www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


DİN, AKIL VE BİLİM
Bu yazıda, "akıl ve bilime dayalı gerçeklik hükümleri çerçevesinde dinin yeri ve konumu" ele alınacak değildir. Ancak bu konuda birkaç cümle söylemek gerekirse şu olabilir: Dinin iman, ibadet ve gayb âlemine ait bilgiler kısmı akla ve bilime aykırı olmamakla beraber bu ikisinin sınırlarını aşmakta, yalnız başına akıl ve bilim ile bilinemez, kavranamaz konular arasına girmektedir. İnsanlar akıllarını işleterek Allah'ın varlığına, birliğine, O'nun peygamber olarak gönderdiği şahsın doğruluğuna inandıktan sonra iman ve ibadetin geri kalan kısmını "bu doğru bilgi kaynağının" verdiği bilgilere dayandırırlar, o kaynaktan alırlar, öğrenirler, inanırlar ve yaparlar. Dinin bu iki alan dışında kalan hükümleri (siyaset, hukuk, iktisat, ahlak... alanları) akıl ve bilimin bilme ve kavrama selahiyetleri dışında değildir; ancak tek başına akıl ve sosyal bilimler, teoriler ve sistemlerin "doğru, iyi, güzel, hak..." diye hükme bağladığı ve insanlara teklif ettiği konularda önemli yanılmaların, görüş ve yaklaşım farklarının bulunduğu göz önüne alınırsa bunların -bir kısmı birbiriyle çelişen- tamamının olumlu hükme bağlanmalarının isabetli olmadığı ortaya çıkar. İşte yalnız başına aklın yeterli olamadığı bu alanlarda da dinin (ilâhî bilgi ve hüküm kaynağının) yardımına (hidayet ve irşadına) ihtiyaç vardır; ilgili naslar bu yardımı gerçekleştirmektedir. Tamamen müsbet ilme ve teknolojiye ait bulunan alana gelince burada dinin bilime yardım, doğrulama, yanlışlama... gibi bir müdahalesi -ilke ve amaç olarak- söz konusu değildir. Bu alanda dinin istediği, bilimin ve teknolojinin insanlığın mutluluğu için kullanılması, kötülüklere alet edilmemesidir.
Bu yazıda ele almayı murat eylediğimiz konu ise cesaretini cehaletinden alan birinin din ile akıl ve bilim arasında yaptığı şu mukayeseli değerlendirmedir: "Din kurtarsa kurtarsa bireyi kurtarabilir, akıl ve bilim ise bütün insanlığı kurtarmakta, onları mutlu kılacak imkanlar sunmaktadır..." Aslında böyle bir cümleyi tahlil ve tenkide tâbi tutmaya kalkışmak abesle iştigal sayılabilir, fakat bu ve benzeri cümleler, değerli olmasalar bile önemli olan kişi ve kimselerin ağızlarından ve kalemlerinden sıkça döküldüğü, okumuş-cahil bir kalabalık tarafından da kabul gördüğü için kısaca tahlilinde fayda görülmüştür.
Dine ve özellikle dinin fert toplum hayatını etkilemesine karşı olan, fakat bu tavrını açıkça ortaya koyamayan kimseler sık sık cami ile okulu, din ile akıl ve bilimi, dindarlık ile ahlakı... karşı karşıya getirmekte, hep ikincilerden yana tavır koymaktadırlar. Onlara göre din yerine akıl ve bilimin rehberliğine başvurulmalıdır, cami yerine okul yapılmalıdır, insan namazlı niyazlı olmak yerine ahlaklı ve erdemli olmalıdır... Bu mantığa göre sıraladığımız üç çift örnekte birinciler ile ikinciler birbirine zıttır, bir arada bulunamazlar, bir insanın kişilik, ahlâk ve davranışlarında birleşemezler.
Bu mantığın ve düşüncenin tutarsız, gerçeğe aykırı olduğunu ortaya koyabilmek için yine üç örnek çiftinden hareket edelim:
1. Yazının giriş mahiyetindeki bölümünde açıklandığı üzere din ile akıl ve bilim arasında zıtlık, aykırılık ilişkisi değil, örtüşme ve kısmen aşma ilişkisi vardır. Dinî iman akla dayanır, aklı olmayanlar din ile yükümlü ve dinin muhatapları değildirler, dinin buyruklarının aklı aşmayanlarında hikmetten (akla göre sebep, gerekçe ve faydalarından) bahsedilir, din insanları iki cihanda mutlu kılmayı (kurtarmayı) amaçlamaktadır, din okumayı, öğrenmeyi emreder, ilim sahiplerine rütbelerin en üstününü verir.
2. İhtiyaca ve duruma göre cami ile okulu birleştirmek de ayırmak da mümkündür, ancak bu iki kurumun işlevleri farklı olduğu için birini diğerinin yerine koymak mümkün ve doğru değildir. Herkesin bilmeye, okumaya, okula; ayrıca inananların ibadet için mabede ihtiyaçları vardır.
3. Dinin temel amaçlarından biri ahlaklı, erdemli, kâmil insanlar oluşturmak ve yetiştirmek, böyle insanların yetişmesine yardımcı olmaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) "Ben, ahlaka ait erdemleri tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur. Bütün insanlığın erdem olduğunda birleştikleri bütün değerler ilâhî dinlerde mevcuttur ve büyük bir ihtimal ile insanlar onları bu kaynaktan almışlar ve uygulamışlardır. Erdemli olmayan bir kimse dindarlık iddiasında veya gösterisinde bulunuyorsa onun ya din anlayışı bozuktur ya dindarlığı samimi değildir yahut da henüz işin başındadır, devam ettiği ve yaptıklarının şuuruna erdiği zaman erdemi yakalayacaktır. Samimi dindar bir kimsenin erdemsiz olması eşyanın tabiatına aykırıdır, dini ve dindarlığı olmayan bir insanın erdemli olması mümkün olmakla beraber, olmaması eşyanın tabiatına aykırı değildir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler