www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Dîni Simgeleyen Başörtüsü
Üniversitelerde başlarını örterek okumak isteyen kızlarımıza bu hakkı tanımayanlar "Bu örtü inancın gereği değil, siyasî ve ideolojik bir simge, analarımız ve bacılarımız gibi örtünseler bir diyeceğimiz olmaz..." diyorlardı. İ.Ü. Yönetim Kurulu'nun 9-7-1998 tarihli kararı bu bahanenin ya samîmî olmadığına veya yalnızca belli bir guruba ait bulunduğuna açık bir delîl teşkil etmektedir. Zira bu kararın 2. maddesinde şöyle denilmektedir: "İstanbul Üniversitesi öğrencileri, İstanbul Üniversitesi kuruluş ve birimlerinde ve İstanbul Üniversitesine ait mahallerde, herhangi bir dîni, mezhebi, ırkı ve siyasî ve ideolojik eğilimi simgeleyen veya çağrıştıran kılık ve kıyâfet içerisinde bulunamazlar". Demek ki, yasaklanan yalnızca siyasî simge olan başörtü değildir, "bir dîni simgeleyen, örtünenin belli bir dîne mensup olduğunu belirten, buna alâmet teşkil eden" kılık, kıyâfet ve örtü de yasaklanmaktadır.
Anadolu'daki analarımız, ninelerimiz, bacılarımız belli şekillerde giyiniyorlar, örtünüyorlar (tesettüre riâyet ediyorlar) ve bu arada başlarını da örtüyorlar. Kendilerine niçin başlarını örttüklerini ve tesettüre girdiklerini sorduğunuzda alacağınız cevap şudur: "Saçımızı, başımızı namahreme (eş ve yakın akraba dışında kalanlara) göstermek haramdır, dînimiz bunu yasaklamıştır." Örtünmenin gerekçesi dînîdir, şeklini ise örf, âdet, bölge özelliği, moda... gibi unsurlar belirler. Yani kadınlarımızın örtünmesinin sebebi dine olan bağlılıklarıdır, başörtüleri onların Müslüman olduklarına alâmettir, simgedir. Bir kadının rahibe kıyâfetinde olduğunu gördüğümüz zaman onun Hıristiyan olduğuna hükmederiz, belli şekillerde giyinen ve başını örten kadınların da Müslüman olduklarını biliriz.
İstanbul Üniversitesi ve aynı anlayışı uygulayan diğer üniversiteler bir kısım müslüman kızlarımızı okuma, öğrenme, meslek sahibi olma arzusu hattâ bazan zarûreti ile dini inançlarına uygun yaşama zarûreti arasında bırakmakta, onları, "ya candan geç ya tenden" dercesine içinden çıkılmaz sıkıntılara sokmaktadırlar. "Okuyacaksa açılsın, üniversiteye girerken bu kararı biliyordu, ona uymak zorunda, hukuk bunu emrediyor ve biz hukuku uyguluyoruz..." gibi sözler, gerekçeler hukuka da insan haklarına da aykırıdır. "Biz dîne, inanca ve inancı gereği örtünmeye saygılıyız, siyasî simgeye karşı çıkıyoruz" sözü de yukarıda naklettiğimiz karar maddesi ile geçerliğini kaybetmiştir. Ortada apaçık bir "din ve vicdan hürriyetine, insan hakkına tecavüz" vardır; insan hakkı ne kanunla, ne anayasa mahkemesi karar ve yorumu ile ne de belli kurulların kararları ile kaldırılabilir; bunların tamamının insan haklarına uyma, uygun olma, onu gözetme mecbûriyetleri vardır.
Bir ülkede kanunlar yapılırken, kararlar alınırken inançsızlar kadar inançlı olanların da din ve vicdan özgürlüklerini kullanabilmelerine, inançlarının gerektirdiği gibi yaşayabilmelerine imkân vermek, kanunları buna göre düzenlemek -bir dinin kuralını ona inanmayanlara veya uymak istemeyenlere de dayatmamak şartıyla- asla laikliğe aykırı değildir; çağdaş/uygar dünyada bunun sayısız örnekleri vardır, laikliği bahane ederek dindara baskı yapmak, onu birtakım haklarından mahrûm bırakmak bizzat laikliğin kendisine de aykırıdır.
Üniversiteler dışı başka içi başka insanların toplanıp dağıldıkları yerler değildir; orada farklıların diyalogu yaşanmalı, çokluk içinde birlik ve beraberliğin, farklılığın bir zenginlik oluşunun, farklıların en güzeli üretmede, ortaya koymada yarışmalarının örnekleri yaşanmalı, bilgisi ve eğitimi verilmelidir.

Bir not:
Bazı köşe yazarları soruyorlarmış: "Başörtüsü İslâm'ın şartları arasında var mı? Yok ise bunun üzerinde niçin ısrar ediliyor?"

el-Cevab:
Müslümanların inandıkları, yaptıkları ve yapmaktan uzak durdukları şeyler "İslâm'ın beş şartı" içinde sayılanlardan ibaret değildir; başka bir deyişle "İslâm'ın beş şartının açılımıdır: "Allah'tan başka tanrı yoktur, Muhammed (s.a.v.) O'nun elçisidir" cümlesi bu beş şartın biridir, bu cümleyi inanarak söyleyenler Allah'ın kitabında buyurduğu, Peygamberi'nin söyleyip uyguladığı bütün kurallara riâyet ederler. İslâm'ın beş şartı içinde domuz ve faiz yememek, içki içmemek, zinâ yapmamak... da sayılmamıştır; ama bunlar Kur'an'da ve sünnet'te olduğu için müslümanları bağlar, gereğini yerine getirirler. Bu ilmihal bilgisinden mahrûm olanların Türkiye gibi bir ülkede köşe yazarı olabilmeleri tam Bekri Mustafa'lık bir durumdur!


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler