www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Zina Cezası

Bir iki yazıda da zina cezası konusunu tartışmaya devam edeceğim.
Bazı yazarlar, "kimse zinayı savunmuyor, tartışılan ve karşı çıkılan zinaya ceza vermek, onu ceza kanunu çerçevesine sokmaktır" diyorlar ve yanılıyorlar veya konumlarını güçlendirmek için saptırma yapıyorlar. Birçok yazar, çizer, konuşur, tartışır... şahsın zinayı (bizim dinimize, ahlakımıza, gelenek ve göreneğimize göre zina sayılan davranış ve eylemi zina saymayarak, bunlara zina demeyerek) savunduğunu görüyoruz. Yüzlerce yazıda daha çok fuhuş diye anılan "para karşılığı yapılan cinsel temas" dışındaki cinsel temaslara zina denmiyor ve karşılıklı rıza ile yapıldığında bunun yalnızca suç olmamasına değil, zina ve ayıp (ahlaka aykırı) olmasına da karşı çıkılıyor.
Zinanın kapsamını, din ve geleneğimizde olandan dar olmakla beraber- biraz daha geniş tutan ve onu ahlaka aykırı sayanlar, ama zinanın suç sayılmasına ve ceza kanununa sokulmasına karşı çıkanlar ahlakın bir vicdan meselesi olduğunu ve bireyi ilgilendirdiğini, ahlaka aykırı davranışlar cezalandırldığı zaman "faydadıcılık içeren bir ahlakçılığa sapılmış olacağını" ifade ediyorlar. Ek olarak cezanın eşitliğe aykırı olduğunu, aileyi korumayacağını, çocuklar için zararlı olduğunu, AB'ye girmeye engel olabileceğini, şeriata ve doılayısıyla geriye dönme manasına geleceğini... ileri sürüyorlar. Bazı örnek alıntılarla bu iddiaları ortaya koyup her biri hakkında kendi düşüncemi eklemek istiyorum.
"Zinanın şikâyete bağlı suç olması demek, suçun topluma karşı değil, sadece bir kişiye, aldatılan eşe karşı işlendiğini kabul etmek demektir. O zaman da yasal düzenlemenizin amacı, sadece mağdur olan eşin haklarını korumak olur, "aile birliğini korumak" gibi bir amaçtan da söz edemezsiniz. Eğer, aile birliğinin korunmasını temel amaç olarak koyuyorsanız, o zaman zina suçunu esas olarak, aldatılan eşe karşı değil, topluma karşı bir suç sayıyorsunuz demektir; o zaman da savcıların re'sen harekete geçmesini, kamu davası açılmasını savunmanız gerekir. Bence eğer bir uzlaşma olacaksa önce bu noktada olmalı, zinanın toplumla ya da devletle bir ilişkisi olmadığı kabul edilmeli... Eğer yasal düzenleme yapılırken, aileyi korumak, toplumun ahlakını korumak, kamu düzenini korumak gibi amaçlar belirlenirse, devletin özel hayata her alandaki müdahalesi için de meşru bir temel yaratılmış, devlete ahlak bekçiliği gibi bir misyon yüklenmiş olur ki bunun altından kalkmak çok zor olur."
Birey-toplum, birey devlet ilişkisi ve özellikle devletin ve toplumun faydası için bireyin bazı hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda söylenen sözlerin çoğu tartışmaya açıktır. Hak ve özgürlüklerin mutlak, sınırsız olmadığını da kimse inkar edemez. Önemli olan gerekmediği halde sınırlamanın olmamasıdır.
Postmodern çağda bireyselleşmenin hayli mesafe aldığı malum; bir tahlile göre kapitalizmin, insanları daha iyi sömürebilmek için bireyselleştirdiği, onu (özellikle tüketim çılgınlığını) frenleyecek bütün değerleri ve kurumları yıprattığı da kenara atılacak bir tespit değil. Bireyin yaşayabilmek için topluma muhtaç olduğu ve onu kullandığını (ondan yararlandığını) kim inkar edebilir; ama sıra hak ve özgürlüklerini korumaya gelince topluma, değerlere savaş ilan etmesi, sayesinde yaşadığı toplumun korunması için alınacak tedbirleri ilkellikle nitelemesi çelişki değilse nankörlük olarak değerlendirilebilir. Elbette toplum ve onun vazgeçilmez çekirdeği olan aile korunacaktır. Çağdaş hayat bazı yerlerde aileyi zayıflatmış ve dağıtmış ise bunun sonuçları ne olmuştur? Birey şimdi daha mı mutludur, daha mı huzurludur, daha mı verimlidir?
Zinayı engellemenin hem bireyi hem de aileyi ve toplumu korumakla yakından ilşkisi vardır. Ahlaksızlığı engellemek için tedbir olarak başta ahlak eğitimi gelir, ama ahlak ile hukukun birleştiği, bazı ahlaksız davranışların aynı zamanda ceza hukuku konusu olduğu teoride ve uygulamada yok mudur? Bırakın zinanın da bir kısmı ceza hukuku çerçevesine girsin!
Bu yazıyı bazı ilgili anayasa maddeleriyle noktalayalım:
Madde 12 - Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
Madde 20 - Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.Adli soruşturma ve kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır...
Madde 41 - Aile, Türk toplumunun temelidir.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Özetlemek gerekirse:
1. Çağdaşlığın ve uygarlığın ölçütü Batı olamaz. Birden fazla uygarlık vardır, İslam Medeniyeti de bunların özgün olanlarından biridir ve bütün insanlık için bir şanstır. Çağdaşlıktan maksat Batı uygarlığı ise ona evrensel bir değer yüklemek, "şeyhin kerameti kendinden menkul" kabilinden olur.
2. Bireyin ve azınlığın hak ve özgürlüklerini koruyalım derken, onların da muhtaç olduğu toplumu ve devleti, işlevini yerine getirtemez hale getirmek kabul edilemez.
3. Hem zina mağdurunu hem de vazgeçilemez bir kurum olan aileyi korumak için tedbir almak gerekir. Zinayı engellemek de bu tedbirler arasındadır.
Şimdi zinaya ceza (veya hapis cezası) verilmesin diyenlerin öne sürdükleri delillere bakalım:
"Evlilik rızaya bağlı bir kurumdur. Rıza sona ermişse, evlilik bağı kopmuşsa, iki insan bir arada olamaz hale gelmişse, bunu bir eşi hapse atmak yoluyla tamir etmek nasıl mümkün olabilir?"
Zinayı engellemek, zina mağduru olan eşin aile bağını korumayabilir, artık kopan ip bir daha birleşmeyebilir, ama ceza, yeni zina mağdurlarının oluşması karşısında bir engel teşkil eder.
"Bir eşin diğerini aldatmasını engellemek, aldatmayı caydırmak için hapis cezası öngörmek, bu yolla ahlakı korumak, insana, insanın aklına, duygusuna, evlilik kurumuna yapılacak bir saygısızlık değil midir?"
Kamil insan (insan gibi insan) aynı zamanda ahlaklıdır, onun ahlakını korumak için ceza yaptırımından söz etmek de ona hakaret teşkil eder, ancak yine de ceza kanunu vardır, insanlar (kamil olmayanlar) suç, ayıp ve günah işlemektedirler, onlara toplum, din ve hukuk yaptırımlar uygular, bütün bunlar normaldir, insana hakaret sayılamaz.
"Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi diye Türkiye'de
aile bütünlüğü mü elden gitmiş? Zina suç olmaktan çıkarıldı diye, evli çiftler sekiz yıldır sürekli zina mı yapmış? İnsanlar ahlak değerlerini mi yitirmiş? Böyle bir şey yok."
Böyle bir şey var; Türkiye'de aile bütünlüğü erozyona uğruyor, hem evlenmeye karşı bir isteksizlik hem de evliliği sürdürmede problemler var. Evli çiftlerin bir kısmı sekiz yıldır değil, asırlar boyu zina yapıyorlar, bu yüzden cinayetler işleniyor, aileler yıkılıyor, insanlar perişan oluyorlar. Türkiye'de ahlak dinden bağımsız değildir, hem dine hem de ahlak değerlerine karşı bir tavır, bir yıpratma mücadelesi mevcuttur.

"Bir ülkede kanunlar yapılırken, 'rıza' kavramı vardır. Namus cinayetleri, bekâret kontrolü, gençlerin flörtünü engelleyen maddeler, müstehcenlik kavramı, cinsel ayırımcılık gibi konularda kadınlar olarak bizim yeni TCK'ya rızamız yok. Zina hiç gündemde yokken ve yıllar önce çözülmüşken, toplumun önüne birden suni olarak getirildi."
Bir ülkede yalnız kendilerinin yaşadığını zannedenler razı olmadıkları bir kanun çıkarsa "ülkenin, toplumun, insanımızın rızası yok" diye yaygarayı basıyorlar. Buyurun zinanın "ayıp, günah ve suç olması" konusunu, toptan veya teker teker halkımıza soralım, bakalım onlar ne diyor, ne düşünüyorlar!
Namus cinayeti de cinayettir, asırlarca önce Hz. Peygambere "karımı birisiyle zina ederken yakalarsam öldürebilir miyim" diye sorana "Öldürürsen sen de idam edilirsin" cevabı verilmiştir.
Flört din, ahlak ve geleneğimizdeki zina boyutuna vardığında, flört adına nikahsız cinsel beraberlikler yaşandığında bunun adını koymak gerekir; ya flört zinadır denecek veya masum flört ondan isim ve yaptırım olarak ayrılacaktır.
Müstehcenlik tanımlanırken toplum değerlerimiz ihmal edilmemelidir.
Cinsel ayrımcılık problemli bir konudur. Bir kere üçüncü cins adı altında cinsiyet değiştiren veya karşı cinsi oynayan kimseleri bizim ahlak ve kültürmüzde meşru hale kimse getiremez. Çoğunluk onlara kötü gözle bakmaya devam edecektir. Kadın erkek ayrımcılığı ise zaten söz konusu olmamalıdır. Zina gündemde yok değildi, başka konularda olduğu gibi bir avuç azınlığın arzusu yönünde bir karar alınmıştı, problem olduğu gibi duruyor ve çözüm bekliyordu.

"Konu kapandı, artık tartışmayı devam ettirmenin de anlamı yok" diyenler olabilir. Ama doğru bakıldığında konunun kapanmadığını, şimdilik rafa kaldırıldığını görüyoruz; ortada bir problem varsa, en azından iki kesimin talepleri çatışıyorsa ve taraflardan birinin (çoğunluğun) talebi, karşı taraf lehine gözardı ediliyorsa ortada çözülen bir problem yoktur; her zaman olduğu gibi baskılarla susturma, uyutma ve dondurma vardır.
Bir de şu talebin muhtevasına bakalım.
Eğer ilgili madde kanunlaşsaydı, evli çiftlerden biri zina ettiğinde diğerinin şikayetine bağlı olarak zina edene ceza verilecekti. Eğer ilgili madde kanunlaşsaydı belli yaşın altında kalanların cinsel temasları suç kapsamına alınacaktı. Bazı yazarlar, çizeler ve konuşurlar bunu "şeriatın hortlaması" olarak değerlendirdiler. Halbuki daha önce de yazdığım gibi eğer şeriat gelirse (şeriata göre ceza verilecek olsa) evli veya bekar, 18 yaşından küçük veya büyük, hemcins veya karşı cinsten her şahsın -arada meşru nikah bağı bulunmadan- yaptığı cinsel temas zinadır ve zina edenlere yüzer sopa vurularak ceza verilir. Bunlar tevbe ve ıslah-ı nefis etmedikçe bazı haklardan da mahrum olurlar. Toplum içinde itibarsız, lekeli, şerefsiz, namussuz kişiler olarak kabul edilirler... Durum bundan ibaret olduğuna göre mevcut (rafa kaldıran) ceza talebinin şeriatla ve müslümanların dinden kaynaklanan talepleriyle bir ilgisi yoktur.
Şimdi geçen yazıda yer veremediğimiz birkaç düşünce ve karşı gerekçeyi de bu yazıda irdeleyelim:

"Reşit olmayanla cinsel ilişki maddesini tercüme ettiğinizde, 15-18 yaş arasındaki iki gencin hiçbir zorlama, şiddet olmadan rızaya dayalı ilişkisine TCK izin vermiyor. Evlenme yaşını 17'ye çıkaran, hâkim kararıyla 16 yaşında da evliliği kabul eden yeni TCK, gençlerin flört etmesini, evlenmedikleri sürece cinsel ilişkiye girmesini istemiyor. 'Girerseniz sizi cezalandırırım. Ancak evlendiğinizde ilişkiye girebilirsiniz' diyor. Yani 'Flört suçtur', 'flört fahişeliktir' kavramı yeni yasada bir şekilde yer alıyor."
Bu satırlar, flörtün cinsel ilişkiyi de kapsadığını ortaya koyuyor. İşte bu sebeple biz devamlı olarak flörtün bizim dinimize ve kültürümüze yabancı olduğunu söyledik ve yazdık; evet bir daha tekrar edelim, laik demokrasi ceza versin vermesin dinimize göre zina sayılan bütün davranışlar, adına flört de dense müslümanlara göre zinadır, ayıptır ve günahtır.
"Ayrıca şimdi zinanın TCK'ya tekrar sokulması, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasında engel olur, kadın erkek eşitliğine de aykırıdır."
Kadın ve erkeğe aynı ceza verilirse eşitliğe niçin aykırı olsun?
AB başörtüsü yüzünden eğitim hakkı elinden alınan yüz binlerce gencin haklarına sahip çıkmıyor, "bunlar ne oluyor" diye sorup cevap beklemiyor. Ama bir etnik gurupla veya zinacılarla yahut da eşcinsellerle ilgili bir hak ihlali söz konusu olduğunda adalet bekçisi kesiliyor. AB önce kendi pisliğini temizlesin; yani çifte standardı terk etsin, adil olsun, zulme taraf olmasın!

"Zinada cinsel suç yok. İki kişinin rızasıyla kurulan bir ilişki bu. Bu sadece boşanma nedenidir. Boşanmak yeterli bir cezadır. Zinanın suç haline getirilmesi özel yaşama saldırıdır."
Zinayı serbest bırakmak, ayıp. günah ve suç saymamak da başta aile olmak üzere toplum hayatına ve değerlerine saldırıdır; o değerler özel hayatı mümkün kılan ve koruyan değerlerdir.
"Demokratlık ise ön koşul olarak insanın diğerinden önce kendisini sorgulamasıyla, kendi sorumluluğunu tanıması ve üstlenmesiyle başlar. Ataerkil zihniyet demokrat zihniyetin bu nedenle karşı kutbudur."
İnsanı "kendini sorgulayan, sorumluluk düşünce ve duygusuna sahip olan canlı" diye tarif etsek -eksik olabilir ama- yanlış olmaz. Peki bu teorik olarak böyledir diye devleti, cezayı, güvenlik güçlerini... ortadan kaldıralım mı, kaldırabilir miyiz? Potansiyel olarak yüce ve sorumlu olan her insan bireyi fiilen bu yüceliği gerçekleştirebiliyor mu? Suç işleyene ceza vermek niçin ataerkillik olsun!
Şöyle de denebilir: Eğer ataerkillik bu ise bilinsin ki, onun çağı ve modası asla geçmeyecektir!


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi