www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Sözde Aydınlar

Tahsilini İngiltere'de yapmış, günlük gazetelerden birinde köşe yazısı yazıyor, böyle bir kimseye bizim ülkemizde "aydın" veya "okumuş" denir herhalde. Adını niçin vermiyorum? Çünkü bir tane değil, hemen hepsi birbirine benziyor, bizim dışımızdaki dünyayı bir ölçüde tanıyorlar (bunu da kamil mânada tanıyamazlar; zira kendini bilmeyen başka bir şey bilemez), bizim dinimizi, kültürümüzü, tarihimizi, yazımızı (Osmanlı'nın kullandığını), dilimizi bilmiyorlar. İşte Cumhuriyet'in öğretim ve eğitim programının ürünü bu!
Örnek tip olarak seçtiğim köşe yazarının bir yazısından alıntılar yaparak hem onu (onun şahsında Cumhuriyet aydınlarının çoğunu) tanımamızı sağlayacak, hem de yanlışlarını düzelteceğim.
Yazısının başlığı "Niyazi Hoca, Leheb Suresi ve Türkçe İbadet". Niyazi Hoca'dan da, o tarihte (1970'li yılların ikinci yarısı) İngiltere'de, Canterbury'ye yarım saat mesafedeki Margate kasabasında emekliliğini geçirmekte olan N. Berkes'i kastediyor.
"Ancak Hoca'nın bir hikayesi vardı ki, hiç unutmam. Niyazi Hoca eski adam olduğundan kuvvetli Arapçası vardı. Bir gün bir Arap arkadaşı evine ziyarete gelmiş. Hoca konuğunu salona almış, başlamışlar koyu sohbete. Sesler zamanla yükselmiş. Bir ara ikramda bulunmak için salonun kapısını aralamış, tam içeri seslenecek ki, bir de ne görsün? Rahmetli annesi açmış ellerini havaya gözleri dolu dolu amin deyip duruyor. 'Anne ne yapıyorsun' deyince de annesi 'Kuran okununca amin demeden yapamadım evladım' demiş.İşte halktaki İslamın durumu. Mümin amin deyip duruyor, ama neye amin dediğini bilmiyor. Böyle İslam olur mu?"
Müslüman Türk halkının büyük çoğunluğu Kur'an tilavetini (usulüne göre okunmasını), Arapça konuşma ile karıştırmaz. Hemen hiçbir müslüman da Kur'an okunurken ellerini açıp "amin" demez, onu saygı ile dinler, ancak dua yapılırken veya dua âyetleri okunurken "amin" der. Bu hikaye uydurma değilse oldukça istisnâî bir olay. Bunu genellemek decahilce ve kasıtlı.
"Namazın bitiminde Ka'de kısmı vardır. Halk arasında buna ettehüyatüye oturmak da denir. Burada kısa (Mekke'de inen) sureler okunur. Leheb suresi de bunlardan biridir. Surenin meali aynen şöyledir: "Ebu Leheb'in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır." Bu surenin inme gerekçesi, Leheb'in yaptıkları bilinmezse, meal tuhaf gelebilir. Kuşkusuz din anlamak ve kavramak içindir. Hele hele İslam."
Namazların ilk veya son oturuşlarında (ka'delerde) sureler değil, "et-tahiyyât" okunur, "burada kısa (Mekke'de inen sureler) okunur" ifadesi yanlıştır. Leheb sûresi, oturmada değil, namazın kıyamında (ayakta iken) okunabilir. Bunu okuyan müslümanların, diledikleri takdirde tefsir ve meallere bakarak iniş sebebini öğrenmelerine hiçbir engel yoktur, çoğu da bunu öğrenmiştir, bilir.
"Öte yandan, en çok okunan dualar olan Fatiha ve İhlas surelerinin içerik ve anlam güzelliği de Arapça bilinmiyorsa hiç anlaşılmayacaktır. Arapça bilenler, elbette Kuran'ın aslı dili olan Arapça ibadet etmeli. Çünkü tercüme sırasında anlam kayıpları olabilir. Ancak hiç Arapça bilmeyenler mutlaka kendi anadillerinde ibadet etmelidir. Aksi taktirde İslamda anlaşılması ve bilinmesi gereken sonsuz gerçek kavranamaz. Kaldı ki, tam anlamını verememek, anlamsız ibadetten daha iyidir. Bugün İslamın en büyük sıkıntısı Kuran'ın içeriği ve anlamından çok, ibadet biçimlerinin tartışılmasıdır. Arapça bilmeyen Müslümanlara ısrarla Arapça ibadetin zorlanması Arapçılıktan başka bir şey değildir. Bu aksine İslamın ruhunu göz ardı etmektedir. Yani barışı, hoşgörüyü, tevazuu ve sevgiyi."
Aydın yazar burada dilinin altındaki baklayı çıkarıyor, asıl maksadının "ana dilinde ibadeti savunmak" olduğu anlaşılıyor. "Fatiha ve İhlas sûrelerinin içerik ve anlam güzelliği Arapça bilinmiyorsa hiç anlaşılmayacaktır" deyip sonra da Türkçe tercümelerinin -ki, yazara göre tercümede içerik ve anlam güzelliği yoktur- ibadette okunmasını savunmak çelişkilidir. İşin doğrusuna gelince, elbette hiçbir tercüme ilâhî kelamın güzellik ve içeriğini tam olarak bir başka dile aktaramaz. İşte bu sebeple "tercüme Kur'an değildir, ibadette Kur'an okunması farzdır, bu sebeple namazda tercüme değil Kur'an (yani indiği dilde Kur'an) okunur. İslam yalnızca Arapça bilenlerin dini olmadığına göre Kur'an'ın içeriği, her müslümana gerekli olduğu ölçüde meallerde, tefsirlerde, öğreti kitaplarında açıklanır, müslümanlar buradan Allah'ın muradını (anlaşılması ve bilinmesi gereken sonsuz gerçeği, barışı, hoşgörüyü, tevâzuu, sevgiyi, bunların müslümancasını ve daha neleri) anlar ve buna göre davranırlar. İbadette Kur'an'ı indiği dile okumak "anlamsız ibadet" değildir, namazını kılan Kur'an okurken ilâhî kelamı okuduğunu bilmekte, bu bilgi ve şuurun katkısıyla davranışları ibadete dönüşmektedir. Ayrıca ilâhî kelamın kısmen de olsa (çünkü tercüme kısmen yansıtır) anlamını da bilmek, namazda bu anlam üzerinde de düşünmek istiyorsa okuyacağı kısmın mealini öğrenmek ve aslını okurken bunu düşünmek oldukça kolaydır. Ancak namazın, öğrenme ve konular, meseleler üzerinde düşünme yeri/hali değil, ibadet olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Aydın yazar "Arapça bilmeyen Müslümanlara ısrarla Arapça ibadetin zorlanması Arapçılıktan başka bir şey değildir" diyor, eğer Türkiye'ye geldiyse, burada yaşıyorsa kimin neye zorlandığını öğrenmiş olması gerekirdi. Bu ülkede insanlar, kadınlar ve kızlar başlarını açmaya, müslümanlar namazlarında Türkçe Kur'an okumaya... zorlanıyorlar, aksi olmuyor; kimse başını açmaya, Kur'an'ı indiği dilde okumaya zorlanmıyor, müslümanlar kendi serbest iradeleriyle öyle okuyorlar ve bundan da bir şikayetleri, sıkıntıları yok. Az da olsa şikayeti, sıkıntısı olanlar varsa bunlara farklı imkanlar tanınabilir, yollar gösterilebilir; nitekim ben vaktiyle şöyle yazmıştım: "Bir müslüman, sırf anadilinde okuyamadığı için namaz kılmıyorsa, öyle okusun ve kılsın, namazını bırakmasın; ama namazını huzurla kılan, ilâhî kelamı indiği dilde zevkle okuyan ve dinleyen müslümanlar da rahat bırakılsınlar!
"Elbette ezanın Arapça okunması biraz farklıdır. Nihayetinde evrensellik gereğiyle dünyanın her yerinde namaza çağrı aynı dilde yapılabilir. Ancak Prof. (...) doğru çizgidedir. İslam anlamak içindir. Arapça bilinmiyorsa (ki halkımızın çoğu bilmiyor) mutlaka, tercümesiyle olsun, anlamına ulaşılmalıdır. İbadet ezbere değil, anlayarak, duyarak yapılmalıdır."
Ezan yalnızca evrensellik sebebiyle değil, aynı zamanda sünnet ve gelenek olduğu için aslına uygun olarak okunur.
İslam anlamak içindir, bunda şüphe yok, anlamayı sağlamanın da birçok yolu vardır; Arapça'yı öğrenmek, öğrenemeyenler için bilenlerin yazdıklarına, çevirilerine başvurmak... bunlardandır. Ancak "ibadet ezbere değil, anlayarak, bilerek yapılmalıdır" cümlesi iyi düşünülmeden sarfedilmiş bir söz. İbadette sureler ezbere okunur. Metin de, meal de ezberlenebilir. Ezberlemek anlamaya engel değildir. Bu noktada önemli olan "ibadetin mahiyeti, ne olduğu"dur. İbadet bir ders alıp verme, öğrenip öğretme işi değil, kul ile Allah arasında en özel, en kutsal, en yetiştirci bir iletişimdir; bu iletişimde ilâhî kelam (Kur'an) yalnızca bir araçtır, diğer tesbihler ve dulalar, rükû, sücûd, ka'de gibi davranışlar da böyledir; tamamı o has ve müstesna iletşimin araçlarıdır. Bu iletişimin amacı Kur'an tefsiri yapmak değil, ibadetin (evet bizzat ibadetin) anlam, zevk ve şuuruna ulaşmaktır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi