www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İslâm'ın Muhalifleri
Hz. Peygamber (s.a.v.) İslâm dînini vahiy yoluyla Allah'tan alıp yakınlarından başlayarak insanlara tebliğ etmeye koyulduğu günlerden itibaren, bu dînin müminleri yanında muhalifleri de olmuştur.
Muhalifler açık ve gizli olmak üzere ikiye ayrılırlar; gizli muhalifler münafıklardır, müslümanlara karşı takıyye yapan, gerçek inancını ve tavrını gizleyen inkârcılardır. Her iki gurup da, bir din olarak İslâm'a muhalif olanlar ve -İslâm'ı benimsemekle beraber- belli bir anlayış veya temsiline muhalif olanlar şeklinde ikişer kısma ayrılabilir.
İslâm'ın muhaliflerinin bir kısmı muhâlefetlerini fikir ve inanç olarak muhafaza ederler, ancak karşı tarafın farklı inanmasına ve yaşamasına müsamaha gösterirler; bunlarla bir topluluk oluşturup beraber yaşamak üzere anlaşmak, farklılık içinde bir çeşit birliktelik kurarak yaşamak mümkündür. Diğer kısmı ise baskıcı ve tektipçidir, karşı tarafa, farklı inanca, düşünce ve hayata tahammülleri yoktur, bazı araştırmacıların tesbitlerine göre bunlar, tarih boyunca en az yüz kere, müslümanları yok etmek ve İslâm'ı ortadan kaldırmak üzere plân yapmış, eyleme geçmişler, ancak muvaffak olamamışlardır. İslâm dîni bu saldırgan ve baskıcı muhaliflerine karşı ve bunlar bulunduğu için cihadı meşrû, gerektiğinde farz kılmıştır. Bu çeşit muhaliflere karşı kendilerini koruyabilmek için müslümanların güçlü ve aktif olmaları kaçınılmaz görülmüştür.
İslâm'ın muhaliflerini guruplar hâlinde ve kendilerine karşı alınacak tedbirleri de açıklayarak şöyle tanımlamak mümkündür:
İslâm'ın bütününe açıktan karşı olan, İslâm'ı bir din olarak benimsemeyen kimselere "kâfir" denir, halk dilinde bu kelimenin karşılığı "gâvur"dur. Kâfirler ister başka bir dîne inansınlar, ister hiçbir dîne inanmasınlar müslümanlar onları, İslâm'a girmeleri için zorlayamazlar, onlar saldırmadıkça saldıramazlar, din ve vicdan hürriyetlerini engelleyemezler. Ülkenin içinde ve dışında olan kâfirlerle güvenlik anlaşması yaparak yaşarlar, ihanet etmeleri ihtimali karşısında uyanık olurlar.
Kâfirlerin -Kur'an'a göre- en kötüsü münafıklardır, bunlar kendilerini gizledikleri için şerlerinden emin olmak, zararlarını engellemek çok zordur. Hemen her zaman müslümanlar en büyük darbeyi bunlardan yemişler, bunların açık düşmanlarla işbirliği yapmaları sebebiyle büyük zararlara ve kayıplara marûz kalmışlardır. Kimsenin kalbini (beynini) yarıp içindekini görmek mümkün olmadığı gibi, insanların gizlisini araştırmak da câiz değildir. Ancak bir kimsenin veya gurubun yapıp ettiklerine bakarak bir kanâate varmak, eğer güçlü delîller var ise onlara karşı tedbirli olmak mümkündür ve gereklidir. Kuvvetli şüphelerin ve tehlikenin bulunması hâlinde araştırma da yapılabilir.
İçeriden muhalifler, müslüman oldukları veya "müslüman olduklarını sandıkları" hâlde inanç, düşünce ve eylem olarak sahih İslâm'a ve bunun mensupları olan müslümanlar çoğunluğuna karşı olanlardır, bunların anladıkları, temsil ettikleri ve yaşadıkları İslâm'ı kabûl etmeyen, farklı bir İslâm anlayışını veya İslâmî yaşayışı benimseyen fertler ve guruplardır. "Sahih, doğru, Hz, Peygamber (s.a.v.) ve ilk dönem müslümanlarının anladıkları ve yaşadıklarına uygun bir İslâm anlayış ve yaşayışını benimseyen çoğunluğun" Bid'atçılar ve sapıklar (ehlü'l-bid'a ve'd-dalâle) diye isimlendirdiği bu "azınlıkta veya marjinal kalan" guruplara karşı da, onlar saldırmadıkça, kamu düzenini bozmadıkça, başkalarının inanç ve düşünce hürriyetlerine zarar vermedikleri sürece dokunulmaz, her iki taraftan cahil ve mutaassıp kişilerin, gurupların haksız davranışları bir yana bırakılırsa tarihte de dokunulmamıştır. İyi niyetle, edep ve usûl içinde kalarak tartışmak, inanç ve düşüncesini karşı tarafa aktarmak ve savunmak elbetteki serbesttir.
Zamanımızda müslümanım ve bu konuda yeterli bilgim de var diyerek ortaya çıkan, ancak düşünceleri ve eylemleri (yapıp ettikleri) bakımından yukarıdaki kısımlardan birine sokulmaları kolay olmayan kimseler vardır. Bunlardan bazılarının İsam adına ileri sürdükleri düşünce va anlayışları, sahih olsun, sapık olsun klâsik bir İslâm anlayışı içine yerleştirmek mümkün olmamaktadır. Müslümanların bunlara karşı da uyanık ve dikkatli olmak gibi bir yükümlülükleri vardır. İslâmî ilimleri okumamış, bu konularda bilgisi yetersiz olanlar, İslâm adına konuşanların inanç, ahlâk ve iyi niyetlerinden emin olduktan sonra ehliyetlerini (ilmî yeterliliklerini) bu işin ehli olanlardan sorarak öğrenmeli, ancak bunlardan müsbet değerlendime aldıktan sonra onları dinlemeli ve güvenmelidirler.
Vücûdumuz tedâviye muhtaç olduğunda her doktorum diyene, bürosuna doktor tabelası asana gitmiyoruz, erbabından sorarak önce doktorum diyen kimsenin, ilmî, ahlâkî ehliyet ve tecrübesinden emin olmak isitiyoruz, sıra dînimize geldiğinde de aynı hassasiyeti göstermeliyiz, samîmî olarak yanlış yolda olanlara karşı da, dînin ticaretini yapanlarla, kalemini ve düşüncesini satanlara karşı da - bu ikincilere karşı daha çok- uyanık olmalıyız.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler