www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Diyanet, Alevîler ve Hac Kurbanı

Gazeteler'in verdiği haberlere -dikkatsizlik, kasıtlı saptırmalar, habercinin bilgisizliği sebebiyle yanlış anlama ve aktarmalar gibi sebeplerle- güvenmediğim için aşağıdaki haberi de ihtiyatla karşılıyorum:
Bir İlahiyat Dekanı yaptığı konuşmada şunları söylemiş: "Milli Güvenlik Kurulu benden rapor istedi. İstenilen raporu verdim. Aynı istikamette değişecektir. Başka yolu yok. Diyanet İşleri Başkanlığı'nda çok geniş imkan ve binalar var. Diyanet İşleri Başkan yardımcılarından biri mutlaka alevi olacaktır. Alevilerden oluşan yeni bir kurul kurulacaktır. Camilerde artık ehlibeytin ismi söylenecektir. Alevi kardeşlerimizin de din görevlileri Türkiye'de yetişecektir." Dekan, hacda kesilen kurbanlar konusuna da değindiği konuşmasında, "Seneye hac kurbanlarının Türkiye'de kesileceğini" söyledi.
Milli Güvenlik Kurulu bu dekandan rapor istemiş midir? İstemediyse bunu bir ilgilinin açıklaması gerekir. İstediyse niçin o dekandan veya başka bir dekandanistemiştir? Bu kadar hayati ve önemli bir meselenin görüşülmesi sırasında yararlanmak üzere rapor isteneceksebu, branşı itibarıyla konu ile ilgisi bile bulunmayan bir dekandan mı istenir, yoksa üniversitelerden ve Diyanetten mi -bu kurumların bünyesinde bulunan ve konu üzerinde araştırma yapmış uzmanlardan mı-istenir?Diyelim ki MGK'na böyle bir rapor geldi, raporu veren şahıs kurumun ve uygulamanın "mutlaka bu istikamette değişeceğini nereden bilebilir?Yoksa kurulda önce kararlar oluşturuluyor, sonra laf olsun diye toplantı mı yapılıyor? Kurulun aldığı kararlar tavsiye niteliğinde olduğuna ve hükumetin uygulama mecburiyeti bulunmadığına göre"mutlaka böyle olacaktır" sözünün anlamı nedir?
Bunlar şekil yönünden yaptığım itirazlardır. İçeriğe gelelim: Geçenlerde konu ile ilgili bir tartışma dinledim. Tartışmaya katılanlar arasında hem Alevî kuruluşlarının temsilcileri hem de uzmanlar vardı.Alevi kesimin istediği, Diyanet'te bir yardımcı ve özel daire ile temsil edilmekten ziyade kendilerinin varlıklarının kabul edilmesi ve faaliyetlerini serbest olarak sürdürmelerine imkan tanınması idi. Ayrıca Alevîlerin de farklı kesimlerden oluştuğunu, hem Alevîlik anlayışı hem de talepler konusunda çok farklı düşündüklerini gördüm. Diyanet'te temsil meselesinden önce en azından "Alevîliğin bir İslam mezhebi veya tarikatı"olup olmadığı konusunda -kendi aralarında- görüş birliğine varılması gerektiği sonucu vardım.
Eğer Alevîlik bir İslam mezhebi ise Diyanet'te ayrıca temsil edilmesi için Türkiye'de mensupları bulunan diğer mezheplerin de ayrıca temsil edilmeleri gerekir. Böyle bir yola gidilmezse Diyanet genel olarak İslam Dini konusunda din hizmetlerini yürüten ve halkı din yönünden aydınlatan bir kurum olma özelliği ile -ki, hali hazırda böyledir- diğer mezhep mensupları gibi alevî vatandaşlarımıza da ihtiyaç duydukları hizmeti verir ve maksat hasıl olur. Alevîlik bir tarikat ise Diyanet'te temsil edilmesi için diğer tarikatlara da bu imkânın verilmesi ve ilgili kanunun (Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunun) değişmesi gerekir. Eğer Alevîlik İslam dışı bir din, bir inanç, bir kültür, bir düşünce ise bu takdirde de Diyane'te temsil edilmesinin anlamı ve gereği bulunmaz. Bu teorik problem çözülmedikçe iç guruplardan birinin veya birkaçının Diyanet'te temsil edilmesi amacı gerçekleştirmez.
Aynı dekanın hac kurbanları konusundaki sözü doğru nakledildiyse buna gülmemek için insanın büyük bir acı içinde olması gerekir. Bu nasıl bir dekandır veya okumuş yazmış olup bu çağda yaşayan insandır ki, bir din, bir ibadet konusunu, laik devletin bir kurumunun emrine, talimatına, kararına bağlamakta, buna görehüküm ve uygulamanın değişeceğinden -hem de kesin bir ifade ile- söz edebilmektedir!
Ben de burada kaydediyorum:
1. Laik devletin böyle bir müdahale hakkı yoktur.
2. Hac kurbanlarının Türkiye'de kesilmesi caiz olmadığı için -sözü fetva olarak kabul edilen- alimlerden aksine bir fetva alınamaz.
3. Kerametleri (fıkıh konusundaki bilgi ve yetkileri) kendilerinden menkul bazı dekanlar, proflar fetva verseler ve adı geçen kurul veya başkası karar alsa da bu fetva ve karar asla uygulanmayacak ve kurbanlar yine Mekke-Mina'da kesilecektir (Dekana biraz insan ve toplum bilimi kitapları okumasını tavsiye ederim).
4. Kesilen kurbanların zayi edildiği -çok az sayıdaki olumsuz örnek dışında- doğru değildir, bütün dünyanın yoksul müslümanlarının bundan yararlanması için gayret gösterilmektedir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi