www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İRTİCA'IN DELİLLERİ
Bizim gençlik çağımızın Bâbıâlisinde (bugünkü medyanın dünkü karşılığı) bir âdetten bahsedilirdi. Buna göre gazetelerin tirajları düşünce patron, yayın yönetmenini çağırır, bazı tehditler savurduktan sonra şöyle derdi: "Gidin, bakın, bulun, olmazsa uydurun; malum iki konudan birisi ile ilgili bir yayın yapın, yapın ki biraz tiraj hareketlensin, yoksa batacağız." Malum iki konu da seks ve irtica idi.
Bugünlerde de batacağından veya elindeki pastanın küçüleceğinden, iktidarın kayacağından korkan bazı patronlar bir takım çevreleri harekete geçirerek bir irtica yaygarası koparıp "din ile ilgisiz yaşam tehlikeye düşüyor, elden gidiyor" diye yayınlar yapmaya, nutuklar çekmeye başladılar. Bu kadar büyük bir iddiayı ortaya atanların sonunda mahçup olmamaları, gülünç duruma -veya meşhur masaldaki yalancı çoban durumuna- düşmemeleri için ellerinde sağlam, inkâr ve tevil edilemez delillerin, vesikaların bulunması gerekirdi. Şimdi delil/kanıt diye ileri sürülen şeylerin önemlicelerini bir -kısa değerlendirmelerle- hatırlayalım ve Sultanahmet mitingi delilini de biraz irdeleyelim:
Refah Partisi laik Cumhuriyeti yıkmak üzere gelmiş; yalnızca bir iddia, bu maksat isbat edilse hem parti kapanır, hem de yöneticiler ceza görür.
Sincan olayı bir prova imiş; yargıya intikal etti, mevzii bir olay, itham isbat edilse bile hem parti, hem de ülke bütününe teşmil edilemez.
Birileri şu tarihte, şurada, burada şu konuşmayı yapmış. Hür ve demokrat bir ülkede herkes istediğini konuşur, konuşmada suç işlenirse ilgili merciler harekete geçer ve yalnızca suçlu cezalandırılır. Suçun şahsîliği prensibi unutuldu mu?
Resmi olsun gayr-i resmi olsun bütün dinî okullar, devamlı veya geçici kurslar siyasî İslâm'a seçmen yetiştiriyormuş. Bu iddianın da hiçbir geçerli delili yok. Bazılarının elinde bir kağıt parçası ve bu parçada bir yemin var; kim yazmış, hangi okullarda veya kurslarda kullanılmış, hangi resmî takibat sonunda varlığı isbat edilmiş..? Bütün bu soruların ikna edici bir cevabı yok.
Siyasal İslâmcılar PKK ile işbirliği yapmışlar. Bu son derecede ağır ve çirkin itham ve iftiranın da hiçbir delili yok. Bu suçlamadaki "siyasal İslâmcılar" kimler, sayıları ne kadar, İslâmi kurum ve kişilerle ilişkileri ne boyutta, ne kadar Müslümanı temsil ediyorlar, bu işbirliği anlaşması ne zaman, nerede, nasıl yapılmış, vesikası nerede?..
İslâmî sermaye ve medya güçlenmiş, irtica'a destek veriyormuş. Bu ittiham ile hem sermaye, hem de medya ikiye bölünmüş oluyor. Kimliklerini İslâm'a öncelik vererek tanımlayanlara "İslâmî" deniyor. Bu tanımlamanın ötesinde "İslâmî" kesimin, mer'i mevzûata göre suç teşkil eden hangi eylemleri olmuş? Türkiye'de yayıncılık, ticaret, sanayicilik... yapmak için İslâmî kimliği inkar etmek veya arka plana atmak gibi bir mecburiyet veya şart mı var?
Gelelim Sultanahmet mitingine: Ben orada idim, en az 300 bin kişi vardı, hakim olan talep ve ses "İmam-hatiplerime dokunmayın" dan ibaretti. Emsali görülmemiş bir bayrak denizi dalgalanıyordu, güvenlik güçlerini hiçbir toplantıda bu kadar rahat göremezdiniz, ağaç gölgelerinin altında oturmuş istirahat ederek mitingi izliyorlardı. Ne bayrak çiğnendi, ne başka bir bayrak çekildi, ne bir cam kırıldı, ne de bir burun kanadı. Yüz kadar genç, üzerinde kelime-i tevhid yazılı yeşil bir bezi pankart gibi taşıyor ve bazı farklı sloganlar atıyorlardı, miting sorumluları onları uyardılar, ısrar edince de bir çatışma olmasın diye kendi hallerine bıraktılar. Sonradan gördüğüm bir fotografa göre, bir vatandaş da elinde taşıdığı bayrağı seccade yaparak üzerinde namaz kılmış. İşte bu iki -istisnai ve program dışı- olayı delil göstererek Sultanahmet mitingini bir irtica mitingi olarak gösteriyor, bir iki ağaca gözleri takılıp kaldığı için ormanı göremiyorlar, ortada bir psikolojik/ideolojik körlük var.
Kurt ile kuzu arkadaş olmuşlar, sonunda kurdun kurtluğu tutmuş, kuzuyu yemeye niyet etmiş, bir dereden su içerken aşağıda bulunan kuzuya "suyumu bulandırma" diye çıkışmış, kuzu bu mânasız çıkışmayı yorumlayarak kurdun niyetini anlamış ve "bu saçma bahaneleri bırak da yiyeceksen gel ye" demiş. Demiş ama o kuzu imiş, bu ülkede inancını yaşamak isteyen milyonlarca Müslümanı kuzu zannetmek büyük bir gaflettir. Ne birileri kurt olsun, ne de birileri kuzu. Türkiye'de yaşayan bütün insanlara hak, hürriyet, insanî haysiyet ve şeref bakımından eşit insanlar olarak bakılsın, herkes dilediğine inanıyor ve inandığı gibi yaşayabiliyorsa, "Müslümanım, İslâm'ı şöyle anlıyorum ve buna göre de yaşamak istiyorum, başkalarının hak ve hürriyetlerini ortadan kaldırmak gibi bir düşüncem yok" diyenler de bu inanç ve düşüncelerine uygun olarak yaşayabilsinler. Hakka ve hukuka aykırı bir eylem ortaya konmadıkça kimseye baskı yapılmasın, kimsenin hak ve hürriyetleri kısıtlanmasın. İşte benim anladığım, gördüğüm, değerlendirdiğim İslâmî gelişmenin ve hareketin amacı bundan ibarettir. İstisnalar kaideyi bozmaz, her koyun kendi bacağından asılır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler