www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Şeriat mı, İnsan Hakları mı?
Gündemdeki tartışmalardan biri de "din-siyaset" ilişkisidir. Bu tartışmaya katılan taraflardan biri; yani "din siyasete karıştığı, iktidara talip olduğu takdirde demokrasi ve insan hakları tehlikeye girer; çünkü dine dayalı yönetimin (şeriatın, şeriata bağlı siyasetin) bulunduğu yerde demokrasi ve insan hakları bulunamaz" diyenler bizce iki guruba ayrılmaktadır: a) Samimi olup şeriat-İslâm ilişkisi ve bu ikisinin insan haklarına bakışı konusunda bilgi eksikliği bulunanlar. b) Gerçeği bildikleri halde demokrasi ve insan hakları çağımızın yükselen değerleri arasında bulunduğu için bundan yararlanarak İslâma karşı cephe oluşturmak veya mevcut cepheyi güçlendirmek isteyenler. Biz bu yazıda samimi, fakat bilgisi eksik olduğu için İslâmî yönetimden korkanları muhatap olarak almak, onlara şeriat ile insan hakları arasındaki ilişki konusunda bazı bilgiler sunmak istiyoruz.
Şeriat islâmî kaynaklarda iki mânâda kullanılmıştır: a) Din ve millet kelimeleri gibi bir bakış açısından İslâmı (dini) ifade etmek için; bu mânâda din, İslâm, şeriat, millet aynı mahiyetin farklı isimleridir. b) Dinin ibadet ve hayat düzeni ile ilgili kısmını ifade etmek için bu mânâda şeriat, İslâmın bütünü değil, bir parçasıdır.
İslâmın bilhassa toplum düzeni (siyaset, hukuk, iktisad alanları ki, buna "muamelat" denilmektedir) ile ilgili bağlayıcı nasları (ayetler ve hadisler) oldukça sınırlıdır. İslâmî ilimler arasında bulunan Fıkıh ilmi kitaplarının ihtiva ettiği muamelat hükümleri; yani şeriat kanunları veya bu kanunlara kaynak olan ifadelerin azı bu naslara, çoğu ise müctehidlerin yorumlarına ve görüşlerine (ictihadlarına) dayanmaktadır. Nasların belli bir örfe ve adete, geçici bir maslahata (faydaya) dayandırılmış olanları, örfün ve maslahatın değişmesi bile değişir. Mesela kaza yoluyla öldürme olayında mağdurun ailesine ödenecek tazminatın miktarı ile sorumluları, iktisadî ve sosyal gelişmelere, değişmelere paralel olarak değiştirilmiştir. Nasların zaman ve mekân boyutlarında evrensel olanları da, fert veya toplumda hasıl olan bir arızadan dolayı uygulanamaz veya uygulandığı takdirde dayanılamaz; zararlı, güç durumlar ortaya çıkarsa (zaruret halinde) askıya alınır, normal hal avdet edinceye kadar uygulanmaz. İctihadla, yorumla ortaya konmuş hükümlere gelince bunlar, ehliyetli alimler tarafından, usulüne uygun olarak yapılacak yeni ictihadlarla değişmeye daima açıktır. Şu halde adına şeriat denilen dinî kanunlar bütününün donmuş, değişmez, belli bir çağın şartlarını yeni çağlara taşıyan, uygulanamaz... hükümler olduğunu söylemenin ilmî tutarlığı yoktur.
İnsan haklarını hukukî bir kavram, felsefî bir düşünce olarak değil de bir olgu, bir fenomen olarak aldığımızda, onsekizinci asırdan günümüze kadar dünyamızda insan haklarından değil, güçlülerin, sesini duyurabilenlerin, dayatabilenlerin haklarından bahsetmek daha uygun olacaktır. İnsan haklarına ait kapsamlı metinlerin ortaya konmasından önceki tarihe baktığımızda ise Hz. Peygamber'in veda hutbesinde, Medine Site Devleti Anayasasında (Medine Vesikasında) ve bunlara kaynaklık eden Kur'an ayetlerinde ortaya konmuş bulunan insan hakları kavramının ve uygulamasının bir benzerine başka toplumlarda raslâmak mümkün değildir.
Kavram ve düşünce bakımlarından insan haklarını ikiye ayırmak gerekir: a) Statü hakları, insan olmaya bağlı olan, insan olan her varlığın sahip olduğu haklar. b) Kesbe bağlı, emekle, bilgi ve beceriyle, ehliyetle elde edilen haklar. Bu iki hak gurubunun kâmil mânâsıyle İslâm'da (şeriatta) bulunduğunu söylemek, hem insan hakları, hem de şeriatın ne demek olduğunu bilenler için hiç de zor değildir. Tartışılan daha ziyade din, düşünce ve ifade hürriyeti olduğu için İslâmda bu hakların varlık ve konumuna kısaca temas etmek gerekecektir. Bilmeyen ve bilmediği için korkanların ifadelerine göre şeriatla yönetilen bir ülkede, müslüman olmayan, müslümanca düşünmeyen ve konuşmayanlara söz ve hayat hakkı yoktur. Bu ifade ve inancın delili ise ikidir: 1. Tarihte görülen din savaşları, din adına yapılan zulümler ve baskılar. 2. Günümüzde İslâmı (şeriatı) uyguladığını söyleyen bazı ülkelerde görülen zulümler ve baskılar. Bu iki görüntü de kısmen ve bir bakış açısına göre doğru olmakla beraber bunları İslâmla, şeriatla aynılaştırmak yanlıştır. Tarihte en büyük savaşlar, insan kıyımları dine değil, siyasete ve din dışı ideolojilere dayalı savaşlar ve kıyımlardır. Mesela birinci ve ikinci dünya savaşlarının sebebi din değildir. Stalin döneminde katledilen 40-60 milyon insanın kıyım sebebi de din değildir. İslâm tarihinde görülen din savaşlarının da örtülü olmayan sebepleri din değildir din siyasete alet edilmiştir.
Günümüzde kurulu bir dünya düzeni vardır. Bu düzeni kuranlar, tarihte dini siyasete alet edenler gibi çağın dini olan demokrasiyi ve insan haklarını siyasetlerine alet ederek dünyanın bir bölümünü sömürmektedirler. Sömürülen ülkelerin çoğu İslâm ülkeleridir. Düzeni bozacak, sömürüyü durduracak, haksızlıklara hayır diyecek, insan haklarını ve ictimaî adaleti gerçek boyutlarıyle ortaya koyacak olan tek sistem İslâmdır.
Onun, dünyanın bir yerinde gerçek mahiyeti ve yüzü ile yaşanması ve görülmesi demek, oyunun bozulması demektir. Bu sömürü oyununu kuran, dünya düzeninin patronları bu sebeple İslâmın güzel yüzünü çirkin göstermek, islâmî oluşumları dejenere etmek durumundadırlar. İşte bu yüzden yer altında filizlenen, şiddeti kendilerine göre zaruri bir yöntem olarak görüp uygulayan gurupların şurada burada meydana getirdikleri islâmî uygulamalarla kendilerini tepkisel olmaktan kurtaramıyorlar. Baskı altında, hiddet ve şiddet içinde ortaya konan örnekler her adımında hikmet ve adalet bulunması gereken islâmı kâmil mânâda temsil etmekten uzak kalıyorlar. Bu da düzencilerin ekmeğine tereyağı gibi geliyor, sürüp sürüp insanlara yediriyorlar.
Gerçek şeriatın yürürlükte olduğu bir ülkede her inanç ve düşünce sahibi -genel ahlak, kamu düzeni, sağlık, güvenlik gibi sebeplere dayalı ve her sistemde bulunan kısıtlamalar dışında- bir kısıtlamaya tabi olmaksızın inancını yaşama, ifade etme, öğretme ve örgütleme hakkına ve hürriyetine sahiptir. Metinler bunu söylüyor, örnek uygulamalar da bunu teyit ediyor. Aksini iddia edenlerle detayları tartışmaya hazırız. Şimdi modern demokrasilere düşen, İslâmı ve şeriatı karalamadan önce, onda olduğu ölçüde insan haklarını hayata geçirmektir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Ramazan Özel
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler