www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ÇEŞİTLİ

Konsolidasyon

Bütçenin personel maaşı ile borç ve faiz ödemelerine bile yetmez hale geldiğini, faiz fazlası peşinde koşulduğunu hemen her gün yetkili ağızlardan ve medyadan işiterek öğreniyoruz. Uzunca bir zamandan beri maliye idaresi, "yüksek faizle borçlanma, alınan para ile -üretim ve zorunlu devlet hizmetleri yatırımı yerine- onu faiz, ana para ve maaş ödemelerine harcama, sonra yeniden daha yüksek faizle rantiyelerden borç alma" şeklinde yapılıyor. Dış borçlanmalarda da "alınanın, kamu yararı bakımından en faydalı ve verimli bir şekilde sarfedilmesi" yerine bir mânada çarçur edilmesine ve giderek dış borç yükünün büyümesine şahit oluyoruz. Bir Allah'ın kulunun çıkıp da bu iç ve dış borçların ne zaman ve nasıl ödeneceğini, zamanında ve makul şekillerde ödenmediği takdirde ülkemizi nelerin beklediğini açık, seçik, samimi bir şekilde anlattığını ben duymadım.
Genç bir iş adamı ile yapılmış bir röportajda, zaman zaman dile getirilen "konsolidasyon" meselesine temas edildiğini gördüm. İş adamı şöyle diyordu: "Konsolidasyonun 'k'sını bile ağzınıza almayın. Bir kere konsolidasyon haksızlıktır. Bir alacaklınıza 'sana ödemiyorum' diyorsunuz..."
Bu iş adamımız da konsolidasyona gidilmediği takdirde borcun nasıl ve ne zaman ödenebileceği, devletin daha doğrusu milletin bu faiz sarmalından nasıl kurtulacağı konusunda bir şey söylemiyor. Konsolidasyona asla gidilmemesi gerektiğini söylerken de "bunun; yani alacaklıya borcu ödememenin haksızlık olduğunu" söylüyor, devletin bazı vatandaşlarına borcunu, fertlerin veya şirketlerin birbirlerine olan borçlarına benzetiyor. İşte benim bazı çekincelerim bu iki nokta ile alakalı olacaktır.
Devletin ihtiyacı ve borcunu fertlerinkine kıyas etmek doğru değildir. Devlet, zorunlu hizmetlerini ifa için istimlak yapar, vergi alır, askere alır... ama bunları fertler başkalarına yapamazlar.
Hem fertler hem de fert ile devlet arasında faizle borç alma ve verme -İslam'a göre- caiz değildir. Böyle borç alındığında borçlunun ödeme ile yükümlü olduğu meblağ faiz değil, borcun aslıdır ( Buna enflasyon farkı dahil edilir).
Vergi geçimden aciz asgarî ücretliden ve vasıtalı olanı göz önüne alınırsa zorunlu ihtiyaçlarını satın alan fakir fukaradan bile alınmakta, böyle toplanmaktadır. Devlete, tahvil alarak borç verenler ise yoksullar, muhtaçlar değil, borç verecek kadar fazlası olanlardır. Bunlara toplanan vergiden faiz verildiğinde yoksuldan zengine servet aktarılmakta, fazlası olanlar daha fazlayı elde ederken yoksullar daha da yoksullaşmaktadırlar. Devletin vazifesi bu değildir, tam aksine adil dağılımı, sosyal adaleti sağlamak, zorunluhizmetleri fazlası olanlardan vergi vb. alarak yerine getirmektir.
Bütün dinlerde ve sistemlerde "zaruret", yaniçaresizliğe, daradüşmek, bazı kuralların devreye girmesi için yeterli sebeptir. Normal şartlarda devlet fertlere borcunu öder. Olağanüstü durumlarda ise erteler, başka bir değerle karşılar, vergi koyarak takas eder...Vaktiyle MEYAK kuruldu, memurlardan milyarlarca lira toplandı, sonra vazgeçildi, toplanan paralar pul olduktan sonra ödendi. Zorunlu tasarruf kesintileri için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Memurun alın teri, göz nuru ile elde ettiği alacağına -çaremiz, imkânımız yok denerek- bunlar yapılıyor da faizle alacağı şişmiş rantiyelere sıra gelince "k"sını bile ağzımıza alamıyoruz öyle mi?
Ya makul bir süre içinde devletin ve halkın menfaatine en uygun bir şekilde devletin borçlarının ödenmesinin yolu, usulü, çaresi bulunur veya zaruretkuralları devreye girer; o zaman konsolidasyon da pek ala uygulanabilir.

Bir mektup:

Konsolidasyon başlıklı yazım üzerine birkaç şey söylemek maksadıyla bana yazan bir okuyucumu sütunumda müsafir etmek istiyorum:

"Devletin borçlarını döndürememesi karşısında "konsolidasyon"a gidebileceği yönündeki fikirlerinizi beyan eder Pazar günkü yazınızı okudum. Bu konuda ben de size birkaç şey söylemek isterim.
Birincisi Devlet neden borçlanma ihtiyacı duyar? Bu borcu nereden ve ne karşılığında alır? Bir işletme, mevcut durumunu döndürmek için yüksek miktarda borçlanırsa ne yapar? Devlet ne yapmalıdır?
Siz de söylüyorsunuz, "personel maaşı ve borç ve faiz ödemelerine yetmez hale gelmiş bütçe" bu durumu değiştirmek yerine, hala personel alıyorsa, kendisinin yapmaması gereken işler için kurumlar, müdürlükler istihdam ediyorsa, kar etmeyen ve devlet memuru kafasıyla kar etmesi mümkün olmayan bir sürü iktisadi işletmeyi inatla açık tutuyor ve o işletmenin götürüsü, getirisinin 3-5 katıysa ve en azından personel maaşını karşılayamıyor ve onu ödemek içini borç alınmak zorunda kalınıyorsa; yanlışlık nerede hocam? Bir işletme bu durumda olsaydı ne yapması gerekirdi? Fazlalık personeli çıkarmak, zarar eden birimi kapatmak gerekmez miydi? Ama devlet bunu yapmıyor, neden? Çünkü; yazınızın sonunda belirttiğiniz hesabını bilmeyen devlet, vatandaşın cebine sürekli olarak el atma hakkına sahip olmasının kolaylığını kullanıyor, hiçbir adalet ve mantık kurallarına uymayı kendine göre görmüyor. Ceberrut devlet, nasıl olsa günün birinde "borcumu ödemiyorum" deme hakkını da saklı tutarak, her türlü zulmü uyguluyor.
Keşke hiç borçlanma ihtiyacı olmasa. Ama bu bir gerçeklik. Eğer borçlanma ihtiyacı artıyorsa, bu ihtiyacı doğuran sebepleri ortadan kaldırmak en doğru, makul ve adil tavır olmazmı? 2.300.000 memur, 230.000 resmi araç, lojmanlar, sosyal tesisler, 1.000.000 devlet işçisi, nüfusun yarısı kadar, devletten taban fiyat bekleyip, ürettiğini sadece ve yüksek fiyatla devlete satmayı bekleyen tarım kesimi, sanayi ve ticaretin önündeki, adeta "bu ülkede iş yapmak enayiliktir" dedirtircesine engeller, yüksek ve çok sayıda vergi, yüksek sigorta maliyetleri, ve tabii bunların neticesi "pahalı finans". İşte bunlar hep devletin yanlışları. Bunların hiçbirinde düzeltme emaresi görüyor musunuz? Bunu düzeltmek yerine daha fazla borç doğuyor. Hocam; müslümanlar olarak biz faizi hep hastalığın sebebi olarak gördük. Ama ben diyorumki artık: "Faiz hastalığın sebebi değil, ateşidir". Ekonomik durum ne kadar kötüyse, piyasada ne kadar para azsa, hesapsızlık had safhadaysa ve az sayıda ve düşük oranda vergi yerine, çok sayıda ve yüksek oranda vergi yüzünden yatırım yapılamıyorsa, borç verenler faiz oranını okadar yüksek tutacaklardır. Bir de bu faizden vergi almaktan bahsedince, borç veren vergiyi de üstüne koyarak, daha yüksek faizle borç vereceklerdir. Asıl bu, fakir fukaranın üstüne yüktür. Bunun üzerine bir de "konsolidasyon"dan bahsederseniz, o borç parayı da bulamazsınız. Üstelik yukarıda saydığım hastalıkları düzeltmeye niyetiniz de yoksa, Arjantin gibi maaş dahi veremezsiniz."
Melik Nazır ESİRCİ

Sayın Esirci "Borçların nasıl ödeneceği ve durumun nasıl düzeleceği konusunda bilgi almam için bir partinin yayımladığı bir kitabı da tavsiye ediyor. Buna teşekkür ederim. Benim şikayetim, yokluğundan yakınmam, iktidarda olan siyasetçler ile konsolidasyona karşı çıktıkları halde makul çözümden söz etmeyen ötekilerle ilgilidir..


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi