www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Kurban
Müslümanın imtihan için geldiği şu dünyada geçireceği hayatın gerektirdiği faaliyetleri (dünyaya ait işleri) de bir mânâda ibadettir; burada ibadetin mânâsı, kulun her bir davranışını Allah'a itaat şuuru içinde, O'nun buna izin verdiğini, razı olduğunu düşünerek, bilerek icra etmesidir. Müslümanın bundan başka yine dünya hayatında yerine getirdiği özel mânâda ibadet fiilleri vardır; bunlarda amaç, dünya menfaati değildir, bu özel ibadetler dünya hayatının gerektirdiği fiiller ve davranışlar da değildir; gaye, bunları Allah'ın istediği, Peygamber'in gösterdiği gibi yaparak Allah'ı hoşnut kılmak, O'nun rızasına nail olmak, nefsi arındırmak ve eğitmek, Hakk'a yakınlık devletini elde etmektir. Namaz, oruç, hac, zekat, zikir, Kur'an okuma, sadaka nasıl özel ibadetler ise kurban da böyle bir özel ibadettir.
Dar dünya planında, fizik ve biyolojinin tıkız kalıpları içinde boğazlanan, kanı fışkırarak akan bir hayvanın, daha doğrusu bu işlemin insanı Allah rızasına götüren bir ibadet olması keyfiyetini kavramak imkansız gibidir. Bilinen ve söylenen, bu işlemin, en değerli varlık olan hayatı ve canı Allah'a sunmayı temsil etmesi, nasıl olsa bir gün kesilip yenilecek bir hayvanın, Allah rızası için tasadduk etmek üzere boğazlanması, birçok insanın mahrum bulunduğu önemli bir gıdayı karşılıksız olarak muhtaçlara dağıtma fırsatının verilmesi...dir.
Hz. Peygamber (s.a.) kurban kesmiş, ümmetine de bunu tavsiye etmiştir; bu sebeple kurban, bazı müctehidlere göre vacib (gerekli, olmazsa olmaz), bazılarına göre sünnet bir ibadet olmuştur. Hali vakti yerinde olanlar, daha ilmî bir deyişle zekat vermekle yükümlü olacak kadar zengin olanlar, bayram namazından sonra, kurban bayramı günlerinde bu ibadeti yerine getirirler. Yine Sevgili Peygamberimizin tavsiye ve örnek uygulamalarına göre birazını yer, birazını ayırır, geri kalanını da Allah rızası için muhtaçlara dağıtırlar (tasadduk ederler). Kurbanın derisi de eti gibi olduğundan ya kullanılmak üzere kesen tarafından alıkonur yahut da tasadduk edilir.
Gariplikler ve çelişkilerle doldurulmuş güzel ülkemizde her kurban bayramı arafesinde bir çekişme ve tartışma yaşanır: Tartışmanın konusu, kurban derilerini ve etlerini toplayacak şahıs ve kurumlardır. Laik olduğu anayasasında yazılı bulunan bu ülkenin devleti bir kanun çıkarmıştır. Kanun, kurban et ve derilerini toplama hakkını ve imkanını, kısmen veya tamamen kamu hizmeti gören kurum ve kuruluşlara vermiştir. Arkadan bir de yönetmelik çıkarılmış, burada toplama hakkı yalnızca Türk Hava Kurumu'na verilmiştir. Laik devletin zekat, fitre ve kurban eti ve derisinin toplanması ile ilgili kanun çıkarması -kanaatimize göre- anayasaya aykırıdır. Anayasaya aykırı bulunan bir kanuna aykırı yönetmelik çıkarması ise aykırıdan daha aykırıdır. Ama gelin görün ki, anayasaların üzerinde hakim babayasalar bulunduğu için her yıl bu kaos yaşanır, müslümanlar eza ve cefa görür, sıkıntılara düşer, baskılara maruz kalırlar. Bütün büyük başlar, kanunşinaslar bu düzenlemenin haksız olduğunu beyan ettikleri halde kaldırmaya ve düzeltmeye teşebbüs etmezler. 'Böyle koyunlara böyle çobanlar haktır' diyerek konuyu fıkıh (dini hükümler) bakımından özetleyelim:
Türk Hava Kurumu, ilgililerin beyanına göre pilot, planör ve paraşütçü yetiştiriyor; asıl işi budur. Bunun gibi bir de Türk Kara Kurumu kurulabilirdi ve bu kurum da şoför, makinist, vatman vb. yetiştirebilirdi. İşte böyle bir kuruma ne zekat verilebilir, ne de fitre; yani bu gibi kurumlara zekat ve fitre vermek caiz değildir; çünkü zekat ve fitrenin nerelere verileceği Kur'an ve sünnette bildirilmiştir; bu yerler arasında T.H.K. benzeri kurumlar yoktur. Kurban eti ve derisine gelince, bunların, kesen tarafından yenmeyeni ve kullanılmayanı tasadduk edilecektir. Sadaka da bir ibadettir, Allah rızası için uygun yere verilen nesnedir. T.H.K. sadaka verilecek bir yer de değildir. Etin de, derinin de tasadduk edileceği yerler, yoksullar ile din hizmeti verenler, bu hizmete katkıda bulunanlardır.
İlgililer mevcut uygulamayı savunurken kurumun toplama hakkına sahip bulunduğunu, ancak topladıklarını tek başına sarfetmediğini, diğer bazı kurum ve kuruluşlarla paylaştığını ileri sürmektedirler. Bize göre adı geçen kurumun -sadaka vermeye uygun bulunmadığı için- et ve deri toplaması da uygun değildir. En doğru olanı verme ve toplamanın tamamen serbest, müslümanların vicdanlarına bırakılmasıdır. Eğer bu yapılmayacaksa toplama hakkının Diyanet'e verilmesi, Diyanet'in de mahalli teşkilat aracılığı ile toplanan sadakayı ilgili yerlere adalet dairesinde tevzi eylemesidir. Her halükârda dileyenin eti ve deriyi istediği kimseye ve yere vermesinin serbest olması hukuk devletinin, din ve vicdan hürriyetinin vazgeçilmez bir gereğidir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Ramazan Özel
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler