www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Din ve Büyü
M.G. Kırıkkanat'ın bir köşe yazısında ileri sürdüğü görüşler, verdiği bilgiler önemli eksiklik ve yanlışlar içeriyor. İlgililere bir yardım, kendisine de bir eleştiri ve katkı olsun diye doğru bildiklerimi kaydetmeyi gerekli gördüm.
"Din, bir kültürdür. Zıp diye doğmaz, tümden yok olmaz. İçine sürekli yeni bir malzeme atılan çorba gibi, açıla koyulaşa, karışa örtüşe, tat ve biçim değiştirerek kaynamayı sürdürür insanların ortak belleğinde".
Sayın Kırıkkanat, bir kültür olarak tanımladığı dinin kaynağına temas etmiyor. Her nasılsa ortaya çıkmış bir din olgusunun insan belleğinde nasıl değişerek devam ettiğine işaret ediyor. Semâvî/ilâhî yani vahye dayanan dinleri "bir kültür" olarak tanımlamak yanlıştır. Bu dinlere inananlar, onun aslının, temel esaslarının vahiy yoluyla Allah tarafından bildirildiğine inanırlar; buna göre de o dinlerin aslı ilâhîdir, dolayısıyla beşerî değildir; beşerî olmadığı için de kültür çerçevesine sokulamaz. İlâhî dinlerin kültür tarafı, onu yaşayan gurupların anlayış ve uygulamalarında sözkonusu olabilir. Beşerî (insanların uydurduğu) dinler birer kültür çeşidi olarak ele alınabilir. Bütün dinlere kültür diyen bir kimse, vahye inanmıyorsa, onu da büyü sayıyorsa bu kendini ilgilendirir, ancak değerlendirme yaparken milyarlarca müminin inancını da göz önüne almamak, bilimsel açıklama görüntüsü vererek bilimi alanının dışına çıkarmak bilimsel bir yöntem değildir. İslâm inancına göre hak din, ortak bellekten değil, Allah'tan gelmiştir, daha önce belleklerde ve uygulamada mevcût olan birçok bâtıl inanca cephe almış, onlarla mücadele etmiş ve tevhid inancını yerleştirmiştir.
"Diğer dinlere geçenleri incelemedim, ama Müslüman olan Türkler arasında Şamanist inançların İslâmiyet'e izdüşümü olağanüstü boyutlardadır. Türbelere ve ağaçlara çaput bağlamak, kimi taşları kutsal bellemek, nazar, büyü ve tılsımlı otlar, bunlardan birkaçı. Fakat Şamanist izlerin en önemlisi, 'bilincin kavramadığını kutsal kabûl etmek'tir ki, Müslüman Türkler arasında, Arapça Kur'an'ı anlamadan, kafayı sallaya sallaya okumayı tapınmanın bir parçası hâline getirmiş olup, anlayarak okumayı 'bilinç kavrayacağı için kutsal olmaktan çıkacak' endişesiyle reddetmektedir."
Bu paragrafta zikredilen bâtıl inançlar ve hurafeler yalnızca Türklere mahsus değildir, başka etnik ve kültürel guruplarda da vardır. İslâm'ın sahih kaynakları bunları reddetmektedir, eğitim ve öğretimle meşgûl olan Müslümanlar asırlar boyunca bu gibi inanç ve uygulamalara karşı çıkmışlar ve halkı uyarmaya çalışmışlardır. Tevhid (Allah'ın birliği, tekliği, eşsizliği) inancının temel ilkesi, Allah'tan başka hiçbir varlığın etkide bağımsız olmadığıdır. Allah neyi neye sebep kıldığını birçok alanda bildirmiştir; bilimin de işi sebep-sonuç ilişkisini keşfetmektedir. İlâhî/tabîî kanunlara göre sebep kılınanlardan başka sebep (gizemli, etkili güç) yoktur. Müslümanlar "bilincin kavrayamadığını" değil, dînî/ilâhî olanı, Allah-kul ilişkisinde ibâdet veya bununla ilgili olanı kutsal sayarlar. Kur'an'ı anlayarak okumayı reddeden bir Müslüman yoktur, Kırıkkanat bunu da nerden çıkarıyor! Asırlardan beri Kur'an Türkçe'ye çevirilmiş, meâli ve tefsiri okunarak anlaşılmıştır. Kur'an'ı asıl metninden okuyanlar -anlamadan okumanın değil- Allah kelâmı olan metni okumanın bir ibâdet olacağı inancıyla bunu okurlar. O metin müminleri, aynı zamanda anlayarak okumaya ve anladıkları üzerinde düşünmeye teşvik etmektedir.
"İslâmî fanatiklerin İranlısı ve Afganı, Kur'an'ı Farsça öğreniyor. Pakistanlı, Farsça yazılmış Urduca. Kur'an, Arap kavimleri için zaten Arapça. Aralarında bir Türkler var, Kur'an'ı HİÇ anlamadan kutsayan... Önemli olan bu adamların, kendi kendilerine değil, başkaları tarafından örgütlenmeleri. Neden? Çünkü kültür olarak EZİKLER. Özgün kültürlerine ait olmayan, anlamadan benimsedikleri budalaca dâvâların peşinde, anlamadan okudukları duâlarla, o duâları kendi dilinde okuyanlar daha iyi bilir diye, verilen emri kutsal ve cellatlığı kabûl ediyorlar..."
Bu paragrafı düzeltmek, deveyi düzeltmekten zor. İranlı ve Afganlı Farsça konuşur, ama Kur'an'ı farsça öğrenmez (Kur'an'ın farsça öğrenilmesi sözü anlamsızdır). Kur'an'ı onlar da Türkler gibi Arapçasından okurlar, isteyenler de kendi dillerine (Farsça'ya) yapılan tercümeleri okuyarak anlamını öğrenirler. Bu bakımdan Türklerden bir farkları yoktur. Sıradan bir Arap insanı -dili, bozuk/avam Arapçası olduğu için- Kur'an'ı anlayamaz, onun da fasih Arapça ile yazılmış tefsirleri okumaya ihtiyacı vardır. Yukarıda söylediğim gibi anlamadan veya anlayamadıkları için kutsama sözkonusu değildir. İslâm bu milletin özgün kültürünün temel unsuru olmuştur. Din adına cinayet işleyenleri buna sevkeden sebepler üzerinde bilimsel araştırmalar yapmadan "anlamadan kutsamaya" bağlamak aceleciliktir, bilim dışı verilmiş bir kararı onaylatmaya ve gereğini yaptırmaya yönelik bir manevradır. Şiddet yalnızca dinlerde değil, başka ideolojilerde ve sistemlerde, hattâ demokrasilerde de vardır. Şiddetin kötüsü hukuk ve ahlâk dışı olanıdır. "İslâm'da da şiddet var" diyerek zihinleri bulandırmak yerine ortaya konan şiddet hareketlerinin İslâm'da olup olmadığına, İslâm'ın bunları onaylayıp onaylamadığına bakmak gerekmez mi?


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler