www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Önsöz

Eylül ayı (2003) içinde yapılan bir ilmî toplantıda dinin şümulü (kapsamı) da tartışıldı, toplantıda hem gelenekteki usule bağlı kalarak gelişim ve değişim taraftarları, hem de geleneğin usulünü reddederek yenilik yapma taraftarları vardı. Her iki tarafın görüş birliği içinde oldukları konulardan biri "İslam'ın şümulü ile ilgili idi; taraflar, "hayatın hiçbir alanı dinin dışında değildir" hükmünde birleştiler. Ayrıldıkları nokta, bu alanlardan hangilerinin değişmez olarak vahye (ilgili âyet ve hadislere) bağlı olduğu, hangilerinin ise vahiy ile bildirilmiş olsa bile akıl, bilim, çağdaş anlayış ve taleplere göre değişebileceği meselesi idi. Geleneğin usulüne bağlı kalarak gelişme ve yenileşme taraftarı olarak biz, vahiy ile bildirilmiş bir din hükmünün, hayatın hangi alanına ait olursa olsun, tek başına akıl, çağdaş teoriler, eğilimler, talepler referans alınarak değişemeyeceğini, klasik ictihad yoluyla, dinin özü bozulmadan, gönderiliş amacı zayi edilmeden tıkanıklıkların giderilebileceğini, açılımların yapılabileceğin savunduk. Karşı taraf ise "varlığın başlangıcı, sonu, inanç ve ibadet alanı" dışında kalan din kurallarının, hakkında nas (vahiy) bulunsa bile çağdaş akıl ve taleplere göre değiştirilebileceğini, bunu yapan müslüman alim bir şekilde (mesela sosyal ve ahlaki amaçları bakımından) Kur'an'ı referans alacağı için koyacağı yeni kuralların da din (İslam) olacağını savundular. Bu tartışma yeni olmadığı gibi pek yakında da sona ermeyecek, daha bir süre ilahiyatçıların gündemini işgal edecektir. Burada o tartışmayı dile getirmemizin sebebi, "din-devlet" ilişkisi; yani elinizdeki kitabın ismi ve içeriği ile ilgili olmasıdır.
Din-devlet ilişkisi konusunda farklı anlayış ve yaklaşımlar var: Bunları, "din devlete karışmaz, alanları ayrıdır", "din devleti de içine alır, ama devlet ve siyasetle ilgili din kuralları müslümanlar tarafından, çağın gereklerine göre değiştirilebilir", "din hayatın bütününü içine alır, koyduğu kuralların hangilerinin nasıl değişeceğini de yine din belirlemiştir, müslümanlar bunlara uymakla yükümlüdürler" şeklinde üç maddede toplamak mümkündür.
Benim benimsediğim yaklaşım üçüncüsüdür. Buna göre müslümanlar, devlet yönetiminde de vahyi kaynak olarak almak durumundadırlar. Din, beşerin arzu ve hevesine tabi olmaz ve buna göre değişmez, mümin kendini dine göre değiştirmek ve geliştirmek durumundadır. Din beşerin aklına rağmen heva ve hevesine uyarak bozulmasını engellemek veya düzeltmek üzere gelir ve beşerî düşünce, inanç ve düzene müdahale eder. Esasen dinin talepleri ile insan fıtratı (yaratılış özellikleri, genel insan yapısı) çelişmez; Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "O halde sen hanîf olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel. Allah'ın yaratışında değişme olmaz. İşte doğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler" (Rûm: 30/30). İnsanoğlu kemale (erginliğe, yücelmeye) namzet olduğu gibi bozulma riskine de tabidir; din insanın fıtratında mevcut olan kemali gerçekleştirmeyi, bozulma riskini de azaltmayı, zayıflatmayı, yok etmeyi hedefler. Allah'ın muradı peygamberleri ile kullarına ulaştırılmıştır. O'na göre iyi ve güzel olanın ne olduğu kitaplarında (Sonuncusu Kur'an) açıklanmıştır. Çağın iyi ve güzeli ile Allah'ın iyi ve güzeli çeliştiği zaman mümin, selim akla da aykırı olmayan Allah'ın (dinin) iyi ve güzeline uyacaktır.
İnsanların fıtrat yönünde ve müspet mânada gelişme ve değişmesi karşısında onbeş asır önce bildirilmiş değişmez kuralların uyum problemi doğurması kaçınılmaz değil midir?
İslam bu problemi şu yol ve yöntemlerle çözmüştür.
1. İman, ibadet ve haram nesneler dışında kalan alanlara ait bağlayıcı naslar (vahye dayalı kurallar, açıklamalar) çok sınırlı tutulmuştur.
2. Bu sınırlı naslardan çıkan hükümleri uygulamak güç veya imkansız olduğunda "zaruret" ilkesi devreye girmekte ve yasaklar kalkmakta, emirler askıya alınmaktadır.
3. Sınırlı naslara ve uygulamalara kıyas, nasların yorumu ve fayda-zarar ölçütü kullanılarak yapılan ictihad değişim ve gelişimin din çerçevesinde sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlamaktadır.
Bugün dünyamızda çok kültürlü bir sosyal hayat hakim hale gelmiştir. Demokrasiler de farklılığa tahammülü (bu manada hoşgörüyü), farklı kültür mensuplarının hak ve özgürlüklerinin tanınıp korunmasını öngörmektedir. Vahiy kaynaklı bir sosyal hayat ile çok kültürlü/çoğulcu bir demokrasi anlayışı nasıl bir arada olacaktır?
Türkiye'nin önde gelen ilahiyatçıları İslam'ın bütün hayatı kapsadığında görüş birliği ettiklerine göre, "din devlet, siyaset, hukuk ve ekonomiye... karışmaz" mânalı bir laiklik anlayışı ile bu din nasıl yanyana yürüyecek?
Müslümanlar uzlaşma adına dinin bazı taleplerinden vaz mı geçecek veya laikler müslümanların hatırı için bazı din taleplerine boyun mu eğecekler?
Bu ve benzeri önemli sorulara cevap bulmak üzere düşünüp yazdıklarımın bir kısmını bu kitapta bulacaksınız. Umarım bazı konuları yeniden düşünüp tartışmamıza vesile olur.
Hayreddin Karaman
İst. Ekim, 2003


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler