www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Çağdaş ve dinsiz fetvacılar

Bayan gazeteci, yurtdışında yaşıyor ve sanırım bir gayr-i müslimle evli, hiçbir dine inanmadığını kendisi açıkça (mertçe de denebilir) söylüyor. Şu nitelikleri ile bayanın çağdaş ve dinsiz olduğunu yorumdan çıkarmıyorum, açık bir gerçeği kaydetmiş oluyorum. Bir kimsenin çağdaş (?) ve dinsiz olmasına -engellemek manasında- bir itirazımız olamaz; İslam'a göre "başta akıl olmak üzere" yeterli sayıdaki kanıt dine inanmak için apaçık ortadadır, buna rağmen inanmayanlar kendileri bilir, "dileyen inanır, dileyen inanmaz" bu dünya imansızlığın muhakeme edilip cezasının kesildiği bir âlem değildir. Bizim itirazımız "çağdaş dinsizler"in din alimi kesilip fetva vermeye kalkışmalarıdır.

Bakın bu bayan neler söylüyor (yazıyor): "Acaba 'Kur'an emrediyor,' diye tesettüre giren kadınlar, şimdilerde 'moda' diye taktıkları türban altı alın bandanasının Kanadalı Katolik rahibeler tarafından icat edildiğinin, zaten kadına tesettürün de İslamiyet'ten çoook önce ve yine Katolik Kilisesi'nin kurucusu Aziz Paul tarafından 'emredildiğini' bilseler ne yaparlar? Kuşkusuz ne bilmek isterler, ne de öğrenmek. Çünkü cehalet, hem aşağılanmayı kabullenmek için gerekli, hem de boyun eğmek. Ama ben yine de yazacağım ve paylaşacağım bildiklerimi. Aziz Paul'un yediği herzeler, yakında bu sütunda."

Bu ipe sapa gelmez ve edep sınırlarını aşan sözleri kale almamak da mümkün olmakla beraber okuyanları yanıltmasın diye bazı açıklamaların faydalı olacağını düşünüyorum.

Milyarlarca Hıristiyan'ın aziz bildiği bir kimseye "herze yedirmek" çağdaş dinsizlikte herhalde ayıp ve edep dışı sayılmıyor.

"Türban altı alın bandanasının Kanadalı Katolik rahibeler" tarafından icat edildiğini ve tesettürün de İslam'dan çok önce Aziz Paul tarafından emredildiğini" Müslüman kadınlar öğrendikleri zaman -ki, birçok okur yazar Müslüman kadın bunları bilir- ne yapar ben söyleyeyim: "Rahibeler tam örtünmeyi sağlayan bu icat ile örtünen kadınlara önemli bir hizmet yapmışlardır, Aziz Paul da kadınlara örtünmeyi emrederek en azından Hz. İbrahim'den beri adı İslam olan hak dinin bir emrini yerine getirmiştir" derler. Daha başka giysileri de geçmiş zamanlarda şu veya bu milletten bazı kesimler icat etmiş olabilirler, Müslümanlar kullanışlı buldukları giysileri alır ve kullanırlar. Peygamberimiz'e de gayr-i müslim topluluklardan bazı giysiler getirilmiş ve o da bunları giymiştir; yeter ki, giyside İslam'ın yasakladığı bir taraf bulunmasın.

"Çünkü cehalet, hem aşağılanmayı kabullenmek için gerekli, hem de boyun eğmek" için diyor, bilmiyor ki, "çağdaş, imanlı ve inandığını yaşayan Müslüman kadınlar" arasında bu çağdaş dinsiz bayanı yıllarca okutacak kadar bilgiye ve irfana sahip münevverler var, kendisi isterse ben onlarla tanıştırır ve cehaletten kurtulması için biraz olsun yararlanmasına vesile olurum. Evet Müslüman kadınlar, bu bayanın verdiği kıymetli (!) bilgileri edindikten sonra da başlarını "Kur'an emri" diye örterler, bandanayı da önden açılmayı engellediği için seve seve kullanırlar.

Başörtüsünün aşağılanma ve itaat simgesi olduğu yorumu/anlayışı sıkça tekrarlanmaktadır; hiç olmazsa Nilüfer Göle'nin Modern Mahrem'ini okuyarak biraz daha cehaletten kurtulanlar günümüzde başörtüsünün ifade ettiği mana ile aşağılanma ve itaatın hiçbir alakası bulunmadığını öğrenirler.

"Ama Müslüman kadına yönelik bu asılsız, haksız, eşitsiz ve aşağılayıcı tavrın, tesettürle başladığını bilen, tesettüre kaynak oluşturan İslamiyet'i sorgulayan yalnız benim gibi dinsizler değil, Müslüman kadınlar ve Müslüman erkekler de var. Muhammed Kasimi, onlardan biri" diyerek dinsizliğini bir daha açıklıyor, sonra da Cezayirli bir yazara atıfta bulunarak "Müslümanların da İslam'ı sorguladıklarından" söz ediyor. M. Kasimi gibiler, içinde doğdukları aile bakımından Müslüman olabilirler, ama bunların çoğu sonradan irtidat etmiş, İslam ile bağlarını koparmışlardır. "İslam'ı sorgulayan Müslüman"a örnek gösterilemezler.

Ve devam ediyor:

"Önce tesettüre sokularak, 'Sen erkeği günaha kışkırtan, dolayısıyla görünmemesi gereken bir varlıksın', konumuna oturtuluyor. Derken bu konum, Kur'an referans gösterilerek, 'Allah'ın emri'ne koşutlanıyor. Ardından 'Madem Allah'ın emri böyle, karşı çıkmak ve tartışmak yasak,'a koşullanıyor."

Kullandığı/bildiği Türkçe'nin yavanlığı ve kekremsiliği okuyucularımı rahatsız etse de katlanmak mecburiyetindeyiz; çünkü bu dili kullanan (bu çarpık düşünceleri, bu tatsız dil ile ifade eden) yalnızca o değil.

Kur'an-ı Kerim'de ilgili âyet (Nur: 24/30-31) yalnızca kadınların değil, erkeklerin de kışkırtıcı olabileceklerini, her iki cinsin de bundan kaçınması gerektiğini açıkça ifade ediyor. Evet Allah, her iki cinse zina yapmayı yasaklıyor ve bu suçu/günahı önlemek için de tesettürden başlamak üzere birtakım tedbirler alıyor. Allah'ın emrine karşı çıkmak elbette bir dindar için düşünülemez; yani bir kimsenin hem dindar hem de Allah'ın emirlerine karşı çıkan olması mümkün değildir; bunu bir kusur gibi ifade etmek için insanın dinsiz olması (dini tecrübe yaşamamış olması) gerekir. Dine inananlar onun hükümlerini tartışırlar, ama bu "Allah ile tartışmak" manasında olmaz, kendi aralarında hükmü ve hikmeti anlamak için müzakere etmek ve tartışmak manasında olur.

"Bu noktadan öteye, yani tesettüre soktuktan sonra artık her türlü aşağılamayı kabul ettirebiliyorlar kadına. İster matematikçi olsun, ister doktor, kafasına ve gövdesine konulan yasağın kaynağını sorgulayamıyor, çünkü günah! Ve 'günah' korkusunun ezikliğiyle, her türlü suiistimale açılıyor, hiçbir alanda erkeklerin önüne geçmek için yarışamıyor. Bırakın kırsal kesimlerde okula bile gönderilmemesini ve her anlamda erkeğe tâbiyetini: Yürüyemiyor, koşamıyor, yüzemiyor, bale yapamıyor, keman çalamıyor, ressam olsa, heykeltıraş olsa sanatçılığı zaten dinen vacip olana endeksli, bazen zanaatkâr bile olamıyor! Hattat Saime Öncel'in, bence kadına din gerekçeli hakaretin tipik örneği öyküsünü anımsayın. Türkiye'den Almanya'ya camileri İslami ibarelerle donatan Bursalı Saime Öncel, dini bütün bir Müslüman ve tepeden tırnağa tesettürlü olmasına karşın, kutsal yazılara kadın eli değmemesi gerekçesiyle, hat eserlerini 'Saim' diye imzalıyor."

Bu satırlar yalnızca bilmeden, merak etmeden, doğrusunu araştırmadan konuşmanın değil, bilineni saptırmanın da tipik örnekleridir. Deve gibi neresini düzelteceğinizi şaşırıyorsunuz ama yine de bazı önemli yanlış ve saptırmaları ele alalım.

İslam'ın hedeflediği ve kısmen gerçekleştirdiği -kadına yönelik- ıslahat ve hükümler ile tarih boyunca Müslümanların ilâhî hedeften sapma pahasına gerçekleşen bazı uygulamalarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Yazar bunları -belki de kasten- ayırmıyor, doğru yanlış bütün uygulamaları İslam'ın özüne mal ediyor.

Müslüman kadının yapamadıkları listesinde yer alan işler isabetli değil, dünden bugüne kadınlarımız, kimini az kimini daha çok olarak bunları yapagelmişlerdir. Bugün ise hem okumalarına hem de çalışmalarına, kabiliyetlerini ortaya koymalarına sebep olan şey dinleri ve örtüleri değil, bağnaz, dar gözlü, dar gönüllü, dayatmacı, batıcı-modernizm ideolojisini din edinmiş güçlü kesimlerin engellemeleridir. Ben bu çağda yaşayan, muhafazakâr bir fıkıhçıyım, yazarın "Müslüman kadınlar yapamıyor" diye yakındığı şeylerin -bale ve heykeltıraşlık dışında kalanlarının- tamamının İslam'da caiz olduğunu söylüyorum. Yazar zahmet etse de biraz İslam tarihi (özellikle Hz. Peygamber'in biyografisini) okusaydı/öğrenseydi Hz. Peygamber'in, eşi Aişe ile yarış yaptığını, folklor gösterisini yanyana seyrettiklerini de öğrenmiş olacaktı. Bugün Müslüman kadınlarımızın derdi, eksiği ve problemi bale yapamamak değildir; onu zaten çağdaş-modernist kadınlar bol yapıyorlar, cemiyetin buna ihtiyacı varsa onu tatmin ediyorlar. Heykeltıraşlık ise erkek olsun kadın olsun Müslümanların sınırlı olarak açılabilecekleri bir alandır; ama güzel sanatlar bu ikisinden ibaret değildir, onların dışında Müslüman kadının kabiliyetini ortaya koyabileceği çok geniş ve çeşitli bir sanat alanı mevcuttur.
Saime Hanım'ın yazılarında ismini kullanmamasının sebebi asla yazarın uydurduğu düşünce olamaz. Camiden daha kutsal olan birçok hadisin başında Hz. Aişe'nin adı vardır (o rivayet etmiştir), onun ve diğer kadın ravilerin adları, hadislerle beraber hürmetle anılır. Bizim camilerimizde hem kadınlarımızın hem de isimlerinin yerleri vardır, hep var olmuştur. Gelecek yazıda Sayın Toktamış Ateş'in başörtüsü aleyhindeki görüşlerini ele alacağım.

19,24 Haziran 2005

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi