www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Ramazan'a Girerken
Sürat çağında ömürler de jet hızıyla geçiyor. Eskiden günler daha uzun gelirdi; insan, zamanı nasıl geçireceklerini bilemezdi, şimdi zamanlar yetmiyor; ne işe yetiyor, ne sohbete, ne kitap okumaya, ne de eşe dosta ayırmaya... Küçücük çocuklar bile -özellikle büyük şehirlerde- sabahın erken saatlerinde yollara düşüyorlar, uykulu gözleriyle sallana sallana okula gidiyorlar. Büyükler kahvaltıya bile vakit bulamıyorlar. Bize büyüklerimiz "Ayakta yemeyin, içmeyin" der dururlardı, şimdi "ayakta yeme" büfeleri kuruldu. Bu kadar hızlı ve "dolu" yaşanan hayat insanlara ne veriyor? Ne yazık ki buna "bilgi, kemâl, rûh zenginliği, insanlığın derinliklerinde tefekkür ve seyahat" gibi bir cevap veremiyoruz. Bu kadar hâyuhuy içinde zaten bunlar olmaz, bütün dünya insanlarının büyük çoğunluğu bu yoğun mesai sonunda ancak temel/maddî ihtiyaçlarını kısmen temin edebiliyorlar. Bu demektir ki bir ömür, yiyecek içecek temin edip onu tüketmekle geçiyor; yani insanlar temel ihtiyaçlarının tutsağı olmuşlar, değer biçilemez ömürlerini bu uğurda sarfediyorlar.
İslâm dîni insanlara dünya hayatını terketmelerini veya dünyadan olabildiğince az nasiplenmelerini teklif etmiyor, onun istediği dengeli bir hayattır. Bu denge dünya ile âhiret, fânî ile bâkî arasında kurulacaktır. Dünya araç, Allah rızâsı ve bunun bahşedeceği ebedî mutluluk amaç olacaktır. Bu böyle olduktan ve dünya için yapılan faâliyet dengeyi bozmadıktan sonra (bozmadığı sürece) dünyadan nasiplenmek, dünyalık edinmek serbesttir. Allah şöyle buyuruyor: "Onlar ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır" (Nûr:24/37). Burada geçen "alıkoyamadığı" ifadesi iki şekilde anlaşılmıştır: a) Hem dünya işlerini görürler, dünyalık edinirler hem de ibâdetten geri kalmazlar. b) Dışları dünya ile meşgûl olurken içleri Allah ile meşgûl olur, hep O'nunla huzur hâlinde yaşarlar. Her iki anlayış de mûteberdir, birincisi genel, ikincisi özeldir, birincisi başlangıç, din hayatının ilk sınıfları, ikincisi son, başarı ile mezûn olmaktır. Her iki durumda da istenen denge kurulmuştur, dünya araçtır, ona bu şuur içinde yaklaşılmaktadır, Allah rızâsı amaçtır, ona da bu bilinç içinde riâyet edilmektedir. İşin teorik yanı bu olmakla beraber pratiğe, yaşanan müslüman hayatına bakıldığında -genellikle- işin hiç de böyle olmadığı, giderek dengenin bozulduğu, "ev-iş-ev" üçgeni arasında sıkışan insanların kendilerini unuttukları, ömürlerini zâyî ettikleri, değerliyi değersiz karşılığında sattıkları görülmektedir.
İşte tam bu sırada kandiller, Ramazan, umre, hac, yakınların ölümü, etkili bir ses ve nefes hızır gibi, bir hayat suyu gibi yetişmekte; insana, kendine gelme fırsatı vermektedir. Ramazan yalnız oruç değil, onun yanında daha birçok ibâdeti içeren bir aydır: Kur'an okunur, teravih kılınır, sahura kalkılır, oruç tutulur, yoksullara yardım edilir, hâsılı bir ay Allah'a daha yakın olma şuuru içinde yaşanır. Bu, maddî hayatımızdaki belli bir vitamin veya gıdâ kürüne benzer, bu yoğun ibâdet, bir yılllık manevî gıdâyı temin edebilir, Ramazan fırsatının böyle kullanılması dileğiyle yaklaşan Ramazan'ınızı tebrik ediyorum.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler