www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Başörtülü kızlar haydi okula!

"Haydi kızlar okula" kampanyası başlatanların önce, okula gidemeyen kızların niçin gidemediklerini araştırmaları, engelleri ortadan kaldırmaları, sonra da "Haydi..." demeleri gerekir. Aksi takdirde bu çağrının, işin bulunmadığı bir yerde emekçileri çalışmaya, aşın bulunmadığı bir yerde açları aşa... çağırmaktan bir farkı olmaz; yalnızca çağırılanları öfke ve üzüntüye sevkeder.

Bugün ülkemizde ilköğretimden üniversiteye kadar okuma çağında bulunan ve okumak isteyen yüz binlerce çocuğumuzun okuması önündeki engellerden biri de (hem önemli biri de) başörtüsü yasağıdır. Bırakın yüz binerce insanı, karaya vurmuş ve sıkıntı çeken bir balinayı kurtarmak için harekete geçen, zahmetlere katlanan insanların bu ıztırap karşısındaki umursamazlıkları yüzkarasıdır.

Evrensel hukuk, kamu oyu ve demokrat ülkelerdeki uygulama başörtüsü yasağında ısrar edenlerin yanında değil, karşılarındadır. Buna rağmen şu ana kadar başarılı olmalarının sebebi, haktan yana olanların eksikleri ve kusurlarıdır. Bu yazıda, eksikleri tamamlamak için akla gelen tedbirleri sıralamaya çalışacağım, elbette bunlara başkalarını da eklemek mümkündür.

1. Şunların bilinmesi, bu bilginin topluma yayılması gerekiyor:

a) Tartışma konusu olan başörtüsü bir siyasi simge değil, inanan ve inandığını uygulamak isteyen Müslümanların bir din ödevi olarak yerine getirdikleri vecîbedir (dinin farz kıldığı bir davranıştır). Simge diyenlerin ellerinde, iddiadan başka hiçbir kanıt yoktur. Bunu simge haline getiren ve bunda ısrar edenler karşı ideolojilerin bağlılarıdır; evet başörtüsü yasağı, dindarlaşmaya karşı olanların siyasi simgeleridir.

b) Türkiye'de başörtüsü yasağı getiren hiçbir anayasa ve kanun maddesi yoktur. Laiklik ilkesini bir kanun gibi kullanmak ve yasağı buna dayandırmak hukuk dışıdır, laikliğe aykırıdır, devletin antilaik tavır alışıdır. Laiklik ilkesi başörtüsü yasağına da, herkesin başını örtme mecburiyetine de dayanak olamaz; olsa olsa isteyenin örtmesi ve isteyenin açmasına mesnet olabilir. Mahkemelerin başörtüsü aleyhine verdiği kararlar yanlıdır, siyasidir, yönlendirme sonucu ortaya çıkmıştır.

c) Türkiye ile Tunus'tan başka hiçbir Doğu ve Batı ülkesinde, üniversitelerde başörtüsü yasağı yoktur.

2. Sivil toplum kuruluşlarımız mümkün olduğu kadar geniş katılımla (sağcı, solcu, islamcı, milliyetçi, modern, gelenekçi, muhafazakâr...) bu konu üzerine eğilmeli, müzakere ve danışmalar yapmalı, alınan kararları uygulamaya koymalıdırlar.

3. Talep ve kampanya herkesin başını örtmesine değil, isteyenin örtmesine yöneliktir; farklı düşünen ve uygulayanları incitmemek, karşıya almamak, mücadelenin hedefini şaşırmamak çok önemlidir, unutulmamalıdır.

4. İmza kampanyaları, yürüyüşler, ziyaretler -gerekirse yurtdışına da taşınarak- devam etmeli, imzalar milyonlara ulaşmalıdır.

5. Karşı tarafın çürük ve asılsız argümanlarını kamu oyu önünde çürütmek için açık oturumlar yapılmalı, başörtüsünü savunanların temsilcileri iyi seçilmelidir.

6. Karşı tarafın -muhtemelen mason biraderleri, tapınak şövalyelerini daha ne bileyim kimleri kullanarak- AİHM'ni bile etkiledikleri pekala düşünülebilir. Bu etkinin tesirini ortadan kaldırmanın da tedbirleri vardır, alınmalıdır.

7. İktidarın temsilcileri "toplum mutabakatı ile çözüm"den söz ediyorlar. Daha önceki yazılarımdan birinde "hiçbir muhalif kalmamacasına bir toplum mutabakatı"nın mümkün olmadığını ifade etmiştim. Burada aranması gereken mutabakat, yeterli çoğunluğun mutabakatı olmalıdır. Bunu sağlayacak olanlar da sivil toplum temsilcileridir.

8. Defalarca yazdım, hiçbir kanun çıkarmadan, madde değiştirmeden yasak kaldırılabilir. YÖK ve rektörler başörtüsü yasağını kaldırdıkları ve mevcut kanunda yazılı "kılık kıyafet serbestliğini" uyguladıkları takdirde çözüm kendiliğinden gelecektir. Kılık kıyafetin -bu arada başörtüsünün- dinî inanca mı yoksa kıyafet tercihine mi dayalı olduğunu araştırmak, laik devletin rektörlerinin işi ve görevi değildir, hatta laikliğe aykırı bile sayılır. Diyelim ki, YÖK (zaten bunun da ya kaldırılması veya ıslah edilmesi şarttır) ve rektörler yasakta direndiler o zaman sıra kanun çıkarmaya gelir.

9. Anayasa mahkemesinin kararı "laiklik ilkesine" dayanıyor. Mahkeme başkanı "yeni bir kanun çıkarılsa bile dine dayalı bir hüküm getireceği için laikliğe aykırı olur ve yine iptal ederiz" demek istiyor. Öyle ise yapılacak şey, anayasada açıklayıcı bir değişiklik yaparak ya laikliği tanımlamak veya ilgili maddeye, "başkalarının hak ve özgürlüklerine -açık ve kesin olarak- zarar vermeyen, inanca dayalı kılık kıyafet ve davranışların, nerede yapılırsa yapılsın laikliğe aykırı değil, onun gereği olduğunu" ifade eden bir fıkra eklemektir. Bu değişiklik yapıldığında sonuç referanduma götürülürse iktidar bundan çekinmemelidir. Yapılan referandum, dinli ile dinsizi birbirinden ayırmaya değil, dinli dinsiz bütün vatandaşların din ve düşünce özgürlüklerine açıklık getirmeye yönelik olacaktır.

1 Mayıs 2005
Pazar

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi