www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Bin Yıl Sürecek
"İrticâ var olduğu sürece ona karşı mücadelenin de bin yıl da sürse devam edeceği" düşünce ve ifadesi üzerine ben de bir şeyler yazmayı tasarlamıştım, kalemine sağlık Fehmi Koru yazdı, diyeceklerimin çoğunu dedi, bunları tekrar etmeden bazı eklemeler yapacağım:
İrticâ'ın varlığından söz edenlerden defalarca bunun tarifini istedik, bir türlü yapmadılar, istediklerini bu kavrama dahil edebilmek için belirsiz ve tarifsiz bırakmayı tercih ettiler, tıpkı laiklik gibi, istedikleri davranışı laikliğe aykırı ve -dolayısıyla- irticâî olarak nitelendirebilmek için onu da tarifsiz bıraktılar. İşte bazı örnekler:
"Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak şartıyla üniversitelerde kılık kıyâfeti serbest bırakan" kanunu, başörtüsünün aleyhine kullanabilmek için laikliği kanun kabûl ettiler ve inancı yüzünden örtrünmeyi de laikliğe aykırı saydılar.
İstanbul Üniversitesi rektörü, başını örtenlere "kara fatmalar" deme kabalığını gösterdikten sonra bunlarla nasıl mücadele ettiğini anlatarak övünüyor. Toplu olarak Cuma namazı kılmaya gitmeyi de (bu da nasıl oluyorsa?) irticâ olarak değerlendiriyor ve bunu yapanlara karşı girişimde bulunuyor. Bu rektöre göre başını örtmek ve Cuma namazı kılmaya gitmek irticâ oluyor ve laikliğe aykırı bulunuyor.
Kamuya açık ve ait olan yerlerde isteyenlerin namaz kılabilmeleri için bir yer ayrılmıyor, ayrılmış ise kapatılıyor ve ayıranlar hakkında irticâî faâliyetten takibat yapılıyor.
Kimi kamu kurum ve kuruluşlarında namaz kılmak, oruç tutmak, içki içmemek, kadın eli sıkmamak, eşi başörtülü olmak irticâ sayılıyor ve bunları yapanların işlerine son veriliyor veya başka şekillerde cezâlandırılıyorlar.
Geçen günlerde "kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların güvenlik soruşturmalarının yenileneceğini, gerekçesinin de bölücülük ve irticâ'a bulaşmış memurların ayıklanması olduğunu" medyadan öğrendik.
Laiklik, irticâ ve bölücülük tanımlanmadıkça ve bu tanımlama mevzûâta girmedikçe bütün bu yapılanlar keyfî olmaya mahkûmdur, haksızlıklara açık bulunmaktadır. Hukuk devletinin alfabe derecesindeki kurallarından birisi "kanunsuz suçun olmayacağı"dır. İrticâî, bölücü ve laikliğe aykırı olmanın, böyle sayılmanın takdiri yöneticiye veya hâkime bırakıldığı sürece bu hukuk ilkesi çiğnenmiş olacaktır.
Çağdaş hukuka, demokrasiye ve insan hakları anlayışına göre "başkalarına dayatılmadığı, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermediği sürece" bir kimsenin inancını açıklaması, öğretmesi, örgütlemesi ve yaşaması suç sayılamaz, laikliğe aykırı olarak değerlendirilemez. İnancına göre yaşamak asla irticâ değildir, eğer birileri belli bir hayat tarzına irticâ demekte ısrar ediyorlarsa bu da suç değildir ve buna karşı yaptırım kullanılamaz, bu mânâda -bin yıl değil, bir yıl bile- mücadele edilemez.
Eğer laik demokratik rejimin değiştirilmesine irticâ deniyorsa bu kavramın da iyice açılması, unsurlarının belirlenmesi, suçun hangi noktadan itibaren başladığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Yine çağdaş demokrasilerde "bir din veya ideolojiyi topluma hâkim kılmak ve demokratik anayasal düzeni cebir kullanarak değiştirmek üzere eyleme kalkışılmadıkça" suç gerçekleşmiş olmaz. İnsanların demokrasi ve laiklik aleyhine düşünmeleri ve konuşmaları serbesttir, yeter ki bunları zorla değiştirmek üzere eyleme kalkışılmasın.
Şimdi bir bu çağdaş anlayış ve uygulamaya bakın bir de bizim çağdaşların (!) yapıp ettiklerine! Allah aşkına namazın niyazın, baş örtüsünün, haram olduğuna inandığı için kadın eli sıkmamanın, içki içmemenin... suç olan irticâ ile (çağdaş demokrasilerde, hukuk devletlerinde suç sayılan eylemlerle) ne alâkası var!
Demokrasi ile yönetilen bir ülkede bin yıl mücadele kararı verilecek bir suçu belirleme hakkı kime ait olmalıdır? Millete ve onun seçilmiş temsilcilerine değil mi? Pekalâ bu temsilcilerin (Meclisin) "Şununla bin yıl mücadele edilecek diye belirlediği bir irtyicâî eylemler paketi var mı?" Böyle bir paket varsa bunun içinde namaz, başörtüsü vb. de bulunuyor mu?

Not:
Başörtüsüne siyasî simge olduğu için karşı çıkanlara bir teklif: Lütfen simge olan örtünme şeklini tanımlayın kızlarımız simge olmayan, dînin gereği bulunan şekilde örtünsünler. Bütün örtünme şekillerine simge derseniz samîmî olmadığınız anlaşılır, simge olan şekil belirlendikten sonra onu ısrarla kullananların da "örtünmeyi din gereği yapıyoruz" iddiaları su götürür hâle gelir, ama bilin ki büyük kitle onda ısrar etmeyecektir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler