www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Takıyye
Bir köşe yazarı, okumak, kimlik, ehliyet vb. almak için devletin baş açık fotoğraf istemekteki ısrarı yüzünden kızlarımızın sahte fotğraf yaptırmak veya peruk takmak gibi hîlelere başvurmasını sözkonusu ettikten sonra şöyle diyor: "Genç kız açısından baktığımızda, kendi inancı bakımından acaba hangisi daha kötü: Başını açmak mı, bile bile yalan söylemek mi? (Türbanda direnmek de bir seçenek elbette ve bunu yapanlar da var ama şimdi konumuz onlar değil.)
Bir de başını açmak yerine peruk takanlar var. Okuluna perukla gidenler yani. Onlar açısından da ikilem aynı değil mi: Baş açmak mı inancıma daha aykırı, yalan söylemek mi?
İnancınız saçınızın gözükmesine engelse, sadece kendi saçınızın değil başka saçların da görülmesine engel olmalı, öyle değil mi? Neresinden baksanız tuhaf bir durum yani. Tam kırk katır mı, kırk satır mı..."
Bunları kaydettikten sonra devletin inadından vazgeçmesini tavsiye edeceğine, kızlara bu yolu gösteren ilgilileri kınamayı da ihmâl etmeyen yazara göre burada din ve ahlâk yönünden iki sakatlık/kusur bulunduğu anlaşılıyor: 1. Yalancılık, sahtekârlık. 2. Başkalarının saçlarını açmalarına ses çıkarmama günahı.
1. Sahte fotoğraf oluşturanların veya peruk, bere, şapka takarak derslere girenlerin "yalan söylemiş olmaları" konusu: Yazara göre yalan söylemek haram olduğundan üniversiteli kızlar ya başlarını açmalı veya açmamakta direnmelidirler. Açmamakta direnmek hâlihazırda öğrenim hakkını kaybetmekten başka bir sonuç vermiyor. Bu sonucu, haklarını da dinlerini de korumak bakımından uygun (meşrû) bulmayanlar hîleye başvuruyorlar, yahut da mecbûr tutuldukları yerde başlarını açıyorlar. Bu durumda hîle câiz oluyor mu? Bu sorunun cevabı önemlidir; çünkü hîle câiz ise haram işlenmiyor demektir. Eğer bir kız, başını açmadığı hâlde böyle bir görüntü veriyorsa, bunu isteyerek değil, mecbûr olduğu için yapıyorsa, inacına ve yorumuna göre bunu câiz olduğu için yapıyor demektir, câiz olanı yapan bir mümini kınamak uygun değildir. Bu bir çeşit takıyyedir, "dince korunması gereken varlık ve değerleri korumanın başka çâresi ve yolu kalmadığında müminin, inandığını değil, karşı tarafın (baskı yapanın) istediğini söylemesine ve yapması"na "takıyye" denir. Aslında kendilerini mecbûriyet (zarûret, ikrâh) durumunda kabûl edip okulda başlarını açarak okuyanlar da takıyye yapıyorlar; çünkü bunlar, kalben bunu benimsemiyorlar, okuldan çıkar çıkmaz asıl inanç ve düşüncelerinin şekline bürünüyorlar. Bu mümin kızların "zarûret ve mecbûriyet" konusundaki anlayış ve uygulamaları tartışılabilir, ancak takıyye yapana "Sen dince yasak olan bir şeyi yapıyorsun" denemez; çünkü şartları oluştuğunda takıyye câiz görülmüştür. Aslında takıyye yolunu kullananlar yalnızca müminler de değildir, her düşünce ve ideoloji mensubu, mecbûr kaldığında bu yola başvurmuştur, vurmaktadır. Hemen her partiden siyasîlerimizin de takıyyeden yeterince yararlandıklarını görüyor ve biliyoruz.
2. Bir müslümana göre "başkalarının saçlarını açmalarına ses çıkarmama" nın günah olmasının iki şartı vardır: a) Başını açan şahıs bunu günah olduğuna inandığı hâlde yapmış olacak. b) Bunu gören müslümanın engelleme gücü bulunacak. Üniversitede okuyan ve başı örtmenin dince gerekli bulunduğuna inanan bir müslüman, farklı inananların başlarını örtmekle, örtmelerini sağlamakla yükümlü değildir. Eğer böyle bir yükümlülüğü bulunsaydı bile bunu yapmaya gücünün de yetmesi gerekirdi. Bir müslüman, çevresinde bir günahın işlendiğini gördüğünde bunu eliyle ve diliyle engelleyemiyorsa, buna gücü yetmiyorsa, engellemeye kalkıştığında daha kötü sonuçlar meydana gelecekse, içinden (düşünce, inanaç ve kanâat olarak) muhâlefet eder, yapılana gönülden râzı olmaz, aksine nefret eder ve bununla yetindiğinde günah işlemiş olmaz.
Ben Radikal köşe yazarının yerinde olsaydım, İslâm'a göre günah, çirkin olan ve olmayan şeyler üzerinde hüküm yürütmek yerine, bütün hak dinlerde ve evrensel hukukta yasak olan, çirkin ve günah olan "din ve düşünce özgürlüğüne karşı baskı uygulama"nın kötülüğü üzerinde durur, bunu yapanları uyarır, hattâ kınardım. Türkiye'de yıllardan beri -daha ortada siyasal İslâm ve İslâm'a yamanan terör yok iken de- uygulanan başörtüsü yasağı, on binlerce kızımızı ve kadınımızı eğitim hakkı ile devlet görevi yapma hakkından mahrûm bırakmıştır. Bu nasıl bir insan hakkı ve hukuk anlayışıdır ki, bazı ârızalı yorumlara ve kararlara dayanılarak insanların, din özgürlüğü ve öğrenim hakkı kısıtlanmaktadır. Hukukun alfabesine göre yönetmeliklerin kanunlara, kanunların anayasaya, anayasanın da insan hak ve özgürlüklerine, evrensel hukuk ilkelerine uygun olması gerekmez mi? İster içerde ister dışarıda olsun bir mahkeme, mevcût kanuna veya dâvânın açılış biçimi ile dar çerçevesine dayanarak aksine hüküm verdi diye ilkelere aykırı hüküm meşrûiyet dayanağı olabilir mi? Buna dayanılarak yanlış gidiş savunulabilir mi? "Ne yapalım kanun var, karar var" diyenler hakka ve hukuka aykırı kanun ve kararları değiştirmek gibi bir insanî ve ahlâkî sorumluluk taşımıyorlar mı? Parlamentoyu dolduran, mazlumların yanında yer aldıklarını her fırsatta ilân eden milletvekilleri, kanun çıkararak, gerekirse anayasanın -haksız olarak atıf konusu yapılan- maddesine fıkra ekleyerek bu haksızlığın önüne geçemiyorlarsa neden sine-i millete dönmüyorlar?


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler