www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Din Dersi
Hazırlıkları tamamlanmış bulunan 15. Millî Eğitim Şurası'nda tartışılacak konulardan biri de halen ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alan Din Kültürü ve Ahlak Dersi'dir. Şura hazırlık raporunda bu dersin, notsuz ders haline getirilmesi öngörülmektedir. Anayasa'nın 24. maddesi değiştirilmediği takdirde bu ders, seçmeli dersler arasına alınamıyacağına göre, öğrencinin dersi alması, derse devam etmesi mecburi olacak, ancak girdiği ve aldığı dersi dinlemekle yetinecek, bundan imtihan edilerek not almıyacaktır; şuraya teklif edilen yeni şekil budur. Tabii durup sormak gerekiyor: Oniki Eylül hareketinden sonra hazırlanan anayasada mecburi hale getirilen ve bugüne kadar da bütün ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin zorunlu olarak okuduğu ve not aldığı bu ders şimdi neden notsuz ders haline getirilmek isteniyor? Bu soruya verilen cevap şudur: Zorunlu din dersi laiklik ilkesine aykırıdır, devlet hiçbir şahsı, belli bir dini öğrenmeye mecbur edemez. "Pekiyi, bu dersin zorunlu olması laiklik ilkesine aykırı idi de birçok maddesinde laik niteliği tekrarlanan bir anayasada vaktiyle nasıl zorunlu kılındı?" sorusuna cevap beklemeden yeni düzenleme için ileri sürülen gerekçeyi tahlil ve tenkit etmek istiyoruz.
Bir kere zorunlu olan dersin içinde eğitim yoktur, bilgi verme ve öğretme vardır. Müfredatı da devletin ilgili birimlerince hazırlandığı için laik ve demokratik devletin nitelik ve gereklerine uyumlu kılınmıştır. Halkının büyük çoğunluğu Türk olan ülkemizin okullarında okuyan çocuklar, düşünce ve ifade hürriyetine rağmen -faydalı, gerekli, hatta zaruri olduğu için- türkçe okumaya ve öğrenmeye mecbur tutuluyor, diğer ülkelerin de resmi okullarında böyle bir ana dili mecburi olarak okutuluyor, öğretiliyor ve bu uygulama insan haklarına aykırı telakki edilmiyor, "insanlar başka diller de öğrenebilir, bunlarla konuşup yazabilirler, ancak bir ülkenin anadilini öğrenmek, etnik mensubiyeti ne olursa olsun bütün vatandaşlar için mecburidir, buna zaruret vardır" deniliyor.
Bu zaruretin de ne olduğu sorulduğunda "aksi halde millî birlik ve beraberlik olmaz, ülkenin bütünlüğü bozulur, kamu düzeni ve hizmetleri olumsuz etkilenir..." cevabı veriliyor. Biz din eğitimini değil, fakat din öğretimini, anadili öğretimine benzetiyoruz ve halkının çoğu müslüman olan bir ülkenin anadininin (çoğunluğun dininin) tıpkı anadili gibi okullarda zorunlu olarak öğretilmesini savunuyoruz ve bunu, laikliğe de, din ve düşünce hürriyetine de aykırı bulmuyoruz. İnanmayana ve istemeyene din eğitimi vermek, onu dinî pratikleri yerine getirmeye alıştırmak ve bir mânâda zorlamak laikliğe aykırı olabilir, ancak millî birlik ve beraberliği, insanların birbirini anlaması ve iletişim kurmasını sağlayabilmek için çoğunluğun dinini bütün vatandaşlara -okul çağında- öğretmek laikliğe, din ve düşünce hürriyetine aykırı telakki edilemez. Her vatandaş öğrenir, ama dilerse inanır ve inancını hayatına geçirir, dilerse inanmaz veya inandıklarını yaşamaz, diğer din ve inançlara mensup olanlara da ayrıca kendi dinlerini öğrenme imkanı tanınır; bu böyle olduğu müddetçe çoğunluğun dinini (anadini) öğretmeyi laikliğe aykırı görmenin anlamı yoktur.
Din ve düşünce hürriyetini insan hakkı olarak gören ve bu hürriyeti insanlara tanımayı demokrasinin, çağdaşlığın vazgeçilmez şartı olarak ilan eden toplumların; zorlama, mecburiyet, baskı olmaksızın isteyenin, istediği yerde -kamu düzenini bozmadan, başkalarının hak ve hürriyetlerini zedelemeden- inançlarının gereğini yerine getirmelerini de sağlama vazifeleri vardır. Bu sebeple -birçok yerde olması gerektiği gibi- okullarda, isteyen öğrencinin ibadetini zamanında yapabilmesi için özel yerlerin tahsisi bir insan hakkıdır, din ve vicdan hürriyetinin tabii sonucudur.
Bu iki gerçekten hareket edildiğinde varılacak sonuç şudur: a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamının ilk ve ortaöğretimde okuyan çocuklarına İslâm dininin, zorunlu dersler arasında öğretilmesi laikliğe, din ve vicdan hürriyetine aykırı değildir, çelişkiden kurtulabilmek için laikliğin böyle yorumlanması ve anlaşılması gerekmektedir. b) Okullarda isteyen öğrencilerin ibadet yapabilmeleri için bir yer tahsis edilmesi (mesela müslüman olup namaz kılmak isteyen öğrenciler için bir namaz odasının ayrılması) laikliğin, din ve vicdan hürriyetinin tabii sonucudur; bu yapılmadığı takdirde devlet dine müdahale etmiş, ibadeti -dolaylı olarak- engellemiş, din ve vicdan hürriyetini kısıtlamış olacaktır.
Şûradan beklediğimiz, din derslerini notsuz ders haline getirerek fiilen kaldırmak yerine zorunlu ve notlu olarak bırakması, hem bu dersleri geliştirme ve iyileştirme, hem de dileyen öğrencilerin ibadet edebilmelerine imkan hazırlama yönünde tavsiye kararları almasıdır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler