www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İSLÂM'IN DOĞRU ÖĞRENİLMESİ
1. "Türkiye'de ve dünyada çok farklı İslâm anlayışları vardır" cümlesini/kaziyyesini kabul veya reddetmeden önce biraz açmak gerekiyor. İslâm ile ilgili anlayış ya İslâm çerçevesinde içinde kalır, "hatalı veya isabetli, hak veya sapmış" diyerek İslâm çerçevesi içinde yer verilebilir, yahut da verilemez, yani İslâm'ın dışına taşar, gayr-i İslâm (küfür) olarak değerlendirilir. Bu ikincisini "İslâm anlayışlarından biri" olarak ele almak doğru değildir. Ancak gayr-i İslâm (küfür) sayılacak anlayışın belirlenmesinde en sağlam ve ihtiyatlı ölçütlerin kullanılması ve ezcümle İslâm âlimleri ve mezheblerinin ittifak ettikleri küfür ölçütünün esas alınması gerekir.
İslâm çerçevesi içinde kalan, İslâm sayılan anlayışları da ikiye ayırmak gerekiyor: Ortayol (sünnî) İslâm anlayışına, önemli ölçüde (ittifakla sünniliğin dışına çıkaracak ölçüde) ters düşmeyen anlayışlar ile ters düşen anlayışlar. İşte bu iki anlayışın ikisi de İslâmîdir ve aralarındaki fark da "çok"tur, önemlidir.
İslâm dünyasında ortaya çıkan farklı İslâm anlayışları bu çağa mahsus değildir. Önemli farklılıklar, asırlar boyu Müslüman fert ve gruplar arasında mevcut olmuş, âlimler bu farklı anlayışları İslâm'a ve sahih (orta, sünnî) İslâm'a nisbetleri /uyumları bakımından incelemiş ve değerlendirmişlerdir
İslâmî öğretim kavramı (eğitim kısmen ayrı bir konudur) hem öğretilenin sahih İslâm olmasını, hem de öğretme usûlünün İslâm'a ve İslâmî geleneğe -ruh ve amaç bakımlarından- uygun bulunmasını ihtiva etmektedir. Meseleye bu açılardan bakıldığında dün olduğu gibi bugün de "İslâm'ı doğru öğrenmek ve anlamak", bunun kaynaklarını ve usûlünü belirlemek gibi bir meselemizin bulunduğunu kabul etmek gerekir.
2. İhtilafın (farklı İslâm anlayışlarının) sebeplerini iki temel sebebe ircâ etmek mümkündür: a) İnsanın fıtratından ve dinin kaynaklarının tabiatından (özelliğinden) gelen sebepler; b)Bu fıtrat ve tabiatı olumsuz etkileyen yabancı müdahalesinden (yabancı bilgi, eğitim, kültür karışımından) kaynaklanan sebepler.
İnsan anlayış ve kavrayış bakımından tek tip değildir. Hem zekâları, mizaç ve kişilikleri, hem de çevrelerinin farklılığı sebebiyle Müslümanların aynı metni farklı anlamaları, aynı örneğe farklı kıyaslamalar yapmaları, aynı hükümleri farklı maksatlara bağlamaları... mümkündür.
İslâmî zihniyete, İslâm'ın temel hüküm ve değerlerine ters düşen, bunlardan önemli ölçüde farklı bulunan zihniyet, hüküm ve değerler ile (yabancı kültürlerle) temas sağlıksız olduğu takdirde Müslüman bundan etkilenir, zihni ve vicdanı kirlenir, virüs kapar. Böyle bir zihniyet ve önkabuller ile İslâm'ı anlamaya yönelen Müslümanın doğru anlama ve değerlendirme kapasitesi önemli ölçüde zaafa uğramış, şartlanmış demektir ve bunun sonucu olarak yanlıştan sapık olana veya küfür sayılana kadar farklı anlayışlar ortaya çıkabilir.
3. İslâm'ı doğru anlamak ve öğrenmek için izlenmesi gereken yol konusunda şunları söylemek mümkündür:
a) İslâm'ın kesin hükümleri ve doğruları ile beşerî olan veya ötekine ait bulunan kesin bilgi ve hükümleri doğru tesbit etmek, farklı kategorileri birbirine karıştırmamak, elmalar ile armutları toplamaya kalkışmamak (Bu doğru yapılamazsa hem İslâm'a nisbet edilen bilgi ve hükümlerin kesin olmayanları diğerleri ile, hem de beşerî bilgi ve hükümlerin kesin olanları kesin olmayanları ile karıştırılır, farklı kategoriler birbirine karışır, yanlış sonuçlara, gereksiz tartışmalara yol açılır).
b) İslâm'ın kesin, değişmez, dinin özü ile ilgili bilgi ve hükümleri ile böyle olmayanları doğru, sağlam ölçütler ile ayırdıktan sonra birinciler çerçevesinde oluşmuş bir akıl, düşünce sistemi ve usûl oluşturmak; bir mânada fürûdan (vahyin kesin verilerinden) hareket ederek usûle ulaşmak ve boşlukları bu usûl ile doldurmak, ötekini bu usûl ile değerlendirmek (Bunun tersini yapmak, önce virüslü bilgiler, önkabuller, ötekine ait zihniyet unsurları ile bir usul, bir ölçüt oluşturup vahyi bununla anlamaya ve değerlendirmeye kalkışmak yanlıştır ve bu usulün varacağı nokta en azından sahih olmayan bir İslâm anlayışı olacaktır).
c) Zaman içinde insanın fıtratında değişme olmadığı gibi ilişkilerinde de aynı kalan hususlar çoktur. İşte bu eşit yapı ve şartlara dayalı/bağlı anlayışlar her zaman çağdaştır ve çağa ışık tutacak vasıftadır. Müslüman geleneğinde bugün aynen benimsenecek veya ölçü alınacak çok zengin bir bilgi, değerlendirme ve anlayış hazinesi vardır. İslâm'ı doğru anlamak ve öğrenmek isteyenlerin, bizzat Allah'ın Resûlü tarafından yetiştirilmiş ve anlayışları da kontrol ve tasdikten geçmiş sahâbe neslinden başlayarak birbirini etkileyen Müslüman nesillerden faydalanmayı ihmal etmeleri, bu hazineyi yok saymaları, işe her asırda yeniden/sıfırdan başlamaları mümkün, doğru ve akıl kârı değildir. Özellikle İslâm'ın inanç, ibadet ve ahlâk esaslarını öğrenirken, anlarken gelenekten büyük ölçüde istifade edilecektir. Bu konularda mahiyet farkı sayılacak kadar farklı anlayışlar ve değerlendirmeler yapılamaz, yapılırsa hataya düşülmüş olur.
Sosyal, siyasî, ekonomik, kültürel... şartların değişmesi ile kısmen değişmeye açık bulunan hükümler ve ilişkiler alanına gelindiğinde burada her çağın farklı hüküm ve değerlendirmelere gitmesi mümkündür. Bunu ehli olanlar, temel itibariyle klasik usûle dayanarak yaptıkları takdirde farklı anlayışlarını, "farklı İslâm anlayışları" veya "farklı Müslümanlıklar" olarak değerlendirmek doğru olmaz, bunların hepsi birden tek İslâm'dır, ümmet için rahmet olan zenginliklerdir.
d) İslâm'ı doğru anlama ve öğrenmenin tabiî ve kâmil yolu, her bir Müslümanın, İslâm'ın temel kaynaklarını (Kur'ân-ı Kerim'i ve hadisleri) anlayacak kadar bir bilgi altyapısı oluşturması ve bilgisini, anlayışını doğrudan bu kaynaklara dayandırmasıdır. Anlama ve öğrenmede metod bu (ictihad) olunca da başka ictihadlara bakmak, onlardan yararlanmak yasak değildir. Eğer bir Müslüman henüz bu ehliyeti elde edememiş ise bu takdirde yapacağı şey "bir bilene sormak"tır. Bu bir bilen "bir" değildir, birçoktur; birçoğuna sormak, verilen bilginin, açıklanan hükmün delilini de öğrenmek, bilir diye kendisine sorulan kişinin/âlimin, aynı zamanda ilmi ile âmil olup olmadığını (ahlâkını, İslâmî şahsiyetini) de göz önüne almak gerekir. Âlimin yazdıklarını okumak da ona sormak gibidir.
4. Ana kaynaklara başvurma imkânı olmayan Müslümanlara, İslâm'ı doğru öğrenmede yardımcı olabilecek beş kitabın adını yazmak gerekirse şunlar olabilir:
a) Gerekli açıklamaları bulunan bir Kur'ân-ı Kerim meali.
b) İslâm'ın inanç, ibadet ve diğer konularını ihtiva eden bir sahih hadis mecmuası (kitabı); bunun da kısa ve yeterince açıklamalı olması tercih edilmelidir.
c) M. Hamidullah'ın İslâm Peygamberi isimli kitabı veya Şiblî ve Nedvî'nin Asr-ı Saadet'i.
d) Mezhebi olabilen, fakat mezheb taassubu olmayan bir âlimin yazdığı bir Fıkıh Usûlü kitabı. A. Zeydânî'ın el-Veciz'inin veya Z. Şa'ban'ın Usûl'ünün tercümeleri olabilir.
e) İslâm'ı bir bütün halinde sahih olarak anlatan bir İlmihal kitabı: Ni'met-i İslâm, İslâm'a Giriş, Fıkhu's-sünne tercümesi ve Maturîdî Akaidi, Prof. Algül ve arkadaşlarının yazdıkları kaynak kitap ve bizim -heyet olarak- Türkiye Diyanet Vakfı için hazırladığımız ilmihal kullanılabilir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler