www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


"YAŞAM BİÇİMLERİ TEHLİKEDE" İMİŞ!
Son zamanlarda yaşanan hukuksuz, kanunsuz, keyfî, vehim ve şişirmeye dayalı tasarrufların, müdahalelerin meşrûiyetini sağlamak veya onlara bu görüntüyü vermek için uydurulan bahanelerden birini de geçenlerde bir siyasî parti liderinin ağzından duyduk: "Yaşam biçimimiz tehlikededir..." Birkaç gün sonra bir TV programında aynı kesimden bir öğretim üyesi "tehlikede olan yaşam biçimine" bazı örneklerle açıklık getirdi. Buna göre İran'a giden yabancıların kadınlarına çarşaf giyme mecburiyeti getiriliyor, Türkiye'de oruç tutmuyor diye insanlar döğülüyor, iki duble rakı içme hürriyeti engelleniyormuş/engellenecekmiş. Bu örneklere çeşitli ortamlarda dile getirilen şu benzerlerini de eklemek mümkündür: İnsanlar sevdikleri ile elele verip parklarda dolaşamayacak, yakın temaslara giremiyecek, plajlarda kadınların ve erkeklerin kıyafetlerine müdahale edilecek, insanların cinsel tercihleri engellenecek... Bu örneklerden anlaşıldığına göre tehdit altında olduğu söylenen yaşam biçimi, İslâm'a göre günah ve geleneğimize göre ayıp olan fiil ve davranışların alenen yapılması ve ortaya konmasından ibarettir. Kendilerini böyle bir tehdit altında hissedenler, birilerinin gelip "günah işleme ve ayıp etme hürriyetlerini" ellerinden alacaklarını sanıyorlar, bundan korkuyorlar. Bu birileri de İmam-hatiplerden, Kur'ân kurslarından yetişiyor, tarikat ve cemaatler tarafından besleniyor, İslâmî sermaye kesiminden destek görüyorlar. Şu halde bütün bunlar ortadan kaldırılırsa -okulları kapatınca milli eğitim meselesi kalmayacağı düşüncesinde olduğu gibi- gericilik önlenmiş ve tehdit edilen hayat tehlikeden kurtulmuş olacaktır. Bu hürriyeti kurtarmak ve korumak için de her tedbiri almak caizdir, meşrudur...
Şimdi düşünelim:
Türkiye'de alınan tedbirler içinde neler var? Müslümanların sarıkları, çarşafları, cüppeleri zorla çıkarılıyor, kendileri namaz kılan, eşleri örtünen bazı devlet görevlileri işten atılıyor, devlet dairelerinde ve okullarda başlarını örten kızlara ve kadınlara örtünme izni verilmiyor, İmam-hatip okulları ve Kur'ân kursları kapatılıyor, İslâmî sermayeye boykot ilan ediliyor ve bir siyasî parti kapatılmak isteniyor... Halbuki bu tasarruflara ve engellemelere maruz kalanlar hiçbir zaman, hiçbir yerde başkalarının giyimine, kuşamına, yemesine, içmesine, gezmesine müdahale etmediler, etmiyorlar. Etselerdi yazın plajlar açılamaz, Ramazan'da kimse açıkta oruç yiyemez, gazinolar ve genelevleri kapanır, meyhaneler müşteri bulamazdı... Bu ülkede Müslümanım deyip -İslâm'a göre- günah işleyenler serbest, Müslüman değilim deyip inancına veya inkarına göre yaşayanlar serbest, bunlara kimsenin müdahale ettiği yok. Serbest olmayanlar "Müslümanım deyip inancına göre yaşamak isteyenlerdir". Eğer bunlara karşı "siz bugün için diğerlerine karışmıyorsunuz ama serbest kalır, çoğalırsanız yarın müdahale edersiniz, bu sebeple bizim, bugünden size müdahale etmemiz, kendi hayatınızı inancınıza göre yaşamanızı engellememiz gerekir" deniyor, bu mantıkla hareket ediliyorsa bu yaklaşımı akla, insafa, insanlığın ortak ve evrensel değerlerine havale etmemiz gerekiyor. Asıl irtica işte bu zihniyet ve yaklaşımdır. Hem de bu irtica Hz. Musa zamanındaki firavunlar çağına kadar insanlığı geri götüren bir irticadır; çünkü firavun da "kendi zamanında dünyaya gelecek bir erkek çocuğunun saltanatını yıkmasından korktuğu için" doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emretmişti.
Kırk kere söylediğimizi bir daha tekrar edelim: Türkiye son kırk yıldır yaşadığı kısmî hürriyeti yaşamaya devam ettiği müddetçe ne İran, Cezair, Sudan, Afganistan... olur, ne de insan hak ve hürriyetleri (bu meyanda bazılarının seçtikleri hayat biçimi) giderek ortadan kalkar. Böyle bir tehlike mevcut değildir. Uçtaki örnekleri abartmak, genellemek yanlıştır. Bu ülkede olan ve olacak şundan ibarettir: İsteyen bir dine inanır, isteyen inanmaz; inanan da inanmayan da -genel, evrensel kısıtlayıcı ilkeler çerçevesinde- hür olarak hayatını yaşar. Eğer bu ülkenin aydınları ve yöneticileri akl-ı selimlerini kaybetmez, yanlış yapmazlarsa birlik, beraberlik ve bütünlük de ancak böyle bir hürriyet ortamı içinde gerçekleşir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler