www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


MGSB

Bir zamanlar derin devletin kırmızı kaplı anayasası gibi anlaşılan veya takdim edilen bir belgeden söz ediyoruz: Milli Güvenlik Siyaset Belgesi.

Medyada yer alan bilgilere göre "Türkiye'nin iç ve dış tehdit değerlendirmesinin yer aldığı Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin genel ayrıntıları, ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda belirlendi. MGK Genel Sekreterliği'nce çalışmaları süren taslak, haziranda Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) tartışmaya ve onaya açılacak. MGK'da kabul görürse, yeni MGSB temmuz ayında resmileşecek. Eskisine göre sadeleştirilen belge taslağında iç tehdit olarak 'bölücü terör', 'irtica', 'aşırı sol' kategorileri yer alacak. Dış tehdit konusunda da 'uluslararası terör' ön sıralara yükseldi. Kore'den başlayıp İran'a ulaşan 'nükleer eksen' de tehdit listesinin üst sıralarında. Yunanistan, Türkiye'yi tehdit olarak görüyor, ama belgede o tehdit olarak görülmüyor."

Henüz kesinleşmemiş bulunan belge taslağı ile ilgili düşüncelerimi söylemenin şimdi daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Belge hazırlanırken "ilgili kurumların görüşleri"nin alındığı anlaşılıyor, fakat yine de görüşler arasında askere ait olanın ağırlık taşıdığı intibaı ediniliyor. Tehdit ve güvenlik konularında "ilgili birimlerden biri" olarak genel kurmayın görüşünün alınması tabîîdir, ancak ağırlık taşıması gerekmez. Askerin görüşünün ağırlık taşıyacağı, belirleyici olacağı alan, tehlikeyi ortadan kaldırmak için alınacak askerî tedbirlerle ilgili olan alandır.

Yıllardan beri Türkiye'de, iç tehditler listesinde, bazen birinci öncelikli olarak irtica da yerini almaktadır. Bu taslakta öncelik sıralaması yapılmamış, diğerleri ile aynı derecede irtica tehlikesinden de söz edilmiş bulunuyor.

İrtica bu yazıda asıl konum olduğu için onu sona bırakarak diğerleri hakkında birkaç cümle yazacağım.

Bölücü terörden kastedilen (veya bu tehlike bakımından listenin başında yer alan) PKK terörü mutlaka önlenmeli, bunun için içeride siyasi, sosyal ve askeri olduğu kadar dışarıda ve siyasi tedbirler de eksik bırakılmamalıdır. PKK Kürt kökenli vatandaşlarımıza dayanmakla beraber Kürtler arasında bu örgüte karşı olan ve mücadele eden büyük bir kitlenin bulunduğu unutulmamalı, izlenecek siyaset bakımından PKK ile Kürtlük birbirinden kesin olarak ayrılmalıdır.

Aşırı soldan benim anladığım, düşüncelerini şiddete başvurarak ve silah kullanarak iktidara getirmek isteyen soldur. Böyle bir yöntem sağdan da soldan da gelse suçtur, tehlikedir ve önleyici tedbirlerin alınması zaruridir. Aşırı solun çok kullandığı ve oldukça etkili olan eylemi, ılımlı gurupların yaptıkları meşru ve demokratik eylemlere -kendilerini belli etmeden- katılmak ve fırsat bulduklarında propagandalarını yapmak üzere harekete geçmek, meşru ve demokratik bir eylemi savaşa çevirmektir. Bu konuda dikkatli olmak büyük önem taşımaktadır.

Uluslararası terör değerlendirilirken bu kavramın ve vakıanın tanımı önemlidir. ABD'nin, stratejik hedeflerini ve bunun engellerini esas alarak yaptığı terör tanımlaması mı esas alınacaktır, yoksa bizim kendimize göre bir terör tanımlamamız mı olacaktır? Eğer birincisi esas alınırsa bir gün gelir Türkiye'yi de bu listenin içinde görüveririz.
"Nükleer eksen" içinde Pakistan ve İran bulunuyor da İsrail niçin bulunmuyor? İran ve Pakistan'da bulunacak nükleer silahın bir gün teröristlerin eline geçebileceğinden söz ediliyor. Buradaki "terörist"ten kimler kastediliyor? Devlet istemediği halde bir gurup bu silahı ele geçirebiliyorsa, teknoloji buna imkan veriyorsa, silahın bulunduğu her yer için bu tehlikenin varlığından söz etmek daha doğru olmaz mı? Ayrıca İsrail, birçok değerlendirmeye göre "devlet terörü" uyguluyor, bu takdirde asıl nükleer silahın onda olmaması gerekmiyor mu? Yani dış tehlike sıralamasında ona yer vermek daha makul olmuyor mu?

Yukarıda, Türkiye'nin milli güvenlik siyasetini belirleyen kurum ve birimlerin yenilemekte oldukları belgede irtica tehlikesine, önemli derecede yer verdiklerini kaydettik.

Yıllardan beri bir irtica tehlikesinden söz edilir, ama bu kelimeye yüklenen mana her zaman aynı değildir. "Gericilik" diye türkçeleştirilmiş olan bu kelimeden kimi zaman dindarlar (namazında niyazında, helal haram gözeten Müslümanlar) kimi zaman dindarlaşma faaliyetine katılanlar, kimi zaman da demokratik yoldan veya silaha başvurarak şeriat devleti kurmak için gizli örgüt kuran ve faaliyet gösterenler kastedilmiştir.

Benim hararetle istediğim ve beklediğim husus belgede veya belgeye temel teşkil eden dosyalarda, irticadan neyin kastedildiğinin ve bu irtica her ne ise onun tehlike arzedecek ölçüde var olduğunun delillerinin açıklanmasıdır. Eğer 28 Şubat'ta hazırlanan ve kullanılan rapor gibi bir rapor ortaya konacak yani "dağ fare doğuracaksa" bunu da bilmemiz gerekiyor. O raporda neler yoktu ki, tarikatlarla silahlı örgütler birbirine karıştırılıyor (aynı derecede tehlike olarak görülüyor), dindarların medyadaki faaliyetlerinin artması, ticaret ve sanayide yer tutmaları tehlike sayılıyor, İmam Hatip mezunlarının hızla artarak ülke nüfusunun üçte ikisine ulaşacağı ve iktidara gelerek şeriatı getirecekleri ileri sürülüyordu. 28 Şubatçı zihniyetin bugün de birçok önemli yerde birçok temsilcisinin bulunduğundan şüphem yoktur.

İrtica kavramının değişken ve zengin muhtevasından yola çıkarak kısa bir tahlil ve değerlendirme yapmaya çalışalım:

1. Namazında niyazında, dinini tam ve rahat yaşamadan başka bir amacı ve kaygısı olmayan Müslümanları irtica ile suçlamak, ülke için bir tehlikeden değil, din düşmanlığından söz etmek olur.

2. Kendisi dinini yaşamakla beraber çoluk çocuğundan, konu komşusundan başlayarak ulaşabildiği kadar ülke insanına dini öğretmek, din hayatında rehberlik etmek için sivil örgütlü (vakıf, dernek vb. kurarak) veya örgütsüz faaliyet gösterenlere gerici demek ve bunları ülke güvenliği için tehlikeli bulmak "masum din özgürlüğü"ne cephe almak, farklıların varlığına tahammül etmemek, ülkenin geleceğinde dinin olmamasını hedeflemek demektir. Asıl tehlike "irtica, laiklik, ilkeler" bahane edilerek dindarlaşmaya karşı savaş açmaktır. Laikliği bu amaçla kullanmaktır. Doğru olan ve yapılması gereken ise "başkalarını hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırmadıkça insanlara düşündükleri gibi yaşama özgürlüğü tanımak, hukuki düzenlemelerde din ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayacak maddelere yer vermemek için titizlik göstermektir.

3. Şeriat devleti kurmak için örgütlenme ve legal veya illegal örgütle faaliyette bulunma manasında bir irtica tehlikesinin hiçbir delili ve belirtisi yoktur. Geçmişte ya hesap kitap bilmeyen maceracıların veya derin devletin örgütlediği veya yönlendirdiği gurupların bu türlü faaliyetleri olmuştur; ama bunların hiçbiri ülke için tehlike olacak boyutta olmamıştır, istendiği zaman kısa bir zaman içinde bitirilmiştir. Bugün ise böyle bir örgüt veya tehlikeli bir örgütsüz faaliyet yoktur (Ben yok diyorum, var diyenlerin açıklamaları gerekir).

20,22 Mayıs 2005

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi