www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Misyonerlik

Başta Hristiyanlık olmak üzere bazı İslam dışı dinlerde ötekilere dini tebliğ etmek, onları dine kazanmak kutsal bir vazife, âdeta bir ibadettir. İslam'da da dine davet ve dinin tebliği ümmetin (Müslümanların) önemli bir vazifesidir. Peygamberimiz (s.a.) Hz. Ali'ye hitaben, "Senin sayende, senin çabalarınla bir insanın hidayete kavuşması (Müslüman olması) senin için, dünyanın en değerli nimetlerine sahip olmandan daha hayırlıdır" buyurmuştur. Bu teşvikler sebebiyle olmalıdır ki, Müslüman tüccarlar, dervişler ve alimler meşakkatli seyahatlere katlanarak dünyanın hemen her tarafına ulaşmış, insanlara İslam'ı anlatmışlardır.

Bir dini, onun mensubu olmayanlara anlatmak manasında "tebliğ" bir yandan İslâmî bir ödev, diğer yandan başkalarına da tanınmış bir haktır. Ancak tarih boyunca yapılan uygulamalara bakıldığında özellikle Hristiyanların yaptıkları misyonerlik faaliyetlerini bu masum "tebliğ" çerçevesine sokmanın mümkün olmadığı görülmektedir. Çünkü bu dinin mensupları içinden misyonerlik vazifesini üstlenmiş olan şahıs ve kurumların hem amaçları hem de araçları meşru ve masum değildir.

Misyonerlerin amacı yalnızca insanları Hristiyanlaştırmak değildir; amaç Batılı Hristiyan devletlere daha kolay sömürecekleri veya çıkarları yönünde kullanacakları ülkeler ve topluluklar kazandırmaktır. Bu amaç, devletlerin siyasi ve ekonomik çıkarlarına, kilise mensuplarının da dinî arzularına uygun düştüğü için zalim bir ittifak gerçekleşmiş, devletler kiliseyi, kilise de sömürgeci güçleri kullanarak yollarında ilerlemişlerdir. Bu iddianın en açık ve kesin delili tarihtir, tarihten günümüze olup bitenlerdir. Bugün geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkelere bakıldığında görülecektir ki, bunlar arasından Hristiyanlaştırılmış olanlar da, Batılı ve beyaz seçkin topluluklara eşit olamamış, her bakımdan ikinci sınıf insan muamelesi görmüşler, ayrıca Hristiyanlaşma yüzünden sömürüye karşı dirençlerini kaybettikleri için kılçıksız balık haine gelmişlerdir. Kendilerine uygun görülen, İncil'in de telkin ettiği şefkat, merhamet ve paylaşım değil, ahiret mutluluğu uğrunda dünya mahrumiyetlerine katlanmaktan ibarettir.

Kullandıkları araçlar meşru ve masum değildir; çünkü masum ve meşru bir din tebliği (dini anlatma) eğip bükmeden, aldatmadan, hiçbir şeyi gizlemeden, insanların zaaf ve ihtiyaçlarını istismar etmeden yapılan anlatımdır. Halbuki Hristiyan misyonerleri şunları yapıyorlar:

1. Hz. Îsâ'ya vahyedilen kitaptan çok farklı olan, adlarına aziz denilen insanlar tarafından yazılmış ve yazdırılmış bulunan İnciller çerçevesinde oluşmuş Hristiyan akidesinin ve ritüellerinin insan tabiat ve mantığına ters düşen taraflarını -en azından başlangıçta- ya gizlerler veya olmayacak bir şekilde tevil ederler.

2. İnsanlara, kılık kıyafetleri ve söylemleriyle birer Hristiyan misyoneri olarak yaklaşmazlar. Ya onlardan biri gibi veya onlara öğretim, tedavi, sosyal, teknik, felaket yaralarının sarılması vb. alanlarda, insanlık ve yüksek ahlak adına hizmet veren kimseler gibi yaklaşırlar. Muhataplarını istedikleri kıvama getirdikten sonra (kendilerine karşı sevgi, güven ve bağlanma duyguları oluştuktan sonra) ya kendileri veya çağırdıkları başka misyonerler yoluyla dini telkin etmeye başlarlar.

3. Muhatapların dinleri ve gelenekleri konusunda kafa karıştıran, gerçekleri çarpıtan, güzeli çirkin, normali anormal gösteren faaliyetler yaparlar.

4. Her yaşta ve baştaki insanın çeşitli ihtiyaç ve zaaflarını iyi kullanırlar; önce bu ihtiyaçlara cevap verirler, sonra din telkin ederler; hatta dini kabul şartına bağlı yardımları bile tespit edilmiştir.

Böyle bir misyonerlik faaliyetine karşı İslam'ın bakışı ve Müslümanın tavrı nedir, nasıldır?
Son hak din olan ve daha önce vahyedilmiş bütün hak dinlerin asıllarını kabul ve tasdik eden -daha önceki ilâhî dinlerde neyin hak olarak durduğu ve neyin değiştirildiği konusunda- kendisini ölçüt olarak takdim eden İslam dini, diğer dinlerin olduğu gibi anlatılmasına karşı çıkmaz; zaten Kur'an da bunları uzun uzadıya anlatmıştır. Ancak bir Müslümanı dininden döndürmek için herhangi bir faaliyeti günahların en büyüğü olarak görür ve mutlaka engellenmesini ister. İslam'da en büyük günah dinden çıkmaktır; bu en büyük günahı işletmek için insanların arasına giren ve çeşitli faaliyetler yürütenleri hoşgörmek ve bunları -meşru yollar ve usuller ile- engellemeye çalışmamak dini bütün bir Müslümandan beklenemez.

20 Mart 2005
Pazar

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi