www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Tevhîd-i tedrîsat kanunu ve din eğitimi
İnsan hakları ile ilgili açıklama ve antlaşmaları ihtivâ eden belgelerin tamamında din ve düşünce hürriyetine yer verilmiş, düşüncenin (açıklama dahil) hiçbir zaman suç olmayacağı, din hürriyetinin de "inanma, yaşama, açıklama, öğrenme-öğretme, örgütlenme" hürriyetlerini kapsadığı açıkça ifade edilmiştir. Bu belgelerde dini öğrenme, öğretme ve din eğitimi verme hakkı içerik yönünden hiçbir kısıtlamaya tâbî tutulmamış, neleri nasıl ve ne zaman öğretecekleri dindarlara bırakılmış, devlete müdahale hakkı tanınmamıştır. Laik Batı'da devlet okulları yanında vakıfların, kilise gibi dînî kurum ve kuruluşların, yerel yönetimlerin her seviyede okul açmaları ve işletmelerine izin verilmiş, mezunların diplomaları tanınmıştır. Bu ülkelerde de dine inananlar ve inanmayanlar, hayatını din kurallarına göre yaşayanlar ve yaşamayanlar vardır. Hem bu çeşitlilik hem de okulların bağlı bulunduğu kurumların, kuruluşların farklı dünya görüşlerine sahip bulunmaları bir bölünme, parçalanma ve tehlike olarak görülmemiş, çoğulcu demokrasi anlayışının gereği olarak kabûl edilmiştir. Buralarda devlet, ancak başkalarının hak ve özgürlüklerine karşı tecavüz, kısıtlama, kınama gibi bir durum meydana geldiği, eylem ortaya konduğu zaman harekete geçer ve haksız tasarrufu engeller.
Türkiye'de, Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi Cumhuriyet'in ilk yıllarında da farklı kurum ve kuruluşlara bağlı okullar vardı. Cumhuriyet inkılâbı bir kültür değişimini öngördüğü ve bunu zorlama ile de olsa gerçekleştirmeyi hedeflediği için bütün okulları bir mercie (millî eğitim bakanlığına) bağlamayı ve öğretim-eğitim politikasını bu mercî vasıtasıyla kontrol etmeyi uygun buldu, 3-Mart-1340 tarihinde Meclisin kabûl ettiği "tevhîd-i tedrîsat" kanunu ile bunu sağladı. Kanunun birinci maddesi Türkiye'de mevcût bütün ilmî kurumları ve okulları millî eğitim bakanlığına bağlıyor, ikinci maddesi şer'iyye ve evkaf bakanlıkları ile özel vakıflara bağlı okulları millî eğitime devrediyor, dördüncü maddesi ise yüksek din uzmanları yetiştirmek üzere bir ilâhiyat fakültesi, din hizmetlerini yerine getirmek üzere memurlar yetiştirmek için de imam hatip okulları açma vazifesini yine milli eğitim bakanlığına veriyordu. Belli bir süre bu kanun uygulandı, sonra zirâat, sağlık bakanlığı, genel kurmay başkanlığı gibi kurumlara bağlı okullar açılmaya başlandı, bu uygulama kanunun rûhuna ve maksadına aykırı görülmedi. Önce yalnızca imam ve hatip yetiştirmek için açılan okullara halk fazlaca rağbet edince hem okulların hem de öğrencilerin sayıları arttırıldı; mezunlara, imtihanları kazanmaları hâlinde başka alanlarda da yüksek öğrenim hakkı verildi. Bu okullarda okuyanlar normal lise derslerini de aldıkları için üniversiteye giriş imtihanlarını kazanmakta ve çeşitli fakültelerde başarı ile tahsil görmekte güçlük çekmiyorlardı. Ayrıca Kur'an okumayı öğrenmek ve genel din bilgisi almak isteyenlere kolaylık sağlamak için Diyanet işlerine bağlı Kur'an kursları açıldı.
"Eğitim ve öğretimde birlik sağlamak" mânâsına gelen "tevhîd-i tedrîsât" adını taşıyan kanununun hedefi "duyguda ve düşüncede" tek tip insan yetiştirmekti. Uygulama gösterdi ki bunun için bütün okulların millî eğitime bağlanması yeterli olmuyordu, bakanlığa bağlı okullarda duygusu, düşüncesi, ideolojisi farklı nice insan yetişmişti, ayrıca demokrasilerde tek tip insandan değil, çoğulcu bir yapıdan söz edilebilirdi, mârifet bu çoğulcu yapı içinde -belli alanlarda- birlik ve beraberliği sağlamaktı. Anlaşılan gerçek, yöneticileri yeni bir millî eğitim ve öğretim politikasına götürmesi gerekirken -bir kısmı da böyle bir anlayışa gelmiş iken- diğer kesim başa dönmeyi, tevhîd-i tedrisatı -bağlayıcı anayasa maddesi hâline getirerek- daha sıkı bir şekilde uygulamayı, farklı düşünce ve alt kültür renklerine hayat hakkı tanımamayı savunur oldular. İmam hatiplere ve Kur'an kurslarına reva görülen muamele ise daha başka gerekçelere dayanıyordu.
Duyguda ve düşüncede tek tip insan yetiştirmek için bütün okulları millî eğitim bakanlığına bağlamayı öngören inkılâp kanunu, diğerleriyle birlikte anayasanın 174. maddesinde yer almış ve bu kanunlar "anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz" denilmiştir. Aslında böyle bir hükmün sevkedilmesi, adı geçen kanunların anayasaya aykırı sayılma ihtimalini, böyle bir içeriğe sahip olduklarını göstermektedir. Kanun koyucu buna rağmen bir kısıtlama getirmekte, evrensel hukuk kriterlerine göre bu kanunlar; insan haklarına ve ülke anayasasına aykırı dursa bile, böyle bir yorumun yapılarak kanunların iptal edilmesini engellemektedir. Bizim konumuz inkılâp kanunlarını evrensel hukuk ve insan hakları bakımından incelemek olmadığı için bu yönü başka yazılara bırakarak tevhîd-i tedrîsat kanununun (ttk.) değiştirilme kâbiliyeti üzerinde duracağız.
Ttk. nun anayasaya aykırı sayılarak iptal edilmesinin kanunla engellenmiş olması bunun değiştirilmesine mânî değildir. TC. anayasasına göre değiştirilmesi mümkün olmayan maddeler 1, 2 ve 3. maddelerdir. Dünyada olup bitenlere, gelişmiş demokrasilere ve ttk. nun uygulamasından elde edilen sonuçlara bakılarak bu kanunun değiştirilmesi mümkündür, hattâ gerekli bile olabilir.
İmam-Hatip okulları, Kur'an kursları, (açıldığı takdirde) isteğe bağlı din eğitimi okulları ttk. na aykırı mıdır?
İrticâyı bahane ederek din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamayı ideolojik bir takıntı hâline getirmiş bazı yorumculara göre bu sorunun cevabı "Evet, aykırıdır" şeklinde veriliyor. Meseleye tarafsız ve ilmî olarak bakan bazı hukukçulara göre de bu okulları devletin açması, ttk.nu bir yana laikliğe aykırıdır. Bu ikinci değerlendirmeyi de başka bir yazıda tartışmaya bırakıyorum. Birinci değerlendirmeye gelince buna katılmamız mümkün değildir; çünkü ttk.nun 2. maddesi "bilcümle medrese ve mektepler mâarif vekâletine devir ve raptedilmiştir" diyor. Kur'an kursları medrese ve mektep olmadığı için kanunun kapsamına girmez. Birçok kurumun açtığı sayısız kurs vardır; Kur'an kursları da Diyanete bağlı olarak açılmış kurslardır ve millî eğitimin denetimine tâbîdir. (Yeri gelmiş iken kaydedelim: Bazı emekli generallerin sık sık okudukları "Kur'an kursu yemini" -eğer gerçekten bir Kur'an kusunda okunmuş ise- bu kursun Diyanete bağlı kurs olması mümkün değildir. Bir suçluyu gösterip binlerce masûmu idam etmenin hukuk ve adâletle ilgisi olamaz.)
Halen okullarda mecbûrî olarak okutulan "din kültürü ahlâk bilgisi" dersi dışında kalan ve isteğe bağlı bulunan din eğitimi ve öğretimi anayasanın 24. maddesinde yer almaktadır. Bu eğitim ve öğretimin gerçekleşmesi çeşitli yol ve şekillerde olabilir. Bunlardan birisi de meselâ Diyanet'in veya sivil kurum ve kuruluşların açacakları "din eğitimi ve öğretimi okulları"dır. Bu okulları açmaya ttk. nu engel oluyorsa uygun şekilde tadil edilmesi gerekir. Bu adı geçen okullar millî eğitime bağlı olarak açılır, diğer öğretimi aksatmayacak şekilde programlar yapılır ve yürütülür; ancak bu takdirde de tıpkı Diyanet ve İmam-Hatip okulları gibi "laikliğe aykırılık iddia ve tartışması" devreye girer. Durum ne olursa olsun isteğe bağlı din eğitim ve öğretimi bir anayasal haktır ve gerçekleştirilmesi engellenemez.
İmam-Hatip liselerinden mezun olanların yalnızca imam ve hatip olmaları, başka bir yüksek öğrenim görmelerinin doğrudan veya dolaylı bir şekilde engellenmesi anayasaya, insan hak ve hürriyetlerine aykırıdır. Ttk.nu "bu maksatla ayrı mektepler açılacaktır" diyor, bu mekteplerden mezun olanların başka yüksek öğrenim dallarından mahrûm edileceklerini söylemiyor. Söylese idi o da insan haklarına ters düşerdi ve tadil edilmesi gerekirdi.
Ttk. nu veya irticâyı bahane ederek, münferit davranışları genelleştirerek din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlamak irticâdır, bağnazlıktır, demokrasiye ve insan haklarına aykırıdır; bu sebeple sürdürülemez ve başarılı olamaz. Duyguda düşüncede tek tip insan yetiştirme projesi çağın gerisinde kalmıştır. Gerekli olan ülkenin halkı ve toprağı ile bölünmez bütünlüğünü ve bağımsızlığını korumak ise bunun için vatanı, milleti ve insanı seven, erdemli, çalışkan, insan haklarına saygılı -işte bu konularda duygu ve düşüncesi bir- insanlar yetiştirmek yeterlidir. Böyle insan yetiştirmenin en önemli şartı ise, kültür ve eğitim politikasının, bu politikaya uygun programların, millete mâl olmuş değerlerle örtüşmesidir, onlara ters düşmemesidir. Bu değerlerin başında din gelir; din ile, dindar ile barışık olmayan projeler başarısızlığa mahkûmdur. Dindar ile mürteciyi biribirinden ayırmanın yolu ise kılık, kıyâfet, ibâdet vb. değildir; başkalarının hak ve özgürlüklerini kısıtlama eylemidir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler