www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Laiklik ve ruhbanlık

Laiklik kelimesine tarih içinde yüklenen manalardan biri de "din ve kilise adamı, rahip" karşıtı olarak "rahip olmayan, dünya adamı olan" demektir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda laiklik tanımsız bırakıldığı için ona verilecek mana ve yapılacak tanım konusunda bir keyfilik hüküm sürmektedir. Bu sebeple olmalıdır ki, geçende bir tartışmada aynı şahıs laikliği iki türlü tanımladı: a) Dünya adamı, b) Referansı din, kutsal kitap olmayan sistem. Bu tanımlamalara göre ruhban sınıfına, mesela katolik din adamı sınıfına mensup olmayan her fert laiktir; dünyayı yaşayan, rahip olmayan kimselerin laik olmamaları mümkün değildir. Keza yürütme, yasama ve yargıda dini, kutsal metinleri ve talimatı kaynak olarak kullanan, bu kaynakta yer alan talimata uyum gösteren, bunlara aykırı davranmayan toplumlar ve devletler "siyasal dine" bağlıdırlar, "fundamantalist"tirler. İki tanımlamayı birden gözönüne aldığımız zaman "özel hayatında dini rehber edinen" kimsenin durumu karanlıkta kalmaktadır; ikinci tanım devlete ve topluma mahsus bir tanım değilse "dini hayatında rehber edinen fert" laik değildir, birinci tanıma göre ise aynı fert rahip olmadığı, ruhban sınıfına dahil bulunmadığı için laiktir.
Bu kavramları İslâm'a uyguladığımız zaman durum daha da karışmakta, Müslüman topluluğu ve ferdi laiklik tanımlarından birinin içine koyma işi imkansız hale gelmektedir. Çünkü İslâm dininde rahip ve ruhbanlık yani dünyayı, aile hayatını terketmiş, kendini dine ve mabet hizmetine vermiş bir din adamları sınıfı yoktur. Bir Müslüman fert hem dünya hayatını, dinin emir ve yasaklarına uyarak yaşar, hem de ibadetini yapar, imamlık, müezzinlik, vâizlik, müftülük gibi dini hizmetleri yerine getirir. İmam örneğinden hareket edersek o bile, Hıristiyanlık'taki manada "din adamı" değildir, ikinci tanım çerçevesinde de laik değildir, çünkü imam olsun, cemaat olsun bütün müslümanlar, dünya hayatlarını da Allah'ın buyruklarına göre yaşamaya çalışırlar. Asker sivil bütün müslümanlar, hayatlarında bir kere bile inanarak bir din kuralını uyguladıkları zaman dini, dünya hayatlarında referans olarak kullanmış olurlar.
Günümüzde problem, devletin dinî referans olarak benimsemesi halinde inanmayanlar ile farklı dinlere mensup olanların din ve vicdan hürriyetlerinin ortadan kalkması tehlikesidir. Ancak bu tehlikenin yanında, dinin referans olarak alınmaması, dinde bulunan bir kuralın, devletin mevzuat ve yönetimine yansımaması halinde dindarların, bir dine inanan ve onu yaşamak isteyenlerin din ve vicdan hürriyetlerinin ortadan kalkması tehlikesi de vardır. Devlet yalnızca bir dine inanan ve onu yaşamak isteyenlerin devleti değildir, bu doğrudur ama yalnızca inanmayanların devleti de değildir. Devlet büyük bir şemsiye gibi durumları farklı olan bütün vatandaşlarını gölgesi altına almak mecburiyetindedir, o bunun için vardır. Devletin laik olmasını, "dini referans olarak kullanmaması" manasında alır ve uygularsak dindara, inanan ve inancını yaşamak isteyenlere karşı baskı ve zulüm kaçınılmaz hale gelir. Her iki sakıncadan da kurtulmanın yolu, devletin mevzuat ve uygulamalarında inancı göz önüne alması, hem kendinin hem de başka grupların hiçbir ferde ve gruba baskı yapamayacağı, inancına aykırı kural dayatamayacağı bir yönetim biçimi kurup yürütmesidir. İşte adı laik olsun, seküler olsun bir kısım Batı ülkelerinde ve toplumlarında yapılan, yapılmaya çalışılan budur, bu sistemin genel çerçevesi de insan haklarıdır, din, düşünce ve vicdan hürriyetidir.
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız sistemi başörtüsü örneğine uygularsak maksat daha da açıklık kazanacaktır. Devlet, laiklik veya sekülerlik adına mevzuat üretir ve bu mevzuat ile, inancı yüzünden başını örten bayanların kamu alanlarında çalışmalarını ve okumalarını yasaklarsa inanan vatandaşlarının bir kısmını himaye şemsiyesinin dışında bırakmış, onlara inançlarına aykırı kural dayatmış, din ve vicdan hürriyetlerini çiğnemiş, inancına uygun yaşamak isteyenleri bir kısım haklardan yoksun bırakmış olur. Başı örtmeyi veya açmayı serbest bırakırsa çağdaş laiklik anlayışından uzaklaşmamış, insan haklarını çiğnememiş, herhangi bir inanç grubuna baskı yapmamış ve inanca aykırı kural dayatmamış olur.
Konu bu kadar açık ve basit iken tersine zorlamalar ve dayatmaların çağdaşlıkla alakası yoktur, din karşıtlığından, dayatmacı zihniyetten ve alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır, çağdışıdır, millet-devlet bütünleşmesine, vatandaş gruplarının kaynaşmasına aykırıdır.
Ya laiklik, bütün inanç gruplarının inançlarını veya inançsızlıklarını yaşamalarına imkan verilecek şekilde anlaşılıp uygulanacak, yahut da onun yerine demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti kavram ve kuralları konarak çağın gereği yerine getirilecek, milyonların ıstıraplarına son verilecektir. Bugün ülkemizde anlaşılan ve uygulanan laiklik, dini hayatın dışına atmak isteyenlerin inanç, tutum, yaklaşım ve hayat tarzlarını bütün vatandaşlara mecbur kılma ve dayatma sisteminin adıdır. Bu anlayış ve uygulamadan geri dönülmedikçe çağdaşlıktan, demokrasiden ve insan haklarından söz edilemez, dem vurulamaz, hür ve demokrat dünyanın karşısında başı dik olarak durulamaz.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler