www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Tesettür Mahkemede
Şeriata karşı demokrasiden ve laiklikten dem vuranlar, kamu alanlarında kadınlarımızın örtünmelerine karşı çıkıyor, bunun laikliğe aykırı olduğunu ileri sürüyorlardı. Bugünlerde sıra mahkemelere geldi. Laikçiler şimdi de avukat ve hakim olan kızlarımız ve kadınlarımızın başörtülerine taktılar, kargaları bile güldürecek gerekçelerle bunu engellemeye çalışıyorlar. Daha önce genel olarak veya özellikle üniversitelerde başörtüsü kullanmayı siyasî bir davranış ve çıkış olarak görüyor, Anadolu kadını ile üniversite öğrencisinin aynı kategoriye konamıyacağını, birincilerin inançları veya adetleri gereği örtündüklerini, ikincilerin ise bunu, siyasetin bir parçası olarak kullandıklarını ileri sürüyorlardı. Doktor, hemşire, hastabakıcı gibi sağlık görevlileri örtünmeye başlayınca yeni bir gerekçe daha aradılar ve "başörtüsünün mikroplu olabileceğini, sağlık bakımından tehlikeli olduğunu" söylediler. Devlet dairelerinde disiplin, sağlık alanında mikrop, üniversitelerde ve liselerde siyaset, gerektiğinde kıyafet kararnamesi gerekçeleri mahkemede yetmedi, burada yeni bir bahaneye ihtiyaç hasıl oldu, hemen bunu da buldular: "Başını örten hakim kadın dinî kimliğini ortaya koyuyormuş, bu ise yargıya gölge düşürür, halkı işkillendirir, yargıcın tarafsızlığını bozarmış." Başını örten avukat bayanlara gelindiğinde henüz işe yarar bir bahane uydurulamadığı için konunun baroda tartışılmasına karar verildi; diyelim ki baroda tartışıldı, sonunda çoğunluk uygun bir gerekçe bularak avukat hanımların da örtünmelerinin bir şeylere aykırı olduğunu kabul etti. Bu "örtünmeyen çoğunluğun" kararı ve kabulü din ve vicdan hürriyetine, dolayısıyla insan haklarına aykırı olmayacak mı?
Kurt ile kuzu bir müddet arkadaşlık etmişler. Kurt, arkadaşı kuzunun semirdiğini görünce onu yemeye karar vermiş, ancak arkadaş oldukları için bir bahane ve gerekçeye de ihtiyaç duymuş. Susayıp bir dereden su içtikleri sırada, kendinden daha aşağıda su içen kuzuya hiddetlenerek bağırmış: "Suyumu bulandırıyorsun!" Kuzu "insaf et kurt kardeş, sen üst taraftasın ben aşağıdayım, senin suyunu nasıl bulandırabilirim?" demiş. Bu defa kurt biraz daha hiddetlenerek "bir de bana itiraz ediyorsun öyle mi?" diye haykırmış, kurdun asıl maksadını anlayan kuzu şu cevabı vermiş: "Anlaşılan sen beni yemeye karar vermişsin, saçma sapan bahaneleri ve gerekçeleri bırak da mertçe gel ve ye!"
Anadolu'da, İstanbul'da, köyde, şehirde, genç, yaşlı, memur, sivil, sağlık alanında, mahkemede... örtünen kadınların büyük ekseriyeti (yüzde doksan dokuzu) ya açık çıkmak ayıptır diye (ahlâkî gerekçe). Yahut da günahtır diye (dini gerekçe) örtünmektedirler. Örtünmeyi siyasî bir araç olarak kullanan müslüman kadın yoktur veya nadirdir, nadire ise hüküm bina edilemez. Din ve vicdan hürriyetini insan hakkı olarak görüp bilenlerin dini-ahlâkî saikler ve sebeplerle örtünen kadınlara bu hakkı tanımaları hukukun, laikliğin ve çağdaşlığın tartışılamaz bir gereğidir. Kıyafet kararnameleri bir kanun bile değildir. Kaldı ki kanunların dahi anayasalara aykırı olanları iptal edilir, insan haklarına aykırı mevzuat ise anayasalara aykırı sayılır. Laiklik devletin dine müdahale etmemesi, insanların inanmak veya inanmamakta serbest olmaları ve inançlarının gereğini yerine getirme imkanına kavuşmalarıdır. Kıyafet mevzuatını düzenleyenler inancı gereği örtünecek olanlara engel çıkarırlarsa laikliğe aykırı hareket etmiş olurlar. "Çalışmak ve okumak istiyorsa başını açsın, başını örtecekse evinde otursun" demek insanları -insan hakkı olan- çalışma ve okumadan mahrum etmektir.
Mevzuatın inananları haklardan mahrum etmeyecek şekilde hazırlanması, başkalarına belli bir giyimi veya şekli -din adına- dayatmadığı için dinin devlete müdahalesi olarak algılanamaz ve Batı'da laiklik böyle anlaşılmıştır. Sağlık alanında çalışanlar çıplak çalışmadıklarına göre hastalara yaklaşırken giydiklerini nasıl mikroplardan koruyorlarsa baş örtülerini de aynı usûller ile korurlar. Hakim, avukat ve subay da insandır, her insanın bir inancı, siyasî kanaati ve tarafı vardır, bu insanları inanç ve kanaatten arındırmak mümkün değildir. Önemli olan, görevini yaparken tarafsız olmak, adalet ve hakkaniyetten ayrılmamaktır; bu ise kıyafete değil, vicdana ve eğitime bağlıdır. Tehlike gelecekse kendini açıkça ortaya koyandan değil, dışı başka, içi başka olandan gelir...
Hasılı, demokrasi ve laiklik havarileri ya samimi olacak, kimsenin örtünmesine karışmayacak, dinî ve ahlâkî inanca/kanaate saygı gösterecek yahut da -dini inanca ve davranışa karşı baskı uyguladıkları müddetçe- iki yüzlü olduklarını, demokrasi ve laikliği istismar ve siyasete alet ettiklerini isbat ve tescil etmiş olacaklardır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler