www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Şeriat Propagandası Yaygarası

Devletin televizyonunda devede kulak kabilinden "dini içerikli" programlar yapılmasından rahatsız olan çevreler, her zaman yaptıkları gibi bir yaygara koparıp ilgililer üzerinde baskı oluşturmak ve programları ya azaltmak veya kaldırtmak için harekete geçtiler. Bardağı taşıran damla da son Ramazan'da yapılan başarılı ve halkı mutlu kılan iftar ve sahur programları oldu. Demokrasiden, çoğulculuktan, hak ve özgürlüklerden dem vurmakla beraber damarlarında mevcut bağnazlık kanının etkisi ile bunlar hep böyle yaparlar; İslam din, ahlak ve âdâbına aykırı olup kamuya açık alanlarda ortaya konan ve televizyonlara da taşınan yüzlerce program ve manzara karşısında Müslümanların gıkı çıkmaz, ama bir yerde cami mi yapılacak karşı taraf yaygarayı basar, dini özgürlükler üzerindeki baskı mı hafifleyecek yaygarayı basar, haftada bir iki saat dini içerikli program mı yapılacak yaygarayı koparırlar. Şimdiye kadar da muvaffak oldular; bizde korkaklık, gevşeklik, suya sabuna dokunmama ilkesi baskın olduğu için hemen gürültüye pabuç bırakır, en tabii hakkımızı kullanmaktan vazgeçiveririz; bunu bildikleri için onlar da gürültüde kusur etmiyorlar.

Gelelim son örneğe.

TRT 2 kanalında "Düşünce İklimi" adlı programa davet edildim, sevgili M. Kemal Öke ile bir sohbet yaptık, sohbette birçok konu var, bu arada dini hassasiyeti bulunan Müslümanların miras paylaşımı konusunda yaşadıkları sıkıntı ile ilgili bir soru soruldu, ben de bu soruya cevap verdim; cevapta önce "bazı durumlarda kadına bir, erkeğe iki hisse verilmesinin hikmetini (niçin böyle yapıldığını, bu farkı makulleştiren nimet-külfet dengesini) anlattım, sonra da günümüz şartlarında (İslam'ın bu düzenlemeyi yaparken kurduğu denge ve bu dengeyi sağlayan düzenlemeler değiştiği için) dini amacına uygun bir paylaşımın nasıl yapılabileceğine ışık tutacak sözler söyledim. Bu arada dinin yalnızca inanç ve ibadetten ibaret olmadığını, İslam'ın, hayatın diğer alanları ile ilgili emir ve yasaklarının da bulunduğunu, laik bir düzen içinde dinini yaşamak isteyen müminlerin -laik kanunlarla dini kuralların çatıştığı noktalarda- bazı sıkıntılar yaşamalarının tabii olduğunu, bu durumda din alimlerinin, Kur'an'a hakim olan "aklı" özümseyerek ve dinin maksadını göz önüne alarak, çözümler üretmeleri gerektiğini ifade ettim. Konuşmanın bu bölümü, konuyu Vatan Gazetesi'nde (30-19-2005) gündeme taşıyan Mustafa Mutlu tarafından da iktibas edildiği gibi aynen şöyledir:

"Karaman: Şimdiiii... Bir başka cemiyet düşünün orada insan ve düzen, nizam bölünmüş olsun. Ve insana desinler ki, 'Sen kardeşim, sen sadece ibadet ve iman olarak Müslüman olacaksın, yani Müslümanlığı yaşayacaksın. Onun dışındaki alanları biz İslam'a bakmadan, İslam'ı nazar-ı itibara almadan düzenleyeceğiz. Orada da onu uygulayacaksın... O zaman bir bölünme ortaya çıkıyor. Çünkü siz tutuyorsunuz bir başka kanun getiriyorsunuz. Mesela aile konusunda, aile hukuku konusunda. Orada bir nafaka düzeni getiriyorsunuz. Orada bir maişet yani ailenin geçiminden sorumluluk kuralı getiriyorsunuz. Belli bir yaşa kadar kızlara ana babası bakmak durumunda oluyorlar ama, kızlara, kadınlara erkek akrabaları; kardeşi, olmadı amcası, olmadı dedesi, vicdanen değil, ahlaken değil, kanunen bakmak mecburiyetinde olmuyor. Onun için de kadınlar şimdi çok meşru olan, dillerden dillere dolaşan ekonomik özgürlüğün peşine düşüyorlar. Öyle ya haklı... El alemin eline bakmak zorunda kalacaklar. Benim yazılarımı topladılar bir kitap meydana geldi; o kitabın adı 'Laik Düzende Dini Yaşamak'tır.

Öke: Evet, evet.

Karaman: Böyle bir düzenin içinde Müslüman olarak yaşamak mecburiyetinde kalırsanız, o zaman işte siz Kur'an-ı Kerim'in miras ahkâmını değiştiremezsiniz. Böyle bir hakkınız yok ama o günkü dengeleri..

Öke: Bravo...

Karaman: O dengeleri göz önüne alarak bugün çözümler üretirsiniz... Maksadı gerçekleştirici çözümler üretirsiniz!"

Mustafa Mutlu bu sözlere dayanarak televizyonu "laik ülkenin kanunlarını yerden yere vurmak ve şeriat propagandası yapmakla" suçluyor ve ilgili mercileri uyarıyor.

Sayın Mustafa Mutlu (Vatan, 07.11.2005), düşünce ve ifade özgürlüğünden rahatsız, fikre fikir ile cevap verecek yerde kurum amirleri ile savcıları harekete geçmeye çağırıyor, hemen harekete geçmediler diye de yakınıyor. Ben yazıma "Hortlayan Gericilik" başlığını koydum; evet 163. vb. maddelerin yürürlükte olduğu dönemlerde bir yazar, bir hatip düşüncesini açıklayınca hemen savcılar harekete geçer, yazarı tutuklatır, sonra mahkum ettirir, zindana attırırdı; dünyada esen özgürlük, insan hak ve özgürlükleri rüzgârları Türkiye'yi de etkiledi, 163. vb. maddeler tarihe karıştı, düşünce ve ifade suç olmaktan çıktı, ama bazıları, hem de genç yaşında köşe yazarlığı yapan birisi çıkar da düşünceye karşı savcıları çağırırsa bu davranışın bütün sözlüklerde bir adı vardır "gericilik, geriye dönüş".

Sayın Mutlu ilk yazısında "İki haftadır hukuk devleti ağır bir şekilde eleştiriliyor, İslam Hukuku savunuculuğu yapılıyor" demişti, bu ithamın tutmayacağını anlamış olmalı ki, ikinci yazısında bizi, "toplumu kamplara bölmekle suçluyor ve şöyle diyor: "...Karşı taraf...İşte dillerinin altındaki asıl bakla bu! Sayın Karaman, bu ifadesiyle bilerek ve üstüne basarak toplumu kamplara bölüyor ve sayın savcılarımız hâlâ seyrediyor: Bizden yana olanlar, karşı taraftan olanlar... İyi de siz kimsiniz? Müslümanlar! Karşı taraf kim? Laikler! Pes..."

Peki bu suçlamanın dayandığı "benim söylediklerim" nedir?

Ben, "...dini içerikli programlar yapılmasından rahatsız olan çevreler" diyorum ve "...damarlarında mevcut bağnazlık kanının etkisi ile bunlar hep böyle yaparlar" diye devam ediyorum. Yazımda "karşı taraf, biz, dindar Müslümanlar, dinden olumlu söz edilmesinden rahatsız olanlar ..." derken kastettiğim taraf gayet açık: "...rahatsız olan çevreler".

Demek ki, Sayın Mutlu'ya göre Türkiye'de konuşanlar, yazanlar, herkesin gözü önünde var olan ve cereyan eden olguları dile getirirlerse, "dindarlaşma olgusu" karşısında olanların yapıp ettiklerini hukuk ve ahlak açısından tahlil edip değerlendirirlerse "toplumu kamplara bölmüş" oluyorlar ve bunların hemen derdest edilip zindana atılmaları, susturulmaları gerekiyor. Asıl buna "Pes doğrusu". Ve bir yazar için başka ayıp aramaya gerek yok!

Düşünceye kelepçe vurulmasını isteyen ve bundan mutlu olanlara, yeni Türk Ceza Kanunu'ndan birkaç madde aktarmayı zorunlu görüyorum:

İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme

MADDE 115. - (1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Dinî ibadet ve ayinlerin toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkraya göre ceza verilir.

Demek ki, dinimi inandığım gibi açıklayabilirim, yayabilirim; bunları yapmak değil, engellemek suçtur.

Ayırımcılık

MADDE 122. - (1) Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak;

a) Bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin icrasını veya hizmetten yararlanılmasını engelleyen veya kişinin işe alınmasını veya alınmamasını yukarıda sayılan hâllerden birine bağlayan,

b) Besin maddelerini vermeyen veya kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddeden,

c) Kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen,

Kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

Bu maddede ayrımcılığın ne demek olduğu ve hangi hallerde suç teşkil ettiği açıklanmıştır.

Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

Sayın Mutlu'nun dikkatini özellikle bu son maddeye çekiyorum. Ben TC'nin kanunlarını yerden yere vurmadım ama, vursam bile -eleştiri amacıyla yaptığımda- suç işlemiş olmuyorum.

6,11 Kasım 2005

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi