www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


TESEV'in İHL Araştırması

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), hazırladığı bir raporla İmam Hatip liseleriyle ilgili tartışmalara toplumun tüm kesimlerinin mutabık kalacağı bir çözüm bulmak için zemin arıyor. "İmam Hatip Liseleri - Efsaneler ve Gerçekler" başlıklı rapor, tartışmaların ideolojik ve siyasi niteliği nedeniyle kamuoyunun bu okullarla ilgili yanlış veya eksik bilgilendirildiği varsayımından yola çıkıyor ve kapsamlı bir saha araştırmasıyla gerçekleri gün yüzüne çıkarmayı amaçlıyor. Gazeteci-yazar Ruşen Çakır, İrfan Bozan ve Balkan Talu tarafından TESEV için hazırlanan raporda, din, türban, YÖK Yasası, meslek liseleri katsayısı gibi tartışma konularına yanıt aranıyor. Raporda, bu okullarda okuyanların devlete, dine, topluma bakışıyla, devletin ve toplumun bu öğrencilere bakışı ele alınıyor.
Muhtemelen birden fazla yazıda bu raporun tespitleri üzerindeki düşüncelerimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Peşin olarak şunu ifade edeyim ki, efsaneler başlığı altında açıklanan "arka bahçe, devlet düşmanlığı, şeriatçı asker yetiştirme kışlaları" gibi maddelerin önemli bir kısmına (bunların gerçek dışı, efsaneler olduğuna) katılıyorum ve bunları yıllardır defalarca yazmış bulunuyorum.
TESEV'in raporuna geçmeden önce, yıllardır İmam Hatip okullarında öğretmenlik ve idarecilik yapmış eğitimcilerin tepitlerini, mukayese için aşağıya alıyorum:
İmam-Hatip Lisesi öğrencileri arasında suç işleme oranı, diğer ortaöğrenim kurumlarına oranla yok denecek kadar düşük.
Ortaöğrenimde toplumsal bir sorun haline gelen uyuşturucu ve alkol kullanımına, İmam-Hatip Lisesi öğrencileri arasında hemen hemen hiç rastlanmıyor.
İmam-Hatip Lisesi öğrencileri, aldıkları eğitim sebebiyle, toplumla barışık bir kitle oluşturuyor.
Dini eğitimi, sağlıklı bir müfredat çerçevesinde aldıkları için, İHL öğrencileri, yanlış ve aşırı dini eğilimlere yönelmiyor.
Diğer liselerde okunan derslerin yanısıra dini müfredatı da okumaları, ruhsal yapılarının daha sağlıklı ve dengeli olmasına yardım ediyor.
İHL'lerde, öğretmen-öğrenci ilişkileri, çatışmadan çok, saygı, sevgi ve dayanışma anlayışı çerçevesinde gelişiyor.
Araştırmalar, bu okullardaki öğrencilerin, aile bağlarının güçlü olduğunu gösteriyor.
Banka hortumlama ve diğer organize suçlarda, İmam-Hatip kökenli yönetici ve işadamlarının adı geçmiyor.
Kamu görevinde de, hem toplumla ilişkilerde hem de işlerin hakkaniyetle yürütülmesinde İmam-Hatip kökenliler başarılı bulunuyor.

Sunuş:
Ailelerin çocuklarını "dinlerini unutmasınlar" diye İHL'ne gönderirken, bu okul mezunlarının büyük bir kısmı din hizmetleri alanında görev almak yerine -zaten sayıları bu konudaki ihtiyaçtan hayli fazlaydı- başka mesleklere yöneldiler. İHL mezunlarının subay ve polis, ayrıca mülki amir olup olamayacakları çok tartışıldı.

28 Şubat 1997'de başlayan süreçte, sekiz yıllık kesintisiz eğitimle birlikte İHL'nin orta kısımları kapatıldı; mezunların katsayı uygulamasıyla ÖSS'de taban puanları düşürülerek ilahiyat yüksek okulları ve fakülteleri dışındaki yerleri kazanmaları zorlaştırıldı. Bunların sonucunda İHL'nin öğrenci sayısı hızla azaldı.

Ama katsayı kalsa da, kalkmasa da, son düzenlemede olduğu gibi etkisi azlatılsa da İHL sorun üretmeye, toplumda gerginliklere neden olmaya devam ediyor, bütün bunlara bağlı olarak çok sayıda gencin bugünleri ve yarınları ipotek altına alınmış oluyor.

Bugüne Nasıl Gelindi?
Din adamları yetiştirmeye yönelik okullar cumhuriyetle birlikte Türkiye'nin gündemine girdi.
En son olarak İmam Hatip Liseleri adını alan bu okullar hep birtakım tartışmalara yol açtı.
Çocuklarına hem pozitif bilimleri, hem de İslam dininin esaslarını ve ilmihal bilgilerini öğretmek isteyen muhafazakâr ailelerin kısa sürede benimseyip sahiplendiği İHL'nin, özellikle 1970'li yıllardan itibaren gösterdiği hızlı gelişim, laikliğe duyarlı kesimleri endişelendirdi.
Bu gelişimde birçok faktör etkili oldu. Bunların bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
1) Dindar vatandaşların İHL binaları için arsa bağışlaması, inşaatları üstlenmesi ve okulların tefrişatını yapması;
2) Kız öğrencilerin de bir aşamadan sonra İHL'ne kabul edilmesi ve kimi durumlarda örtülü bir şekilde erkeklerle karışmadan okuyabilmelerine göz yumulması;
3) Farklı hükümetlerin oy hesabıyla İHL'nin açılmasını teşvik etmesi, bütçelerini artırması ve statülerini iyileştirmesi;
4) Buna bağlı olarak İHL mezunlarına kademeli olarak da olsa, istedikleri yüksek öğrenim kurumlarını tercih hakkı sağlanması;
5) İHL öğrencilerine, vatandaşların da geniş katkılarıyla burs ve pansiyon konularında geniş imkanlar sağlanması;
6) İHL mensuplarının "İmam Hatiplilik" ruhuyla kendi aralarında dayanışma ağları geliştirmeleri ve İHL'nin nicelik ve nitelik açısından güçlendirilmesi için etkinlik göstermeleri.
Bütün bu ve benzeri olgular sonucunda yüzbinlerce öğrenci bu okullara yöneldi ve böylelikle İHL öğrencilerinin tüm ortaöğrenime oranı yüzde 10'a kadar ulaştı. Bu nedenle İHL bazı çevreler ve uzmanlar tarafından "paralel", hatta "alternatif" ortaöğrenim kurumları olarak nitelenir oldu. Bu arada bazılarının "Anadolu lisesi" statüsü kazanmasıyla İHL'nin ülke çapındaki başarı oranı kısmi olarak yükseldi.

Tarihi seyri, değişimler.
12 Mart 1971 askeri müdahalesinden sonraysa İmam Hatip Okulları iki önemli değişiklik geçirdi. Bunlardan ilki orta kısımlarının kapatılmasıydı. Bu tarihe kadar (1951-1971) İmam Hatip Okulları orta kısmı 4, lise kısmı 3 yıl olmak üzere 7 yıl eğitim veriyordu. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 22 Mayıs 1972'de yayımlanan yönetmelikte "İmam Hatip Okulu, ortaokul üzerine dört yıllık eğitim veren bir meslek okuludur. Okul öğrencilerini hem mesleğe hem de kendi alanlarında yükseköğrenime hazırlar," denilmekteydi.
İkinci önemli değişiklik ise Milli Eğitimin Temel Kanunu ile geldi. 1973 yılında 1739 sayılı yasa olarak tanımlanan yasanın 32. maddesi o güne kadar İmam Hatip Okulu olarak anılan okullara İmam Hatip Lisesi adını verdi. Yasanın 32. Maddesi şu şekildeydi:
"Madde 32: İmam Hatip Liseleri, İmamlık, Hatiplik ve Kur'an Kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığınca açılan, ortaöğretim sistemi içinde hem mesleğe, hem yükseköğretime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır."
2004 Türkiye'sinin de tartışma konusu olan İHL mezunlarının üniversite yönelimleri daha o tarihte TBMM'de tartışma konusu olmuştu. Nihat Erim Hükümeti tarafından TBMM'ye sunulan yasa tasarısında 31. Madde de şu ifade vardı:
"....İmam Hatip okullarını bitirenler, bugün olduğu gibi kendi alanlarında yüksek öğrenime geçebileceklerdir." (Aktaran, Ayhan 1999, s.200)
Aslında bu tartışma 1973 yılında Milli Eğitim Temel Kanunu'nda yapılan değişiklikle İHL mezunlarının ilk kez doğrudan üniversiteye gitme hakkını elde etmesiyle başladı. Ancak bu, liselerin edebiyat kollarından mezun olan öğrencilerin girebileceği fakülte ve yüksekokullarla sınırlı bir haktı. 12 Eylül askeri yönetiminin 1982 yılında aynı yasada yaptığı değişiklikle İHL
mezunları, sınavda diledikleri fakülteleri tercih etme hakkına sahip oldu. Buna İHL öğrencilerinin sayısındaki artış da eklenince, İHL mezunları üniversite anfilerini doldurmaya başladı.

Niçin tercih ediliyor:
Bellibaşlı nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
Halkın Sahiplenmesi
Öğrenci artışının arkasında, MC dönemlerinde olduğu gibi hiç kuşkusuz birtakım siyasal sebepler vardı, fakat asıl gerekçe muhafazakâr kitlelerin İHL'ni benimseyip onlara sahip çıkmasıydı. Öyle ki kimi hükümetler yeni İHL açmak istemeseler de iktidara geldiklerinde açılmaya hazır İHL binaları buldular. Zira bu okulların inşası ve döşenmesinde, diğer okullarla kıyaslanmayacak ölçüde halk katkısı ve katılımı söz konusuydu. Bunun sonucunda İHL binalarının yüzde 65'i, tepeden tırnağa, devlet katkısı olmadan yapıldı. Devletin hiçbir katkı almadan yaptığı İHL binalarıysa, genel toplam içerisinde ancak yüzde 9,5'luk bir oran oluşturmaktadır. (Ünsür, 1995 S.148)
Bina
Yurt ve pansiyon
Din eğitimi talebi
Kızlar...

İHL'ne Yönelik Eleştiriler
Laikliğe duyarlı olan kesimler kuruluşundan 1997'deki sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim uygulamasına kadar, İHL'ne hep kuşkuyla baktılar. İHL'ne yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmını eğitim bilimi açısından irdelemek doğru olacaktır. Bu açıdan en sert eleştiriler, bir meslek okulu olarak, imam ve hatip yetiştirmek üzere kurulmuş olan İHL'nin kuruluş amacından uzaklaşmış olduğu iddiası etrafında şekilleniyor.
İHL'ni bir meslek lisesi olarak gören bu kişiler, İHL'nin gelişme itibarıyla diğer meslek okullarını geride bıraktığını, ihtiyaç fazlası imam ve hatip yetiştirildiğini ileri sürüyorlar.
Hatta İHL'nin 1997 öncesi meslek okulu vasfından çıkıp, genel liselere alternatif bir kurum haline dönüştüğünden endişe ediyorlardı.
Kuşkusuz bu perspektif ışığında İHL'ne kız öğrenci alınmasına da karşı çıktılar, halen de çıkmaya devam ediyorlar. Son yıllarda sayıları iyice artan kız öğrencilerin imamlık yapamayacaklarına göre niçin bu okula yöneldikleri ciddi bir biçimde sorgulanıyor. İHL'nde yüzde 60/40 kültür dersleri lehine olan oranın diğer meslek okulları ortalaması olan 30/70 meslek dersleri lehine getirilmesi de bu gruptakilerin istekleri arasında yer alıyor.
İHL mezunlarının istedikleri fakülteleri tercih etmesine karşı ilk ciddi itiraz 1990 yılında TÜSİAD'dan geldi. Dernek tarafından Zekai Baloğlu'na hazırlatılan "Eğitim Raporu"nda, 1988 yılında İHL mezunlarının üniversite tercihleri ve yerleştikleri bölümler ayrıntılandırıldı.
Baloğlu sonuç olarak, İHL mezunlarının İlahiyat Fakülteleri yerine, öncelikle üniversitelerin hukuk ve kamu yönetimi bölümlerine yöneldiğini saptadı.

TÜSİAD'ın o dönem tartışma yaratan raporunda İHL için şu tespitler ve öneriler yapılmıştı:
"Türk toplumunun ihtiyacı olan din görevlilerini yetiştirmek amacı ile açılan İmam Hatip okullarında kuruluş amacı dışında aşırı bir kapasite yaratılmış, üstelik çok sayıda kız öğrenci alınmıştır. Bu gelişme İHL'nin temel eğitim kademesinden başlayarak genel eğitim kurumuna dönüşmesine, böylece ikinci bir genel eğitim kanalının oluşmasına yol açmıştır. Gelişme devam etmektedir. İki kanal arasındaki sınır gittikçe büyümektedir. Birinci bölümde demokrasi faktöründe açıklandığı gibi, ayırıcı kanallarda kültürel kimliği, milli benliği, değer yargıları, yaşam biçimi, giyimi, dünya görüşü, kısaca eğitim profili çok farklı iki ayrı gençlik kuşağı yetiştirilmesi, Tevhid-i Tedrisat ilkesine aykırı bir gelişmedir. Bu gelişme, eğitim sisteminin demokrasiye yapısal uyumunu olumsuz yönde etkilemektedir. İHL'nin Tevhid-i Tedrisat ve Milli Eğitim Kanunlarının özüne uygun olarak, temel eğitime dayalı ve ayrı meslek okulları olarak düzenlenmesi ve öğrenci sayısının istihdam kapasitesine göre sınırlandırılması gerekmektedir."

Şimdi
İHL'ne yönelik eleştirilerin ne derece gerçek olgulara yaslanıp yaslanmadığını irdelemeye, İHL öğrencilerinin üniversite tercihlerinden başlayalım sahiplerine göre İHL mezunları ancak İlahiyat Fakültelerine devam edebilmeli; özellikle asker-polis ve mülki amir olma yolları tıkanmalıdır.

Başarı
Yukarıdaki karşılaştırmalı grafiği incelediğimizde diğer meslek liseleri arasında İHL'nin ciddi bir başarısından söz etmek mümkün değil, hatta Ticaret Lisesi mezunlarının İHL mezunlarına göre üniversite sınavlarında daha başarılı olduğu ortaya çıkıyor. Fen Lisesi mezunlarının ise üniversite sınavında tartışmasız bir üstünlüğü var. Kamuoyundaki yaygın kanaate rağmen İHL mezunları, özel liselerin üniversite başarısının epey uzağında. 1998 sonrası duruma bakıldığındaysa, diğer meslek liseleri karşısında İHL mezunlarının tamamen havlu attıkları ortaya çıkıyor. Ticaret ve Endüstri Meslek Lisesi mezunlarına tanınan iki yıllık fakültelere sınavsız geçiş ve puan desteği bu okulların farkı açmasına yol açtı. İHL mezunlarının okulu bitirdikten sonra gidecekleri iki yıllık bir alan olmadığı için üniversiteye yerleşme oranları ciddi oranda düştü.

Yukarıdaki tabloda İHL öğrencilerinin lise kısmında öğrenim gören öğrencilerin tüm diğer liseler içindeki oranı yıllar itibariyle görülebiliyor. 1995-1996 yılında İHL'deki öğrenci sayısı diğer liseler içindeki en yüksek oranına ulaştı. Söz konusu öğrenim yılında her 10 lise öğrencisinden bir tanesi İHL'de okuyordu. 1997 yılında Sekiz yıllık kesintisiz eğitim yasasıyla İHL'nin orta kısımlarının kapanması ve 30 Temmuz 1998'deki kararla YÖK'ün getirdiği katsayı farklılığı İHL'lerden hızlı kaçışı başlattı. 2003-2004 öğrenim yılında İHL öğrencilerinin orta öğretimdeki oranı 2.3'e düştü.

TESEV'in Ruşen ÇAKIR yönetiminde İrfan BOZAN ve Balkan TALU isimli üç gazeteciye yaptırdığı ve İmam Hatip okulları ile ilgili kapsamlı ve oldukça ciddi, titiz ve tarafsız bir araştırma bu günlerde basına açıklandı ve tartışılmaya açıldı. Araştırmanın kaynaklardan tespit ve tekliflere kadar birçok bölümü hakkında şüphesiz çeşitli tenkitler ve değelendirmeler yapılacaktır. Ben de zaman zaman bu araştırma raporunun farklı bölümlerini ele alıp değerlendirreceğim.Ancak önceliği, araştırmayı yapanların sunduğu "birtakım değerlendirme ve çözüm önerileri"ne vermek istiyorum. "İHL sorunu üzerine yaptığımız çalışmalardan, İHL camiasında yaptığımız görüşmelerden ve toplumun farklı kesimlerinden derlediğimiz görüş ve önerilerden hareketle geliştirdik" dedikleri bu değerlendirme ve çözüm önerilerini sıralayacak, her biri hakkında görüşümü kısaca belirteceğim (Onların yaklaşımlarını siyah, benim değerlendirmelerimi normal yazacağm):

Genel Yaklaşımlar
1) İHL'nin dünkü ve bugünkü durumlarının herkes için sorun oluşturduğu kabul edilmeli.
İmam Hatip okullarının dünkü ve bugünkü durumları herkes için farklı sorunlar oluşturmaktadır. Bu okulları isteyenlere göre mesele, okulların geliştirlmesi, mezunlarının önündeki engellerin kaldırılması, din özgürlüğüne aykırı sınırlama ve yaslaklamaların kaldırılmasıdır. Karşı olanlara göre mesele okulların kendisidir, varlığıdır, genişleme ve yayılmasıdır, mezunlarının farklı yüksek öğrenim görme imkanlarının bulunmasıdır, mezunları ile diğer okul mezunları arasındaki kimlik ve kişilik farklılaşmasıdır...

2) İHL sorunu, Türk eğitim sisteminin temel sorunlarından yalnızca biri olarak görülmeli, eğitim sistemimizin yeniden yapılandırılması bağlamında ele alınmalı.
Ben kendimi bildim bileli Türk eğitim sisteminden şikayet edilmekte, ıslahı için yüzlerce toplantı yapılmış ve onbinlerce sayfa rapor, kitap, makale yazılmış bulunmaktadır. Eğitim sistemi kültürün bir parçasıdır, önce Türk milletinin kültürü üzerinde durulmalı, bu kültür üzerinde bir açıklık ve mutabakat sağlandıktan, küçülen dünyada hem çağdaş olmanın hem de kendi özünü, kimlik ve benliğini korumanın formülü ortaya konduktan sonra eğitim sistemine geçilmelidir.

3) İHL sorununun toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasal ve eğitsel boyutları bulunuyor. Sorunun çözümü için bütün bu boyutlar bir arada ele alınmalı, herhangi bir boyut ya da boyutlar aşırı şekilde öne çıkarılmamalı veya ihmal edilmemeli.
Terimlemede kavga olmaz, araştırmacılar "inanç ve din" boyutunu" yukarıda sıraladıkları kategorilerden birine sokuyor olabilirler, Ama inananlara göre "inanç ve din" boyutu, yukarıda sıralanan ve seküler olan boyutlara -bunlarla ilişkisi olsa da- sığmaz, onların dışında göz önüne alınması gerekir. Boyutlardan birini öne çıkarıp diğerlerine hakkını vermemek şimdiye kadar tekrarlanagelen önemli kusurlardan biridir ve olmamalıdır.

4) İHL ile ilgili atılacak adımların sadece öğrencileri değil çok geniş kitleleri yakından ilgilendirdiği akıldan çıkarılmamalı.
Bunu yıllardır yazıyor ve söylüyoruz.Türkiye'de birçok gurup isteklerini kabul ettirmek için sayılarından söz ediyorlar. İmam hatip camiası söz konusu olduğunda en az on milyondan fazla bir insan kitlesi söz konusudur. Bu meselenin yankı ve etkileri artık ülkemizin de dışına taşmış bulunmaktadır.

5) İHL sorunu, mümkün olduğu kadar politik tartışma ve çekişmelerin malzemesi olmaktan çıkarılmalı; "28 Şubat sürecinin rövanşını alma" veya "AKP hükümetini köşeye sıkıştırma" gibi yaklaşımlardan uzak durulmalı;
Eskiden beri kışlaya, camiye ve okula politika girmesin denir; ama ilk bakışta kulağa hoş gelen bu cümlenin anlamı ile uygulama kabiliyeti üzerinde pek durulmaz. Bana göre insanın bulunduğu her yerde, açık veya kapalı olma farkıyla politika da bulunur. Önemli olan hukukun, yetkilerin, tabii sınırların aşılmaması ve ülke menfaatinin şahıs veya zümre menfaatine feda edilmemesidir.
İHL konusunda, siyaset açısından iki taraf varsa ve bunlardan biri iktidar ise o, durup dururken bu konuyu ortaya atmıyor, seçmenlerinin yoğun istek ve baskısı sebebiyle problemi çözmek için meseleyi gündeme getiriyor. Meclis içinde ve dışındaki muhalefet (İHL'ne muhalif olanlar) ise, bu konuyu problem haline getiren kendileri olduğu ve bunda yarar gördükleri, değişmesini de istemedikleri için polemik ve politika yapıyorlar. TESEV'in bu öğüdünün şimdilik daha ziyade muhalefete hitap etmesi gerkiyor.
27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi anayasaya, demokrasiye ve millet iradesine aykırı hareketlerin rövanşını bilmem ama hukuk çerçevesinde hesabının sorulması şarttır.

6) İHL öğrencileri ve mezunlarına yönelik küçük düşürücü, suçlayıcı, şüphe uyandırıcı tavır ve davranışlardan uzak durulmalı;

7) İHL öğrenci ve mezunları, diğer öğretim kurumlarında okuyanlara yönelik küçük düşürücü, suçlayıcı, şüphe uyandırıcı tavır ve davranışlardan uzak durmalı;
Bu iki madde dolayısyla da TESEV araştırmacılarına teşekkür etmek gerekiyor. Esasen bu davranışlar hem hukuka hem de ahlaka aykırıdır, elbette olmamalıdır, ancak imam hatipliler hakkında küçük düşürücü ve şüphe uyandırıcı sözleri kimlerim söylediğine bir kere daha dikkat çekmekte fayda görüyorum; YÖK başkanından tutun devletin bazı önemli kurumlarının üst düzey bürokratlarına kadar bunu kimler yapmıyor ki!

8) Meslek eğitimi, din öğretimi ve yüksek öğretim gibi konularla, bütün bunlara bağlı olarak din-devlet-toplum ilişkileriyle doğrudan bağlantılı olduğu için İHL sorununda atılacak her adımda olabildiğince geniş bir toplumsal uzlaşma zemini aranmalı;
Bu "toplumsal uzlaşma" da kulağa hoş gelen ifadeler arasında yer alıyor, ama anlamı ve gerçekleşmesi üzerinde daha açık ve gerçekçi şeyler söylemek gerekiyor. Çoğulcu veya çoklu ve çeşitli bir sosyal yapı söz konusu olduğunda uzlaşma kelimesine verilecek anlam, "hukuk çerçevesinde kalmak ve birbirine tahammül etmek" olmalıdır. "Tarafların birer parça taviz vererek çözüm bulmaları" anlamı her zaman gerekli değildir, buna ancak gerekli ve zorunlu olduğu zaman gidilmelidir; çünkü gerşekleşmesi daha zordur. Farklı kesimlerin talepleri, hak ihlaline (taraflardan birinin dediği olduğunda hasıl olan durum diğerinin zarar görmesine, hakkını yitirmesine" sebep olmuyorsa aranacak çözüm ve uzlaşma "haklı talebe ve uygulamaya tahammül" mana ve çerçevesinde olmalıdır. İHL'ne bu kuralı uygulayalım: Bu okullara var olma ve yüksek öğrenime eşit şartlarda devam etme hakkı tanındığında başka okullar ve kesimler bundan zarar görmüyorlar, onların hakları kısıtlanmış olmuyor, itirazları ideolojik bağnazlıktan kaynaklanıyor, yapmaları gereken şey ise tahammüldür. Rejim tehlikesinin bir efsane olduğu bu araştırma ile de teyit edilmiştir.

9) Bu bağlamda başta Diyanet İşleri Başkanlığı ve başörtüsü olmak üzere, din-devlet-toplum ilişkisinin diğer kilit alan ve sorunları da masaya yatırılabilmeli;
Bu teklife ben de katılıyorum, ama şu anda Türkiye'nin, bu konularda sağlıklı bir sonuca ulaşmasını oldukça zor görüyorum; demokrasi ve normalleşme yolunda biraz daha mesafe aldıktan sonra bu konularda daha rahat çözüme gidilebileceğini düşünüyorum.

10) Kız öğrencilerinin İHL'ne yönelmeleri bir olumsuzluktan ziyade, bir fırsat olarak görülebilmeli, burdan hareketle kızların okullaşmasında yeni formüller üzerine düşünülmeli;
Dilerim kıt görüşlü, ideoloji körü olan şahıslar ve guruplar da bu gerçeği görür, bu hayati teklife kulak verirler!

"Somut Öneriler
11) İHL'nin statüsünün bir an önce netleştirilmesi gerekiyor. Bu amaca uygun olarak, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, sadece eğitim bilimcilerin değil, sosyal bilimlerin değişik alanlarından uzmanların (bu arada yabancı uzmanların) da katılacağı şura tipi bir girişim düşünülebilir."
İHL'nin statüsü nettir; araştırmada da verildiği gibi bu okullar, ilgili kanuna göre yalnızca meslek adamı yetiştiren okullar olmayıp, yüksek öğrenime de öğrenci yetiştiren okullardır. Karşı olanlar statüyü bozmak, bu okulları yalnızca din görevlisi yetiştiren okullar haline getirmek istemektedirler. Bu istek, milyonlarca İmam Hatip mezun ve mensubuna değil, dine ve dindarlaşmaya karşı olanlara aittir; ellerindeki güçleri kullanarak isteklerini gerçekleştirmeye çalışmakta, huzuru ve istikrarı bozmakta, hak ve hukuku çiğnemektedirler. Şimdiye kadar defalarca toplantılar ve şuralar yapılmış, taraflar istek ve düşüncelerini yazıp söylemişlerdir; temel noktada (yüksek öğrenim hakkını kıstlamada) anlaşma ve uzlaşma olamaz; çünkü bu konuda iki taraf da (İmam Hatipliler haklı olmak üzere) taviz vermeye yaklaşmamaktadır. Defalarca yazdım ama bir kere daha yazayım: Çözüm şudur: Açık ve kesin deliller bulunmadıkça insanlar ve kurumlar suçlanmamalıdır. Hukuk çerçevesinde ancak suçlular cezalandırlmalıdır. "Doğan çocuk benim saltanatımı yıkabilir" diyerek bütün yeni doğan çocukları öldüren Firavun siyasetine son verilmelidir. Müslüman halkın çocuklarına din öğretim ve eğitimi vermelerinin yolları açılmalıdır. Kur'an kursları ile ilgili, sınırlamalar kaldırılmalı, okullarda yeterli din eğitim ve öğretimine imkan verilmeli, dernekler, vakkıflar, şirketler... özel okullar açabilmeli ve bu okullarda -normal ortaöğretim dersleri yanında- daha yoğun din veya dinsizlik eğitimi verelebilmeli, toplumda ve devlet katında dindarlara veya dinsizlere farklı muamele yapılmamalı, bu yüzden haklar kısıtlanmamalıdır. İşte bunlar yapıldığında vatandaşlar, İmam Hatip Okullarına -din görevlisi yapmak istemedikleri- çocuklarını göndermemeyi tercih ederlerse bu okullar kendiliğinden azalır, kalanların da fonksiyonu kendiliğinden değişir, bu değişimden sonra statü değişikliğine de gidilebilir.

"12) Sanıldığının aksine İHL sorununun özünü katsayı düzenlemesi oluşturmuyor. En kısa zamanda İHL ile ilgili kapsamlı bir çalışmaya girişilmeli, katsayı da bunun içinde çözülmeli; 13) Kapsamlı bir çözümün aşırı gecikme ihtimalinde, katsayı sorunu, YÖK ve ÜAK başta olmak üzere bu uygulamasının savunucularının argüman ve hassasiyetleri ciddiye alınarak ve onlarla birlikte geliştirilecek bir ara formülle geçici olarak çözülmeli;"
Bize göre katsayı haksızlığı önemli/temel bir hakssızlıktır ve derhal giderilmesi gerekir. Bu haksızlığı yapanların hassasiyetlerinin özü ideolojiktir; halbuki bu okullar ne tevhîd-i tedrisat kanununa, ne laikliğe ne de milli birlik ve berabeliğe aykırıdır; araştırmada bizim bu iddialarımızı destekleyen önemli sonuçlar vardır. Aykırı görünüş, bu kanun ve ilkelerin, din karşıtı ve çokluğu, çeşitliliği kabul etmeyen yorumlarından kaynaklanmaktadır. Uzun vadeli çalışmalar yapılabilir, ama hemen şimdi yapılması gereken şey, katsayı haksızlığına son verecek bir düzenleme, daha doğrusu uygulamadır. YÖK haksızlığa son vermek istediğinde ortada hiçbir hukuk engeli yoktur.

"14) İHL, dünkü ve bugünkü konumları itibariyle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın arzu ettiği nitelikli kadroların yetiştirilmesine imkan sağlayamıyor. İHL'nin, İlahiyat Fakülteleri birlikte bu perspektifte yeniden yapılandırılması durumunda Diyanet'in ihtiyaç duyduğu kadroları yetiştirmek için yeni arayışlara gidilmeli;"
Diyanet İşlerinin arzu ettiği ve bulup görev verdiği bunca nitelikli eleman başka bir okulda yetişmedi, tamamı İmam Hatipler'den mezun oldular. Hangi meslek lisesi mezunu, yalnızca liseden aldığı eğitim ve öğretimle "nitelikli eleman" olur? Var mı böyle bir şey! Mesleğe girmek isteyenlere öncesinde ve meslek içinde verilecek kurslarla eksikler giderilir ve istenen amaca ulaşılır; böyle de yapılmaktadır. Yeni arayışlar ve yeniden yapılandırma arzusu, ideolojik karşıtlıktan değil, gerçek ihtiyaçtan kaynaklanırsa çare kolaylıkla bulunur. Şunu da kaydetmemiz gerekiyor: Nitelikli eleman, meslek bilgisi ve ahlakına sahip, orta yol İslam'ına bağlı, din ve dindarlaşma karşıtlarının değil, müslümanların beğendiği din görevlisidir. Başka din ve mehepler için de ölçü böyle olmalıdır.

Raporun 16-19. maddeleri İmam Hatip liseleri dışında din eğitimi ve öğretimi ile ilgili olduğundan bu konuyu başka bir yazıya bırakarak İHL'leriyle ilgili olan 15. ve 20. maddeleri ele alıp konuyu şimdilik noktalayacağım.

"15) Statüleri ne olursa olsun, İHL ile ilgili tartışmalar daha çok öğrenci sayısıyla ilgili olarak çıktı, bundan sonra da böyle olacağa benziyor. Öğrenci sayısının fazlalığından rahatsız olanlar bunu azaltmanın tek yolu olarak İHL'nin kalitesini düşürmeyi görüyorlar. Bunun yerine İHL'ne başvuruları, bu okullarının kalitesini artırarak azaltabilmenin yolları üzerinde düşünmek gerekiyor;"
Bu satırlar ibret verici bir gerçeği gün yüzüne çıkarıyor. İHL'nin öğrencilerinin çokluğundan rahatsız olanların "kesintisiz ve geçişsiz sekiz yıllık temek öğretim ve kat sayı haksızlığı" yoluyla yapmak istedikleri, bu okulların kalitesini düşürmek, böylece talebe akışını engellemek ve okulları kendiliğinden kapanmaya terk etmektir. Asıl amaç budur, söylenen parlak sözler ve makul gösterilen gerekçeler ise aldatmadan ibarettir.

"20) Devletin din eğitiminden çekilmesi, bu amaca uygun olarak Anayasa'nın değiştirilmesi ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması önerisi kamuoyunun gündemine taşınabilmelidir."
Bize göre de laik devlet din eğitimi ve öğretiminden -belirleme, müdahale etme anlamında- çekilmeli, din ve mezhep mensuplarının kuracakları örgütlerle yapacakları eğitim ve öğretime, talep durumuna göre imkan hazırlamalıdır. Mevcut ve mecburi olan "din kültürü ahlak bilgisi" dersi ise bir cemiyet içinde yaşayan farklı inanç sahiplerinin birbirleri hakkında doğru bilgi sahibi olmalarını sağlamak üzere devam etmelidir. Böyle bir değişimin gerçekleşmesi durumunda cemaatlerin, çeşitli seviyelerde okul açmalarına da izin verilmesi zorunludur; bu takdirde İmam Hatip benzeri okulları özel kesim açacak ve mezunları hem meslek adamı olabilecek hem de istedikleri yüksek öğrenime devam edeceklerdir.
"İHL sorununun çözümü için üç olgunun göz önünde bulundurmak gerekiyor: Toplumun din öğretimi talebinin karşılanması; din görevlilerinin eğitilmesi; Türkiye'nin asla vazgeçemeyeceği laiklik ilkesi."
Asıl mesele çıkaranlar, din eğitimi ve öğretimi almayı, din görevlisi olmak üzere okul seçip okumayı laikliğe aykırı veya laiklik için tehlikeli görenler ve bu yüzden İHL öğrencilerine karşı ayrımcılık uygulayanlardır. Yapılan açıklamalar gösteriyor ki, böyle bir tehlike ve çelişki yoktur, ülkede birlik ve beraberlik ancak vatandaşlara eşit davranmak, hak ve özgürlükleri eşit dağıtmakla mümkün olacaktır.

"Son tartışmaların ışığında, toplumun din eğitim ihtiyacının başka kanallardan karşılanarak İHL'nin üzerindeki yükün azaltılması ve bu okulların, belki adları da değiştirilerek, esas olarak ilahiyat fakültelerine ve dolayısıyla Diyanet'e nitelikli kadrolar yetiştiren seçkin eğitim kurumlarına dönüştürülmesi yaklaşımının giderek öne çıktığı görülüyor."
Bu yaklaşım bize göre de kabul edilebilir niteliktedir, ancak olmazsa olmaz şart önceden İHL'lerini kapatmak veya kalitesine kıymak değil, toplumun din eğitim ve öğretimi talebini başka kanallardan karşılayarak İHL'nin kendiliğinden normalleşmesini sağlamaktır. Normalleşmeden maksadım, bu okulların alternatif liseler olmaktan çıkması ve daha çok mesleğe, daha az -her dalda- yüksek öğrenime eleman yetiştiren okullar haline gelmesidir.
"İster bu yaklaşım, ister bir başkası olsun, İHL sorununu, toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilebilir, uygulanabilir ve kalıcı bir şekilde çözmede vatandaşlara ve sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşüyor. Önümüzdeki bir yılda, toplumun farklı kesimleri İHL olgusunu bir sorun olarak görür, bu sorun hakkındaki efsanelere sırtını dönüp gerçeklerden hareket eder ve en önemlisi bunun çözümü için toplumsal mutabakat arar ve bu uğurda bir takım tavizler vermeyi de kabullenirse Türkiye bu sorunu kolaylıkla çözebilir."
Mutabakat ve taviz hakkındaki görüş ve düşüncelerimi daha önce yazdım. Burada kısaca bir daha tekrar edeyim:
Din eğitim ve öğretimine, hatta dine karşı olanlarla mutabakat sağlanamaz. Dindar müslümanlardan da mesela "eşcinselliğin normal, ahlaka uygun, eşcinsellerin üçüncü bir cinsiyet" olduklarını kabul etmeleri ve bu konuda karşıdakilerle mutabakata varmaları beklenemez. Farklılık içinde zorunlu ölçüdeki birlik ve bareberlik ancak, farklıya tahammül ile gerçekleşebilir. Dindara, İHL'ine,din eğitim ve öğretimine karşı olanların, hak ve özgürlüklerden yararlanma bakımından eşitliğe "tahammül etme" anlamında taviz vermeleri şarttır. Bir kesim, kendi düşünce ve talebini karşı tarafa da dayattığı sürece anlaşma, uzlaşma, çözüm, demokrasi, insan hakları gibi kavramlardan söz etmenin anlamı yoktur.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi