www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


YÖNLENDİRME
İnsanın akıl sahibi, yanlı ve yönlü bir canlı olduğu bilinmektedir. Her ne kadar lazım olduğu yerde ve zamanda yansızlıktan söz edilirse de bunu "yanını gizleme" manevrası olarak anlamak gerekir. İmam-hatiplerle ilgili tartışmalarda yönlendirme konusu bir daha gündeme gelmiş oldu. İmam-hatip liselerinin bünyelerinde -aynı çatı altında, tek yönetime bağlı olarak- öğretim yapan ortaokulların "zorunlu temel eğitimin ikinci kademeleri olarak" kalmasını, kapatılmamasını isteyenlere karşı çıkanların bir grubu, kesintisiz ve tek programlı sekiz yıllık zorunlu eğitim isterken bir kısmı da bunun, son yıllarında seçmeli derslerle yönlendirmeli olmasını teklif etmektedirler. Aslında bu teklif eğitim ilkelerine ve dünyadaki uygulama örneklerine ters düşmüyor, fakat seçmeli dersler arasında Arapça ve Kur'ân derslerinin de bulunması ihtimali laikçilerin şiddetli tepkilerine ve muhalefetlerine yol açıyor. Bunlara göre Arapça ve Kur'ân derslerinin seçmeli olarak konması bile bütün temel eğitim okullarını İmam-hatipleştirecek ve öğrencileri baskı altında dine yönlendirecektir. Öğrenciler 18 yaşına kadar -hiç olmazsa 16 yaşına kadar- hiçbir yönlendirmeye tâbi tutulmamalı, bu yaşa gelince kendi yön ve yanlarını, kendi akılları ve serbest iradeleriyle tayin etmelidirler...
İlk bakışta masum ve makul gibi gözüken bu yaklaşım, sinsice ve kurnazca tertiplenmiş bir tuzaktır. Bu tuzağı hazırlayanlar, çocukların çok küçük yaşlarından itibaren eğitim çevresi (aile, medya, sanat vb.) vasıtasıyla durmadan etkilendiklerini, kesintisiz olarak yönlendirildiklerini veya yön ve yan seçimlerini belirleyecek bilgi ve eğilimlerle donatıldıklarını bilmeyecek kadar cahil veya gafil olamazlar. Sûret-i haktan görünerek, ilim postuna bürünerek demek istedikleri şudur: Çocuğu, yönlendirmeye karşı direniş kazanacağı, yönlendirilmesi güç hale geleceği çağa kadar biz (laikçiler, inanç veya uygulama bakımlarından dinden uzak olanlar) yönlendirelim. Bu yönlendirmenin içine din unsuru asla girmesin, hatta mümkün olursa inanca ve dinî hayata karşı öğrencileri ilgisiz veya soğuk kılacak yönlendirmeler yapılsın. (Bu, Türkiye'de, okul, medya, sanat vb. aracılığı ile zaten yapılmaktadır.) Öğrenci zorunlu temel öğretimi böyle bir yönlendirme ile tamamladıktan sonra mesleğe ve dine yönelmede serbest bırakılsın...
Evet özgürlükçü eğitimcilerin demek istedikleri budur. Onlara göre Anayasanın, çocuğun dinini ve din eğitimini seçme ve yaptırma hakkını ve vazifesini ana babaya veren madde de kaldırılmalıdır; çünkü -bunların- istedikleri yaşa ve başa gelmeden ana babaların çocuklarına din seçmeleri, din eğitimi vermeleri veya verdirmeleri, halkının çoğu Müslüman olan bu ülkede, çocukların küçük yaşlarından itibaren İslâm'ı din olarak benimsemelerine ve bu dinin bilgisini, eğitimini almalarına sebep olacaktır. Böyle olunca da ülke çocuklarını dinden uzaklaştırmak zorlaşacaktır. İnanan ve inandığını yaşayan asker-sivil bürokrat ve aydınların çoğalması rejimi tehlikeye düşürecektir. rejimi koruyabilmek için her tedbir, her vasıta, her çare mübahtır, serbesttir, meşrudur. Bu tedbirler ve çareler demokrasiye, insan hak ve hürriyetlerine aykırı olsa da meşrudur. Fert olarak insanın, toplum olarak çoğunluğun iradesi değil, bir seçkin ve seçkinci gurubun iradesi önemlidir, hatta kutsaldır; ona tapılır ve her şey ona kurban edilir.
Bizim demek istediğimiz ise şudur: Hiçbir eğitim veya hukuk ilkesi, sekiz yıllık zorunlu temel eğitimin 5+3 şeklinde iki kademeli düzenlenmesine, ikinci kademede bazı seçmeli derslerin konmasına, bu kademelerin ayrı binalarda, mesela meslek liselerinin içinde ve yanında olabilmesine engel değildir. Batı ülkelerindeki çağdaş uygulama da böyledir; zorunlu eğitimin ilk beş veya altı yılından sonra yatay ve dikey geçişlere imkân veren kademeler mevcuttur. Bizde olmamasının tek engeli siyasî ve ideolojik olan engeldir, dine karşı tavırdır, din eğitiminin yaygınlaşmasının getireceğinden korkulan (vehmedilen) tehlikedir. Böyle bir vehmin (olmayacak şeyi düşünüp var saymanın) makul ve meşru taleplere karşı bir engel olarak dayatılması çağın aklına ve hukuk anlayışına sığmaz.
Bu millet dindarlardan hiçbir zarar görmedi ve görmez. Dindarların istediği, başkalarını kendileri gibi yaşamaya zorlamak değil, kendi dinî hayatlarını serbest yaşamak ve bu konuda baskıya, dayatmaya maruz kalmamaktır. Milli irade ile çatışmaktan vazgeçmek akl-ı selimin emri, millet ve memleket menfaatinin gereğidir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler