www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Diyanet ve cemevleri

Seküler düzende ve çağdaş demokrasilerde - en azından teorik olarak- insan (bütün otoritelere karşı birey) merkeze alınmış, bireyin özgürlüğünün mümkün olan en geniş çerçevede sağlanması hedeflenmiştir; onun için en hayırlısının bu olduğu (yani burada, dünyada hür ve mutlu olması) düşüncesinden hareket edilmiştir. İslam'da da dinin muhatabı fert olarak insandır. İnsanın (bireyin) hür iradesiyle seçeceği bir inanç, dünya görüşü ve hayat tarzı (amel) ile ya meleklerden üstün veya hayvanlardan aşağı bir insanlığı gerçekleştirmesi; buna göre dünyada ve ahirette değer ve mutluluğa ermesi (veya erememesi), bunu insanın hür iradesiyle kendinin elde etmesi hedeflenmiştir. İslam'a göre de insan (fert) toplum veya devlet için değil, toplum ve devlet insan içindir; onun için hedeflenen dünya hayatını sağlamak, buna yardımcı olmak içindir.

İnsan hakkı diye tanınan ve uygulanan bir hak ve imkan sonunda insana zarar veriyor, onun için mutluluk yolunu açık tutmuyorsa bu hakkın/özgürlüğün amaca uygun olacak şekil ve ölçüde sınırlandırılması gerekiyor; uygulama da böyledir, "haklar ve özgürlükler mutlak değildir".

Bu girişten sonra gelmek istediğim konu basın özgürlüğü-insan ilişkisidir. Bugün ülkemizde (belki bütün dünyada) basın özgürlüğünün fert ve cemiyet olarak insanın fayda ve mutluluğunu hedef aldığı, özgürlüğü bu yolda kullandığı söylenemez. Hakkın kötüye kullanılmasını engellemek için alınan tedbirler (bunların başında gelen kendi kendini denetleme sistemi) de ne yazık ki, yeterli olmuyor. Medya "cinayet" işleyebiliyor, cinayetlere sebep olabiliyor, insanların şeref ve haysiyetleriyle oynuyor, ocakları söndürüyor, çok kere de yaptıkları yanına kalıyor. Medyanın birinci hedefi okuyan ve seyredenlerin sayısını arttırmak oluyor; bunun için zorlamadığı değer kalmıyor.

Çok büyük olmasa da hakkı kötüye kullanmaya örnek olabilecek bir habere dikkatleri çekmek istiyorum.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Sayın M. Görmez, bir soruyu cevaplandırarak cemevlerinin dinde ve hukuktaki yeri ile ilgili bazı açıklamalar yapıyor. Radikal gazetesi bu açıklamayı "haber haline getirmek" için bakın nasıl veriyor:

"Diyanet'in 'cemevi restinde' bulunduğu bu açıklamada... Radikal'e verdiği özel demeçte "Aleviliğin 20 kurucu şahsiyetinin temel eserlerini hem de Alevi dedelerimizle yayımlayacağız" diyen Diyanet İşleri Başkanvekili Mehmet Görmez, imzasını taşıyan bu yazıda 'dedelik' unvanının da yasak olduğunu belirtiyor... Cemevi adıyla ibadethane açılmasının önüne bu kez İnkılap Yasaları engeli bulunduğu şöyle savunuluyor: "Anayasa'nın 'İnkılap Kanunlarının Korunması' başlıklı 174. maddesinin 3. bendinde zikredilen 677 sayılı 'Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlık ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun' değiştirilmeksizin, kaldırılan tekke ve zaviyelerin ihyası anlamına gelebilecek, cem ayini icra etmek üzere cemevi tesis edilmesi anılan kanuna uygun değildir. Nitekim söz konusu kanunla dervişlik, dedelik, babalık, çelebilik ve halifelik gibi unvan ve sıfatlar da kesinlikle yasaklanmıştır."

Habere göre Sayın Görmez hem dedelik unvanı yasak demiş, hem de kendisi bir başka demecinde "dedelerimizle" diyerek bu unvanı kullanmış. Doğru yapmamış mı? Dedeye başka ne diyecek, onlarla beraber Aleviliğe ait temel kaynakların Diyanet'çe yayımlanması güzel değil mi? Öte yandan kanun bu unvanı yasaklıyorsa "bunu gizlemesi veya serbest demesi" mi" gerekiyor. Açıklamada ilgili kanunun metni olduğu gibi verilmiş, ve çok önemli bir kayıt konmuş "Kanun değiştirilmeksizin, kaldırılan tekke ve zaviyelerin ihyası anlamına gelebilecek, cem ayini icra etmek üzere cemevi tesis edilmesi anılan kanuna uygun değildir." Bu sözün neresi yanlış, neresinde "rest" var!

Sayın Görmez şöyle diyor: "Din, tarihi ve bilimsel kabule göre de, İslam'dan ayrı bir Alevilik, Bektaşilik dini, cami ve mescitten gayri 'cemevi' adında bir İslam mabedi de bulunmamaktadır. Müslüman olan Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın Kur'an'dan başka bir kutsal kitabı, Hz. Muhammed'den gayri bir peygamberi de yoktur. Bu durum evliyasının, ulularının eserlerinde, nefeslerinde, şiirlerinde hep böyle ifade edilegelmiştir."

Gazete bu açıklamaya şu başlığı atıyor: "Cemevi diye bir şey yok". İnsaf yahu, Türkçe'yi de mi bilmiyorlar! "Cemevi diye bir mabet yok" demek, "Cemevi diye bir şey yok" demek midir?

Açıklama şu satırlarla bitiyor: "Hacı Bektaşı Veli'nin 'Malakat' isimli eseri elimizdedir. Bu eserde anlatılanlar İslam'ın özüdür. Alevi adı da Sünni adı da bize sonradan verilmiş isimlerdir. Halkımızın tamamı Kuran-ı Kerim'in ilke ve prensiplerine bağlı kişilerdir. Binlerce yıl bir arada ve hiçbir problemi olmadan yaşamış bu milletin fertlerinin, yapay sorunlarla karşı karşıya getirilmek istenmesi üzerinde düşünülmesi ve gerekli analizlerin yapılması milli bir zarurettir."

Maksadı "üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek" olmayan kim bu sözlerden rahatsız olabilir!

30 Ocak 2005
Pazar

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi