www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Başörtüsü ve utanma4

Kasaplar kandan ürkmezler, ama çok insan vardır ki, kanı ilk gördüğünde bayılır. Tıp öğrencileri de kadavra dersinde aynı durumu yaşarlar, önce korkanlar, kusanlar, kaçanlar olur, sonra alışırlar. Her gün tv yayınlarında kan döken çağdaş sömürgecileri seyrediyoruz, seyrettikçe alışıyoruz ve tepki göstermez hale geliyoruz. Türkiye'de başörtüsü meselesi de böyle; mağdurlar çevremizde, acıları dinmeden, mağduriyetleri giderilmeden yaşıyorlar, biz bunları görüyoruz ama her geçen gün tepkimiz biraz daha zayıflıyor. Utanması gerekenler utanmıyorlar, vicdanları sızlaması gerekenlerin vicdanları utanç duvarı haline gelmiş, işin garibi utanmaması gerekenler utanır olmuşlar. Ferhat Kentel'e kulak verelim:
"Türkiye'de sorun "türban" değil; sorun başörtüsü ve başörtünün temsil ettiği ya da başörtüyle içiçe geçen bir yaşam tarzı, bir kültür, bir değerler bütünü, şu ana kadar işletilen devlet merkezli modernleşme sürecinden farklı bir modernleşme hikayesi, şu ana kadar devlet kontrolundaki dinsellikten farklı bir dinsellik... Başörtü, yükselmekte olan, olağanüstü bir mobilite kazanan, bu mobiliteyle birlikte yeni bir birikim kazanan, farklı bir varolma "yolunu" düşünebilen ve geliştiren bir toplumsal kesimin en belirgin dış görünümlerinden biri... İşte tam bu yüzden, basbayağı bu topraklara ait, buralara dair bir toplumsal hareketin, yani aslında devletin gurur duyması gereken, modernleşmenin başarısı olarak görülebilecek bir hareketin, önünün kesilmesi söz konusu. Ve "başörtünün" önü kesilemezdi ama "türbanın" kesilebilirdi... Başörtü bir "simge" değildi... O annelerimizin, anneannelerimizin örtüsüydü. İktidar blokuna hakim olan otoriter zihniyet o zaman türbanla simge yarattı; çünkü türban "bizim" değildi...Ve biz "modern" olarak adlandırılmış kamusal alanda, modern teknolojiler tarafından öğretilmiş olanlar dışındaki tezahürlerimizden, kelimelerimizden, inançlarımızdan utandık... Utanmayı öğrendik... Köşe yazarlarının yazı üretirken "gözümün önünde bir fotoğraf karesi var" türünden kullandıkları standart taktikler var. Ben de bitirirken aynı taktiği kullanacağım şimdi... "Önümde bir fotoğraf var..." İstanbul'un seçkin mekanlarından birinde, lise mezuniyet yemeğinden bir anı... Fotoğrafta ayakta 2 genç var. Biri ben, diğeri arkadaşım Ufuk... Objektife gururla bakıyoruz. Önümüzdeki masada Ufuk'un babası, annesi, benim babam oturuyorlar... Benim annem yok... Annem "o mutlu günümde" yok... Annem gelmemiş; annemin gelmesinin "çok uygun" olmayacağını düşünmüşüz çünkü. Babam öyle düşünmüş, annem uygun görmüş, benim de işime gelmiş... Ufuk'un annesinin gelmesinde, o fotoğrafta yer almasında anormal bir şey yok; çünkü o başörtüsüz; benim annem ise başörtülü... Öyle "seçkin bir mekanda" başörtülü annemin gelmesinden ailecek utanmışız. Gelmemesini içimize sindirmişiz... Sindirdiğimiz için, onu evde bırakmışız. Onu ailecek görünmez yaptık. Ben arkadaşlarımın yanında, "utandığım başörtülü bir anneden" utanç duymak zorunda kalmamış oldum. Ve o fotoğrafta annem hâlâ yok..."
Bir gerçek sahne tasvirini de ben sunayım: Yalova'da Telekom binasına gittim, başörtülü genç bir bayan, 2 küçük çocuğu ve yaşlıca, sakallı bir büyükleri sıra bekliyorlar, beni görünce tanıdılar, yaşlı adam ayağa kalkıp "Seni bir kucaklayabilir miyim?" dedi, kucaklaştık, gelinini göstererek "Kocasını bunun örtüsü yüzünden ordudan attılar, hiçbir gelirleri yok, iş de vermiyorlar, onlara düşük gelirimle ben bakıyorum, acaba mağduriyetlerin giderilmesi konusunda bir ümit var mı?" diyerek bir çırpıda derdini döküverdi. Uygun, ümit verici, rahatlatıcı birkaç cümle söyledim, ama söylediklerim beni teselliye yetmedi, içim doldu, gözyaşlarımı zaptederek vedalaşıp ayrıldım. Benim rasladığım, konuştuğum, mektuplarını okuduğum böyle mağdur sayısı saymakla bitmez.
Evet bu başörtüsü meselesi Türkiye'nin ayıbıdır, AB'de gerçek manada hak ve özgürlüklerden yana olsa başörtüsü zulmünün kalkmasını AB'ye giriş şartları arasına alırdı. Onlara sormak gerekiyor: "İdama mahkum olmuş canavarları kuratarmak insan hakkına saygı oluyor da başörtüsü mağdurlarını kurtarmak niçin olmuyor?"



4 Yeni Şafak, 03.08.2003

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler