www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


ZARURET VE TAKIYYE
Bir önceki yazıda başörtüsü zulmünü konu edinmiş, öğrencilerin ve devlet memurlarının inançları gereği giyindikleri elbise ve kullandıkları örtüleriyle öğrencilik ve memuriyetlerini devam ettirme haklarının bulunduğunu, bu hakkı engelleyenlere karşı usulünce mücadele edilmesi gerektiğini, kanun ve yönetmelikler yapılırken buna imkân verilmezse; yani inanca göre örtünme ve giyinme kanun ile engellenirse orada hukuk devleti, demokrasi ve insan haklarından söz edilemeyeceğini ifade etmiş, peruk takarak başı örtmenin de farz olan örtünmeyi sağlayamayacağını eklemiştik. Yazının sonuna koyduğumuz bir notun bir cümlesine takılan bazı kimseler, "Hoca memur ve öğrenci olan kadın ve kızların başı örtülse de olur, örtülmese de olur" diyor veya demek istiyor şeklinde dedikodu yapmışlar. Önce bu hükme veya zanna temel teşkil eden cümleyi alalım: "Durumlarını çaresiz gören, zaruret içinde değerlendiren (özel durumları diğerlerinden farklı olan) bazı kızlarımız ve kadınlarımız, peruk takarak kendilerini aldatmak yerine -zarurete binaen- başlarını açarlar, zaruretin bittiği yerde de kapatırlar. Zaruretler, sebepleri ortadan kaldırılmak üzere mücadele gerektiren hallerdir, mücadele devam eder ve sonunda normale dönülür".
Bu cümleden "baş örtülse de olur, örtülmese de olur" mânasını çıkarabilmek için insanın başka bir zihin kategorisine mensup olması gerekir. Cümle -zihni bizler gibi çalışan insanlara göre- gayet açıktır: Başörtüsü, daha doğrusu tesettür farzdır, kızlarımız başlarını açmadan okuyabilmek için mücadele etmelidirler. Geri kalanlar da onları desteklemekle yükümlüdürler. Bu mücadele sonunda hak alınır ve hiçbir kimse, istemediği halde başını açmaya mecbur kalmaz. Ancak mücadele devam ederken bazı kızlarımız ve kadınlarımız vazifelerini yapmak veya tahsillerini, stajlarını devam ettirip diplomalarını almak mecburiyetinde olabilirler. Yani başka çareleri olmayabilir, sıkıntı içine düşmüş veya düşecek olabilirler. Buna fıkıh dilinde "zaruret hali" denir. Bir bayan memure düşünelim, görev yapıyor ve geçiniyor, hatta kendisine muhtaç olan aile fertlerini de geçindiriyor, kendisine "ya başını aç yahut da görevi bırak" diye dayatıyorlar, görevi bıraksa muhtaç hale düşecek, bırakmasa başını açacak. İşte bu hale "zaruret sayılan ihtiyaç hali" denir. Böyle bir bayan, başını açmadan, bunalıma düşmeden, iffetini koruyarak çalışıp geçimini sağlayacak bir iş buluncaya kadar ve yalnızca okul ve sınıf içinde başını açabilir. Bu hükmün dayanağı zarurettir.
Bir bayanın avret, hatta ayıp yerinde bir hastalık olsa, bu hastalık ölümcül olmasa bile -yalnızca rahatsız edici, acı verici... olsa dahi- doktora gider, açar, gösterir, muayene ettirir. Bu hükmün dayanağı "zaruret sayılan ihtiyaç"tır. Sayısız erkek, özel hayatı veya İslâm topluluğu için gerekli gördüğü görevi yapabilmek maksadıyla takıyye yapmaktadır; yani çalıştığı yerlerin İslâm'a aykırı ilke, kanun ve yönetmelikleri ile merasimlerine uyum göstermekte, itiraz etmemekte, bunları benimser görünmektedirler. İnkarcılar Müslümanları kandırmak için onlardan görünürlerse buna "münafıklık" denir. Müslümanlar ötekileri kandırmak için onlardan görünürlerse buna da "takıyye" denir. Takıyye zaruret sayılmış ve şartları bulunduğunda caiz görülmüştür. Erkekler gerektiğinde takıyye yaparlar ve bunu caiz görürler de kadınların -gerekli ve zaruri olduğunda- bunu yapmalarını caiz görmezlerse haksızlık olmaz mı? Bizim dediğimiz şudur: Durumu; yani aile şartları veya özel şartları kendini, başını açarak okumaya veya çalışmaya zorlayan kadınlarımız ve kızlarımız olabilir. Bunlar zorlayıcı şartlar sebebiyle -durumlarını zaruret içinde değerlendirerek- başlarını açarlarsa onlara günahkâr ve hain gözüyle bakmayalım, anlayış gösterelim, hem onları bu durumdan kurtarmak, hem de dayanabilen ve direnebilenleri haklarına kavuşturmak üzere hep beraber mücadele edelim...

Not: Bayan öğretmenlerin görevden çekilmeleri halinde çocuklarımızın maruz kalacakları zarar ve manevî kayıplar hesaba katılmalı, bu alanda "ictimâî zaruret" ilkesi de göz önünde bulundurulmalıdır (İctimâî zaruret kavramı ve getirdiği hükümler için Bak. İslâm'ın Işığında Günün Meseleleri).


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler