www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İnsan Hakları
Bugünlerde herkes insan haklarına atıfta bulunuyor, insan haklarına riâyet etmeyen ülkeler dışlanıyor, kendilerine yaptırımlar uygulanıyor. Bizde de insan haklarından sorumlu bakanlık ve bu hakların uygulanmasını denetleyen kurul var. Bütün bunlar güzel, insanın elbette hakları vardır, ancak insan hakları kavramı ve uygulamasının tarihi anlatılırken ve bu evrensel değeri insanlığa kazandıran mercîler/kaynaklar araştırılırken başlangıç olarak Magna Carta'nın zikredilmesi, bunu bizimkilerin de yapması güzel, doğru ve insafla bağdaşır değildir. Çünkü insana ödevler veren, bu ödevlerini yerine getirebilmesi için hak ve özgürlükler de bahşeden Allah'tır; Allah bunu ilk peygamberinden itibaren yapmıştır, yarattığı insanların yine kendi koyduğu kanunlar çerçevesinde gerçekleşen gelişmelerine paralel olarak -daha sonra gönderdiği peygamberler aracılığı ile- hak ve ödevleri de genişleterek açıklamıştır.
Önce Magna Carta'ya bakalım:
"Kral "Yurtsuz" John ile baronlar arasında Runnymede çayırında imzalanmış olan belge. Kıran kırana bir savaşın sonucunda, kralın baronlara yenilmesiyle kabûl edilmiş olan 'Büyük Özgürlük Fermanı'
Magna Carta'yı oluşturan 63 madde İngiliz feodal toplumunun çeşitli sınıf, katman ve kurumlarının geleneksel olarak sahip oldukları hak ve özgürlükleri güvenceye bağlamaktadır. Bu sınıflar içinde en önemlisi baronlardır.
Magna Carta zikrettiği bu temel hak ve özgürlükleri güvenceye de bağlamıştır. Bu haklar, 1) Adâlet satılmaz, reddedilemez, geciktirilemez, 2) Suçsuza cezâ verilemez, 3) Cezâ suçla orantılı olmalı, 4) Zoralım yasak, 5) Kendilerinin izni olmadan uyrukların araçları kullanılamaz, 6) Ülkeye giriş ve çıkış serbesttir, 7) Tam bir ticaret serbestisi vardır..."
Bu fermanın tarihi 1215'tir. İslâm ise 610 yılında vahyedilmeye başlamıştır. Yirmi üç yıl devam eden vahiy, hem sözleri hem de içeriği Allah'tan olan Kur'an ile, sözleri Peygamberimiz'e (s.a.v.), içeriği Allah'a ait bulunan hadîslerde kaydedilmiştir. Bu iki kaynağa baktığımızda şunları görüyoruz:
1. Hz. Peygamber (s.a.v.) kanalıyla ilân edilen insan hak ve ödevleri, bunu isteyen ve bunun için savaşan fert ve guruplara yenilerek, mecbûr kalınarak değil, insan buna lâyık olduğu için verilmiştir ve İngiltere'de olanların aksine, bu hakların verilmesine karşı çıkanlarla mücadele edilmiştir.
2. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) açıkladığı ve uyguladığı insan haklarına göre, toplumun lideri ve devletin başı olan kendisi, yakın dostları ve sıradan insanlar arasında haklar bakımından bir fark, bir ayrıcalık yoktur. Nimetler de külfetler de eşit paylaşılmaktadır.
3. İslâm'ın insan ve insan hakkı anlayışında -temel, insan olmaya bağlı haklar bakımından- soy, ırk, renk, bölge, ekonomik seviye ve din farkına bağlı ayrımlar ve ayrıcalıklar yoktur. Her insanı bir tek Allah, aynı maddeden yaratmıştır, bütün insanlar, kök bakımından bir ana ile bir babanın çocuklarıdır. Renklerin, dillerin, sosyal gurupların (kavim, kabile, sonraları milletlerin) yaratılmasının hikmeti kimlik edinmeyi, tanınmayı, tanışmayı kolaylaştırmak ve dayanışmayı mümkün kılmaktır. Arab'ın başkalarına, beyazın siyaha, erkeğin kadına -insan olma, ödev alma ve haklardan yararlanma yönünden- bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ve fark ancak güzel ahlâk ve bazı haklara (liyâkate bağlı olanlarına) kişiyi ehil (uygun, elverişli) kılacak niteliklerin kazanılması ile elde edilebilir.
4. Kişinin canı, malı, namusu, şerefi, özgürlüğü, meskeni, özel hayatı korunmuştur, dokunulamazdır. Din ve düşünce, seyahat, sığınma, çalışma, ticaret yapma, kamu hayatına katılma ve görev alma hak ve özgürlüğü vardır. İslâm öncesinden gelen köleler özgürlüğe kavuşturulur (bunun için tedbirler alınmıştır). Müslüman olmayanlar İslâm'a girmeye zorlanamaz, kamu düzenini bozmadıkları ve güvenliği tehlikeye sokmadıkları sürece kendi inanç ve hayat tarzlarını sürdürürler.
5. İçerde ve dışarda haksızlığa uğrayan, güçsüz olduğu için güçlü tarafından ezilen, sömürülen ve baskı altında tutulan insanların (müslüman olsun olmasın) imdadına koşmak, haklarını korumak müslümanların (toplumun, ümmetin, devletin) vazifesidir.
6. Hem İslâm toplumunun içinde hem de dünya yüzünde müslüman olmayanların, başta hayat hakları olmak üzere temel insan hakları vardır, bunlara dokunulamaz, uluslararası sözleşmelere riâyet edilir, barış isteyenle barış yapılır, savaşın sebebi ne zorla İslâm'a sokmak ne de maddî menfaat elde etmektir; sebep karşı tarafın haksızlığı, tecavüzü ve barışa yanaşmamasıdır.
Buraya kadar sıraladığım ve sıralamadığım hak ve özgürlüklerin kaynağı vahiydir, isteyenler bunu kaynaklarda görebilirler. Bu hak ve özgürlükler kağıt üzerinde de kalmamış, bazı kusurlarla beraber genel olarak İslâm tarihi boyunca uygulanmıştır. 15. yüzyılda, İspanya'dan kaçarak canlarını kurtaran Yahudilerin Fatih'e sığındıklarını bilmeyen yoktur. Gerçek bundan ibaret iken, tarihte insan hakları uygulamasını 1215 tarihli bir sözleşme ile ve Batı'dan başlatmak büyük haksızlıktır. Buna müslüman aydınların (bakanların, öğretim üyelerinin, yazarların...) katılmaları ise, haksızlığa ek olarak büyük ayıptır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler