www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


ÖTEKİLER
Bir konuşmamda "biz yüzde doksan dokuzuz, ötekiler yüzde birdir, onlar da davet ümmetidir. Biz iyi davranır, iyi örnek olur, usûlünce davet edersek inşaallah onlar da bize katılırlar" demiştim, bu söze yârandan da ağyârdan da takılanlar olduğundan kısa bir açıklama yapma zarureti doğdu.
Hemen herkes, her vesileyle bu ülkede yaşayanların %99.9'unun Müslüman olduğunu söylüyor; nüfus cüzdanında "dini" hanesinin karşısında yazılan yazıya, "dinin nedir?" şeklindeki soruya verilen cevaba, insanın kendini din bakımından koyduğu yere ve şuuruna, duygusuna bakılırsa bu nisbet pek de abartılı sayılmaz. Sahih (aslına uygun, olması gerektiği gibi) iman, bilgi, amel (hayat tarzı, davranışlar) ölçü alındığında bu nisbetin -imandan bilgiye ve amele doğru gelindikçe- nicelik ve nitelik yönlerinden azalacağı da bir gerçektir. Şu halde mutlak olarak bu ülkede Müslümanlar %99'dur demek yanlış olmaz. İslâm ve Müslümanlar adına ileri sürülen bir talep de -potansiyel olarak- yüzde doksan dokuza ait bir talep olarak karşılanmalıdır. Fiilen hem sahih İslâmî inanç ve amelin, hem de İslâmî taleplerin sahibi olan Müslümanların daha az olması ayrı bir konudur ve bu sayıyı, davet ve eğitim yoluyla çoğaltmaya çalışmak, Müslümanların dinî vazifeleri cümlesindendir.
Mutlak mânada Müslümanların nisbeti sözkonusu olduğunda geriye kalan yüzde bir "Müslüman olmayanlardır" ve onlar, bu mânada "ötekiler" dir. Eğer bu ülkede ötekiler var ise "biz ve ötekiler" demek bölücülük değildir, bir vakıanın tesbiti ve beyanıdır. Bölücülük "ikiye ayrılalım, ülkeyi de bölelim, birimiz tükeninceye veya diğerine katılıncaya kadar kavga edelim..." denirse gerçekleşir. Müslümanların, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir tarihte böyle bir talepleri olmamıştır, Müslümanlar insan hak ve hürriyetlerinin tanınmasına dayalı sözleşmeler çerçevesinde daima ötekilerle birlikte yaşamışlar, bir ülkenin teb'ası olmuşlar, iyide, hayırda ötekilerle yarışmışlar ve gerektiğinde dayanışmışlardır. İslâm'da kutsal savaş mânasındaki cihadın amacı da ötekini ortadan kaldırmak, bağımsızlığına son vermek, ülkesini istila ve kendilerini esir etmek, sömürmek... değildir; dünyada hakka, adalete, din ve vicdan hürriyetine dayalı bir düzen kurmak ve bu düzeni korumaktır. Her fert din ve vicdan hürriyetine sahiptir, bu hürriyet, baskı yapmadan, haklara tecavüz etmeden İslâm'a davete engel değildir.
Şu halde ben "biz" derken %99'u sahih ve kâmil Müslümanlar olarak ilan etmiyorum, "ötekiler" derken de birilerine savaş ilan etmiyorum; aksine kucağımı bütün insanlığı içine alacak genişlikte açıyorum ve "ümmet"'e, böylesine geniş bir anlam yüklüyorum.
Not: Adana'dan sayın Zeki Coşkun'a:
Hem cennetle müjdelenmiş sahabe, hem de ribâ konusunda yalnızca Kur'ân-ı Kerim'i kaynak olarak kullanmak mecburiyetinde değiliz. Sünnet, icma, ictihad da hüküm ve dini bilgi kaynaklarıdır, metodlarıdır. Sahabeden bazılarının Peygamberimiz (s.a.) tarafından cennetle müjdelendikleri sahih hadislerde geçmektedir. Faizin tanımı da Kur'ân'dan, Sünnet'ten ve ictihaddan çıkarılmış, bu sebeple bazı tanım farkları ortaya çıkmıştır.
Selam ve muhabbetlerimle.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler