www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Suyu Tersine Akıtmak
Hafta içinde Ankara çıkışlı bir haberde şunlar vardı: "Millî Güvenlik Kurulu'nun (MGK) irticâya karşı 'topyekûn' mücadele başlattığı 28 Şubat 1997 tarihli toplantısından sonra kamuda yürütülen 'türban harekâtı' yeniden hız kazanıyor. Başbakanlık Takip Kurulu (BTK), Kılık-Kıyâfet Yönetmeliği uygulamasında 'tespit' çalışması yapılması için tüm kamu kurumlarını harekete geçirdi. Bakanlıklara uygulamanın nasıl yürütüldüğü sorulurken, verilen cezâların da ayrıntılı bir dökümü istendi... Takip Kurulu'na türban yasağı uygulaması konusunda ilk veriler Millî Eğitim Bakanlığı'ndan ulaştı. Buna göre, Kılık-Kıyâfet Yönetmeliği'ne uymadıkları için 1998' de 106, 1999 ve 2000'i kapsayan son iki yılda da toplam 600 öğretmen devlet memurluğundan çıkarıldı. Aynı yıllarda mesleğinden olan öğretmen sayısı ise 17... Sınıflarda yapılan görüşmelerde öğrenciler yönetmeliklerden haberdar olduklarını belirtmişlerdir. Öğrencilerin bir kısmı başlarını açarlarsa ailelerinin onları okuldan alabileceklerini, bir kısmı başlarını örtmenin bir alışkanlık olduğunu, bir kısmı da inançları gereği başlarını örttüklerini belirtmişlerdir. Ancak, özel bir amaç içinde olmaktan çok tepkisel davranışları olduğu görülmüştür."
MGK adı üsünde ülkenin güvenliğini sağlama ve koruma amacına yönelik faâliyet gösteren bir kurum. Bu habere ve 28 Şubat'tan bu yana yaptıklarına bakılınca kurumun iki şeye ağırlık ve öncelik verdiği anlaşılıyor: Bölücülük ve irticâ. Şiddete dayalı bölücülüğün ülke güvenliğini bozacağında şüphe yok, bunu engellemek için gerekenin yapılması tabîîdir, bütün ilgili şahıs ve kurumların ödevi ve görevidir; bu noktada ancak "gerekenin ne olduğu, yapılanlar ile gerekenlerin çakışıp çakışmadığı" tartışılabilir.
İrticâ'a gelince, kaç defadır söylüyor ve yazıyoruz, şiddete ve güce dayanarak rejimi değiştirmeye, hukukun üstünlüğüne, insan hak ve özgürlüklerine ters düşen bir siyasî sistemi zorla uygulamaya teşebbüs edenlerle, dînini yaşamaktan başka bir amacı olmayanları birbirinden ayırmak gerekmektedir. Eğer birinci faâliyete irticâ deniyorsa ikincisini de bu çerçeveye sokmak ilme, hukuka, sosyal vâkıaya aykırı olur. MGK. ve BTK.nun yukarıdaki haberde geçen faâliyetlerine baktığımızda, normal dindarlığın, bir müslümanın -başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermeden- dînini yaşamasının da irticâ sayıldığını, engellemek için hukuk ve demokrasinin zorlandığını, insanların öğrenim ve kamu görevinde çalışma haklarından mahrûm edildiklerini; yüzbinlerin, millî güvenlik bunu gerektirmediği hâlde kırıldığını, küstürüldüğünü, üzüldüğünü... görüyoruz. Binlerce memurun ve öğretmenin, inançları yüzünden başlarını örtüyorlar diye devlet memurluğundan çıkarılmaları hukuka ve laikliğe aykırı olduğu gibi bizim tanımladığımız irticâ ile de bir alâkası yoktur. Bazı vatandaşlar başlarını örtüyor diye ne ülke bölünür, ne de zorla rejim değişir.
"Efendim serbest bırakılırlarsa -zorla olmasa bile telkin ve örnekleme yoluyla- zaman içinde ve isteğe bağlı olarak rejimin değişmesi tehlikesi vardır" deniyorsa buna cevabımız, "Bu takdirde rejimi zora, güce, cezâya, mahrûm etmeye dayanarak korumak yol değildir; özgürlüğün ve demokrasinin hüküm sürdüğü bir toplumda iki şeyden biri olur: Ya çoğunluğun beğendiği sistem yaşar ve uygulanır, azınlıkta kalanlar buna uyarlar (bu eskimiş demokrasi anlayışıdır), yahut da çoğulcu bir sosyal hayat yaşanır; her fert ve gurup, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermeden kendi değerleri çerçevesinde yaşar, ayrıca bir ortak bilinç ve değerler çerçevesinde de millî birlik ve beraberlik oluşur."
İnsanlara zorla şapka giydirildi, giymeyenler hapislere atıldı, hattâ idam edildi. Ezan zorla Türkçe'ye çevirildi, geleneğe uygun ezan okuyanlar hapsedildi, sürgüne gönderildi... Bu uygulamalar yıllarca devam etti, birgün ezanın aslına uygun olarak da okunabileceği kararı alınınca bütün minarelerde Türkçe ezan terkedildi. Şapka kanunu değişmediği hâlde kimsenin şapka giydiği yok. Din eğitimi ve öğretimi yıllarca yasaklandı, birgün serbest bırakılınca Kur'an kurslarında ve İmam Hatip okullarında patlama oldu, milyonlarca vatandaş bu eğitim ve öğretim kurmlarına hücûm etti. Yöneticiler, Kurum üyeleri bilimden, vâkıadan hiç mi ders ve ibret almazlar? Burunlarının doğrusuna gitmek, suyu tersine akıtmaya çalışmak yerine niçin dünyada ve tarihte olup bitene bakmazlar; demokrasiyi, aklı, bilimi, hukuku kullanmazlar?
İmanı olmayanların bilmeleri mümkün olmayan bir gerçeği ifade edeyim: Bir mümin zorda kaldığı zaman -düşüncesini ve inanacını değiştirmeksizin- dîne ve inanca dayalı uygulamasını gizleyebilir, erteleyebilir, ama asla vazgeçmez, gizli gizli yapar ve açığa çıkarmak için de gününü bekler. Güvenlikle meşgûl olanlar, zora ve yasağa başvurarak yer altına soktukları uygulamaların yok olduğunu zannederek güvenmesinler. Onların yerin üstünde, kafanın içinde değil, üzerinde olması daha güven verici olmalıdır. Ve ülke herkesindir; bir gurup diğerlerinin hak ve özgürlüklerini zorla ellerinden alırsa hiçbir şeyi çözmüş olmaz ve olana güvenmemek gerekir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler