www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Demokrasi ve Ahlak Eğitimi

Değeli okuyucumuz Seyfi Say'ın tenkit yazısını Cuma günü köşemde vermiştim. Seyfi Bey, benim yazımı bahane ederek içini dökmüş ve özellikle uygulamadaki demokrasiye yönelik tenkitlerini ortaya koymuştur. Onun tenkitlerine katılıyorum, ben de "uygulamada böyledir" demedim, "teolrik olarak böyle olması gerekir" dedim. Benim ayrıca demokrasi teorisine yönelik de tenkitlerim vardır, bu gazetede ilk yazmaya başladığım günlerde bu konda birkaç yazı yazmıştım; isteyenler "Laik Düzende Dini Yaşamak" adıyla basılan yazıların birinci cildine bakabilirler. Orada görecekleri " Temsil ,Olduğunuz Gibi Yönetilirsiniz, Halkın Sesi, Hakkın Sesi, Siyasî Temsil ve Demokrasi, Demagograsi" başlıklı yazılar demokrasi teorisine yönelik tenkitlerimi ihtiva etmektedir. Örnek olarak birini, aradan yıllar geçtiği ve unutulduğu için bir daha neşretmenin faydalı olacağı anlaşılıyor.

Demokrasi, Demagograsi
Demokrasinin çeşitli tanımlarından birinin veya tamamının İslâm ile örtüşüp örtüşmediği veya İslâma uygun düşüp düşmediği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüş, kitap ve makaleler yazılmış, hatta Doğu'da ve Batı'da tezler yapılmıştır. Bu yazının konusu, bu uygunluk veya uygunsuzluğun tesbiti değil, ülkemizde genelgeçer demokrasi tanımlarının uygulamaya uygun düşüp düşmediğidir. Bundan otuz kırk yıl önce kitaplar ve makalelerde demokrasi "ya doğrudan veya temsilcileri aracılığı ile halkın kendi kendini yönetmesidir" diye tarif edilirdi. Şimdilerde bu tanım "insan haklarına riayet edilen, mümkün ise bireye kadar yönetime katılma imkânı veren bir siyasî sistem" olarak tarif edilmektedir.
Dönüp uygulamaya baktığımızda görülen manzara hiç de tanımlara uymamaktadır; çünkü perde arkasında bulunan ve yönetmek için seçilmedikleri halde yönetime hakim olan güçleri bir yana bıraksak bile görünüşte iktidar partiler arasında el değiştirmekte, partilere de parti karar ve disiplini hakim bulunmaktadır. Milletvekili adayları parti tarafından belirlenmekte, bu belirlemede halkın irade ve menfaatinden ziyade partinin başında bulunanlar ile bunların maddi manevi güç aldığı çevrelerin dedikleri olmaktadır. Milletvekillerinin temsil, yönetime katılma ve denetim fonksiyonları sıfıra yakındır. Milletvekili, arkasında binlerce insanın bulunduğu müstakil bir temsil kişiliği değil, oy sayısını dolduran, verilen vazifeleri yapan bir birimdir. Meclisin göze çarpan yerinde "hakimiyetin millete ait olduğu" yazıldığı halde gerçekte hakimiyet, milyonlara nisbetle bir avuç teşkil eden seçilmemiş/temsil yetkisi olmayan güçlerin elindedir. Onlar istemedikçe anayasa ve kanunlar değiştirilemez, haklar ve hürriyetler verilemez, alınamaz, alınmış kararlar uygulanamaz. Halkın temsilcilerinin elini kolunu bağlayan, iradelerini dizginleyen bir görünmez el bir kâbus gibi üzerimize çökmüş bulunuyor.Gerek halk ve gerekse onun temsilcileri bu eli kaldırmaya, kırmaya kadir olamıyor, bu şuurdan ve güçten mahrum bulunuyorlar.
Bütün bunlar vakıaya, olup bitene uygun düşen tesbitler ise medyada boy gösterme imkanını bulan bir kısım üst düzey (!) yetkililerin, değerli olmasalar bile önemli olan kişilerin ikide bir çıkıp halk iradesinden, halkın dediğinin olduğundan, halkın yararının her şeyin önünde bulunduğundan, kendilerinin halka hizmet için bu eziyetlere (!) katlandıklarından, adaletten, hakkaniyetten, hukuk devletinden... bahsetmeleri demagojidir; bunlar demagoglardır ve demagogların üst düzeyde bulundukları siyasî sistemin adı demokrasi değil, demagograsidir.
Seyfi Bey'in demokraside emir bi'l-maruf (ahlaki denetim, ahlak eğitimi) ile ilgili sözlerine gelelim:

Uygulamadaki aksaklıklar bir yana bırakılırsa teorik olarak demokrasi insan hakları temeline oturuyor, insan hakları denilince öncelikle birey olarak insanın hakları kastediliyor ve zaruret bulunmadıkça bireyin hakları, topluma, devlete, ideolojilere, inançalara... karşı korunuyor. Demokrasinin önemli eksikliklerinden biri ise, hakların, ödevlerle dengelenmesinde kendini gösteriyor; tarih boyunca yaşanan haksızlıklara, baskılara, gereksiz kısıtlamalara karşı bir tepki söz konusu olduğundan hakların öne alındığı ve ödevlerin, haklara nispetle gölgede kaldığı anlaşılıyor.
Burada "ahlaki denetim" ifadesinden, İslam din ve kültüründe önemli yeri olan "el-emru bi'l-ma'rûf ve'n-nehyu ani'l-münker" kavramını ve uygulamasını kastediyorum. "Ma'rûfu emretmek, buyurmak, yaptırmak, münkeri yasaklamak, yaptırmamak, engellemek" manasına gelen bu ifadeyi anlayabilmek için "ma'rûf" ve "münker" kavramlarını tanımlamak gerekir. Marûf, "meşrû" kavramını içine alır ve onu aşar, burada meşruluk müslümanlar tarafından benimsenmiştir, hayat tarzı haline gelmiştir ve ihlali toplumca tepki sebebi olur. "Münker" de ma'râfun zıttıdır. İslam toplumunun inanç, ibadet, ahlak âdâb alanında ortak değeri oluşur; bu ortak değerler korunur, bunlara yönelik saldırılar ve ihlaller karşısında toplum tepki gösterir; el, dil ve gönül yoluyla ihlale karşı çıkar ve engellemeye çalışır. Bu tepki, eşyanın tabiatı icabı böyle olduğu gibi, âyet ve hadislerle de emredilmiştir, bu vazife, İslamî yönetimlerde bir kurumun doğmasına sebep olmuş ve buna "hisbe, ihtisâb" teşkilatı denmiştir.
Her önüne gelenin bilir bilmez ahlaki denetim vazifesini yapıyorum diye harekete geçmesi, kendine göre ihlal saydığı davranışlara tepki göstereceğim diye haksız davranışlarda bulunması, haklı olsa bile karşı tarafın direnmesi sonucu çatışmaların çıkması kaçınılmaz olduğu, bunun da anarşiye yol açacağı, kamu düzenin bozacağı ortada olduğu için zaman içinde, hisbenin (ahlaki denetimin) dil ve gönül ile olanı halka bırakılmış, el ile olanı (yaptırım uygulanarak icra edileni) devlete; yani özel manadaki ihtisab kurumuna bırakılmıştır. Tipik bir örnek vermek gerekirse, Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Melikşah'ın emriyle vezir Nizamülmülk'ün yazdığı Siyasetname isimli kitapta kaydedildiğine göre, sarhoş olarak evine dönen büyük bir komutana ihtisab görevlisi rast gelmiş, onu atından indirerek kırbaçlamıştır (Çavdaroğlu terc. s.57-59; Benim İslam'ın Işığında Günün Meseleleri isimli kitabıma da bakılabilir).
Demokrasilerdeki bireyin hak ve özgürlüğü ile İslam'daki ahlaki denetim vazifesi yanyana geldiğinde bir çatışmadan söz etmemek mümkün değildir. Demokrasilerde laiklik, bir anayasa maddesi olarak düzenlenmiş olsun olmasın, bireyin hak ve özgürlükleri içinde "söz ve din hürriyet" de vardır ve bu iki hürriyetin sınırı, hem tarihi uygulama hem de teorik tanımlama bakımından İslamî yönetim ve toplumda olandan daha geniştir. Gerçi demokrasilerde de bir "umumi âdâb ve ahlak" kavramı vardır ve bu sebeple de bireyin özgürlükleri kısıtlanır, fakat bu "umumi âdâb ve ahlak" kavramı oldukça müphemdir, anlamı ve sınırları tartışmalıdır, görecelidir ve her hal ve kârda kaynağı din değildir; yani dînî naslar değildir, toplumdur. Toplum dün bir davranışı ahlaka ve âdâba aykırı bulurken bugün değişir, aykırı bulmaz ve bu yüzden (değişen ahlak anlayışına bağlı olarak) bireyin özgürlüğü kıstlanamaz hale gelir. Benim çocukluğumda ve gençliğimde küçükler büyüklerin yanında içkiyi bırak, sigara bile içmezlerdi; şimdi ise içki, birçok ailenin sofrasında, düğün, eğlence ve piknik yerlerinde... ailece içiliyor. Benim gençliğimde birbirini sevenler ama henüz evli olmayanlar, uzaktan bakşıp gülümsemek için bile etraflarını kollamak durumunda idiler, şimdi ise sokakta sarmaş dolaş, yanak yanağa birlikte oluyorlar...
Peki bir müslümana göre demokrasi ile ahlaki denetim vazifesi nasıl yanyana yürüyecek?

Demokrasi ile İslam arasındaki çatışma yalnızca müslümanların ahlaki denetim vazifelerinde değil, daha başka alanlarda da vardır. Bunların başında da meşruluğun kaynağı (delili, referansı) olarak vahyin esas alınıp alınmamasıd gelir. Bu bakımdan vahyi esas almayan, vahye (Kur'an'a ve onun açıklanması, açılması mahiyetinde olan Sünnet'e) itibar etmeyen, daha da ilerisi vahyi karşısına alan bir sistemle İslam'ın uzlaşması, anlaşması, birleşmesi, aynı kaba konması mümkün değildir. Bu sebeple bazı yazarlar İslam ile demokrasi kavramlarının yanyana getirilmesi halinde bilinen "laik, seküler" demokrasi yerine farklı ve özel bir demokrasiden söz etmişlerdir. Merhum Mevdûdî "ilâhî demokrasi, teo-demokrasi" terimini kullanıyor, daha doğrusu bunun kullanılabileceğini söylüyordu. S.P.Huntington da İstanbul'da verdiği konferansta şöyle diyor: "Demokrasi ve ekonomik kalkınma müslüman toplumlar arasında nadir görülmektedir. Türkiye başararak müslüman toplumlara onların da başarabileceğini göstermelidir. İnanıyorum ki Türkiye bu yüksek gayeye sahip çıkacaktır ve eğer islâmî bir anlayışla demokrasiyi birleştiren bir model olabilirse bundan hem Türkiye hem de dünya faydalanacaktır...Doğu Asya ülkelerinin de demokrasiye doğru hareket ettiklerini görüyoruz. Bu onların Batılı liberal bir demokrasiyi kabul edecekleri anlamına gelmez. Onlar kendilerine has bir demokrasi şekline varacaklardır. Fakat daha önce de işaret ettiğim gibi ülkeler ekonomik olarak kalkındıkça demokrasiye doğru hareket etmek zorundadırlar; çünkü kendi toplumlarında gücün kullanımı problemini çözmek için istişare mekanizmaları oluşturmaları gerekir." (Medeniyetler Çatışması, Ankara, Aralık, 2001, s.172, 179).
Bu noktada en önemli çağdaş soru "İslâmî demokarside, farklı inanç ve hayat tarzına sahip bulunan bireyin hak ve özgürlükleri ne olacaktır?" sorusudur. Bu sorunun cevabı bir kitaba konu olabilir. Bir köşe yazısında kısaca şunu söylemek mümkündür: Bireyin hak ve özgürlükleri bakımından dünyada tek tip bir demokarsi uygulaması mevcut değildir. Çeşitli kriterlere ve esaslara göre kısıtlamalar öz konusudur. İslâmî yönetim (demokrasi) ancak toplumun çoğunluğunu şuurlu, duyarlı ve dinini hayatında uygulayan bireylerin teşkil ettiği bir zeminde gerçekleşebilir ve böyle bir toplumun"umumi ahlak ve kamu düzeni" de liberal demokratik toplumlarda olandan farklı olur; işte bu kriterlere göre uygulacak bazı kısıtlamalar sistemi demokrasinin dışına çıkarmaz.
Müslümanlara mahsus bir demokrasi ve toplum modeli ortaya çıkarsa burada ahlaki denetim ile bireyin hak ve özgürlüğü arasındaki gerilim veya çatışma, toplumun genel kabulü, konsensüsü ile kendiliğinden çözülebilir.
Türkiye'deki demokrasi anlayış ve uygulamasında ise müslümanların, gönülden karşı çıkma, protesto etme dışında ahlaki denetim vazifelerini yerine getirmeleri mümkün değildir. Zaten Hz. Peygamber de çeşitli imkan ve durumları göz önüne alarak bu vazifeyi tanımlarken "Gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbiyle yapar; bu da imanın en zayıf olanıdır" buyurmuşlardır.
Hadiste geçen imanı, müslüman ferdin imanı olarak da, toplumun imanı olarak da anlamak mümkündür; ikinci anlayışın içinde, "toplumda islam imanı belirleyici olacak kadar güçlü değilse fert ahlaki denetim vazifesini eliyle ve diliyle yerine getiremez, ancak düşünce ve duygu olarak getirebilir" manası da vardır.
Genel kural olarak dinî vazifelerle yükümlü olmanın şartı imkan ve güçtür; bunların bulunmadığı yerde yükümlülük de yoktur. Buna göre ahlaki denetim vazifesinin, güçsüzlük ve buna bağlı olarak imkansızlık yüzünden yapılamadığı yer ve zamanlarda "bilgi, hüküm, şuur ve inanç olarak" vazife değişmez, olduğu gibi kalır ve durur, "Bugün İslam değişmiştir, şu değil, budur" denemez; çünkü beşerin böyle bir yetkisi yoktur, ama icrası imkana bırakılır. Bu durumda da müslümanlar laikleşmiş filan olmazlar, İslam'ın ne kadarına imkan buluyorlarsa o kadarını fiilen, diğer kısmını ise "bilgi,iman, şuur, duygu..." olarak yaşarlar.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi