başka ve meşru olmayan sebeplerle Irak'ı işgal etmeye niyetli olduğu ve silahları bahane ettiği anlaşıldı. Türkiye'de ne zaman din ve vicdan hürriyeti üzerinde baskı yapmak için irtica bahane edilse aklıma Irak olayı geliyor ve arada bir benzerlik kurmaktan kendimi alamıyorum. Yıllardır bu irtica yaygarasını dinliyoruz, irticadan neyi kastettiklerini de açıklamıyorlar, bazılarının "belli bir çizgiden sonraki ferdi ve ictimai dindarlığa", bazılarının da "İslam devleti kurma niyet ve eylemlerine" irtica dedikleri anlaşılıyor. Yargıtay Başkanı'nın konuşmasında hangi tanımın kastedildiği anlaşılmıyor; hem İslam devletinden söz ediliyor, hem de sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteğinin tehlikesine dikkat çekiliyor.
Önce "demokratik, laik, çağdaş düzene karşı tehlike olma niteliğini koruyan" irtica iddiasını ele alalım. Türkiye'de laik-demokratik düzeni değiştirip yerine şeriat düzeni getirecek olan hangi örgütler ve bunların ne gibi faaliyetleri var? Başkan'ın bunu açıklaması, belgelere işaret etmesi gerekirdi. Zaman zaman yayımlanan raporlara baktığımızda sapla samanın birbirine karıştırıldığını, akla ve ölçüye sığmaz abartmaların yapıldığını görüyoruz. 28 Şubat'ta verilen muhtırada yer alan meşhur 18 madde de böyle idi. Bu maddelere ve taleplere bakılırsa İmam Hatip okulları, Kur'an Kursları, birçok radyo ve televizyon, partiler, dernekler, vakıflar, yazılı basın organı ve diğer yayınlar... irtica odakları ve tehlike olarak niteleniyor, yok edilmesi isteniyordu. Eğer bunların rejimi değiştirmek maksadıyla eylemler yaptıkları, suç işledikleri sabit ise haklarında dava açılması, cezalandırılmaları ve engellenmeleri gerekir; sübut bulmuş bir suçları yoksa suçlamak, sabit olmayan iddialara, tahminlere, vehimlere dayanarak hürriyetlerini kısıtlamak hukuk devleti ilkesi ile bağdaşıyor mu?
Başkana göre irtica şu tedbirlerle önlenecekmiş:
1. Aydınlanmaya ve öğrenime gerekli önemin verilmesi.
Peki bunun için mi, bazılarının irtica içinde gördükleri kesimin çocuklarının liselerde ve yüksek öğretim kurumlarında okumaları engelleniyor?
2. Yasaların kararlılıkla uygulanması.
Hangi yasaların? Evrensel hukuk ilkelerine ve çağdaş, gelişmiş ülkelerin uygulamalarına aykırı olarak yasaklar getiren, hürriyetleri kısıtlayan yasaların mı?
3. Zamanın koşullarına ve evrensel ilkelere göre gerektiğinde yeni yasaların yürürlüğe konulması.
Zamanın koşullarından maksat, hani şu meşhur "Türkiye'nin özel durumu ve şartları" mı, yoksa çağdaş dünyanın dayattığı şartlar mı? Birincisi kastediliyorsa onun hukuk ve demokrasi ile ne alakası var? İkincisi kastediliyorsa "sınırsız din ve vicdan özgürlüğü adına" diyerek Başkan neye karşı çıkıyor?
Yargıtay Başkanı'na göre "Sınırsız din ve vicdan özgürlüğü adına devleti devre dışı bırakmak isteyenlerin amacı önce anarşi, sonra teokratik devlet düzeninden başka şey olamaz... Din ve vicdan özgürlüğü isteyenlerle, İslamî devlet kurma heveslilerinin aynı amaçta birleştiği unutulmamalı."
Bir hukuk adamına yakışmayacak ölçüsüz, dayanaksız ve mantıksız sözler. Önce "sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenler" ifadesini ele alalım. Bir kere sınırsız özgürlük isteyenler yok; ben böyle bir isteğin yazılı veya sözlü olarak bir yerde dile getirildiğini ne gördüm, ne de duydum. Dünyada hiçbir şey sınırsız değildir; din ve vicdan özgürlüğü de buna dahildir. Ayrıca din ve vicdan özgürlüğü bir kesim için istenmiyor ki, bu başkalarına zarar versin; adı üstünde din ve vicdan özgürlüğü. Bu özgürlükten bütün inananlar ve inanmayanlar yararlanacağına göre yalnızca şeriat devleti kurma amacı ile bu talep arasında nasıl bir bağ kurulabilir? "...başka şey olamaz" hükmünün mantıkla ve bilimle bağdaşması mümkün mü? Her şeyden önce bu talebin amacı niçin "dini olabildiğince, başkalarına zarar vermeden yaşamak" olmasın. Başkan bütün özgürlük isteyenleri yalan makinasına koydurdu da böyle bir sonuç mu çıktı? Bir toplum içinde her düşünce ve inanç bulunabilir; bunlar arasında anarşi, komünizm, şeriat... isteyenler de olur. Devletin vazifesi, kötü niyetliler yüzünden masum vatandaşların özgürlüklerini kısıtlamak değil, kötü niyetlerin fiile dönüşmesini engellemektir. Bunun da yolu eğitimdir, kanunlara göre suç olan eylemlerin cezalandırılmasıdır; suçsuzların cezalandırılması, kurunun yanında yaşın da yakılması hukuka sığmaz.
Başkan, "Devletin özgürlük bahanesiyle; bir kesimin din ve vicdan özgürlüğünün yok sayılmasına, zedelenmesine seyirci kalması varoluş nedenine ters düşer. Kavram kargaşasıyla insan hak ve özgürlüklerinden söz ederek, laik düzen hakkında zihinleri bulandırmak, din ve vicdan özgürlüğü ihlallerine zemin hazırlamaktır..." diyor.
Diyelim ki Türkiye'de şeriat düzeni isteyenler var; yalnızca bu istek başkalarının özgürlüğünü ortadan kaldırmaz ki... Ancak "belli bir yoruma göre şeriat devleti" gerçekleştiği zaman "başkalarının özgürlüğü" belli ölçülerde kısıtlanmış olur. Demokrasilerde bunu engellemenin yolu istemeyi engellemek, ağızlara ve kafalara kilit vurmak değildir; başkalarına zarar verecek düşüncelerin fiilen gerçekleşmesine mani olmaktır. Çağdaş demokrasilerde düşünme ve isteme değil, başkalarına zarar veren eylem yasaklanır.
"Laik düzen hakkında zihinleri bulandırmak" ne demek? Dünyada yalnızca bir tane laiklik anlayış ve uygulaması mı var? Başkan Anglo-Sakson dünya ile başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerdeki laiklik anlayış ve uygulamalarının birbirinden farklı olduğunu bilmiyor mu? Şu değil de bu laiklik anlayışının kabulünü ve uygulanmasını istemek niçin hak ihlallerine zemin hazırlasın? Başkanın, "AB'ye uyum düzenlemelerini başarılı buluyoruz, ancak bu düzenlemeler Türk halkının hak ettiği konumdan uzak. Reformların dış dinamiklerin zorlamasıyla değil, Türk halkının isteklerinin bu doğrultuda olduğu bilinciyle yapılması gerekir" şeklindeki sözleri yukarıdaki tespit ve talepleriyle çelişmiyor mu? Türkiye'de Cumhuriyet yılları boyunca uygulanan laiklik anlayış ve uygulaması, Türk halkının istekleri doğrultusunda mı olmuştur? Halk Partisi'nin iktidardan uzaklaştırılması ve Demokrat Parti'nin kahir halk oyu üstünlüğü ile kazanmasının belirleyici amilleri arasında "bu katı, hak ve özgürlükleri yok sayan laiklik anlayışı"na karşı çıkmak, onu değiştirmek amacı yok mudur? DP ne yaptı, şeriat mı getirdi? Hayır. Onun yaptığı daha yumuşak bir laiklik uygulaması ve halkın dine yönelik bazı isteklerini karşılamaktan ibaret. Demokrasi ve özgürlük istemeyenler orduyu devreye sokup demokrasiyi askıya almasalardı halk DP'yi daha yıllarca iktidarda tutacaktı. Ondan sonra da olan yine budur.
Sayın Başkan dahil bütün okumuş yazmışların peşin hükümlerden ve şartlanmışlıklardan kurtulmak için çaba göstermesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Barolar Birliği Başkanı da "bağımsız, yansız, güçlü ve adil bir yargı" için köklü reformlar yapılmasını istiyor; bu reformların arasında ahlak eğitimi ile ilgili olanı da var mı? Eğer yoksa hakimler de etten kemikten yaratılmış beşer değil mi?



10 Yeni Şafak, 12-14.09.2003

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler