www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Grevin Suçlusu
Kapitalist, demokrat ekonomi ve siyaset düzeninde grev bir hak arama ve alma aracı olarak öngörülmüştür, ancak toplum yalnızca işçi ve işverenlerden ibaret olmadığı, millî servette tüyü bitmemiş yetimlerin bile hakları bulunduğu için bu hak arama aracının kötüye kullanılmaması, amacını aşmaması için tedbirler alınması, ek ve bağlı kurum ve kurallar ile dengelenmesi şarttır. Bu şartın yeterli bir şekilde yerine getirildiğini söylemek mümkün değildir.
Grevler amacını aşmakta, güce dayanarak siyaseti yönlendirmeye alet edilmekte, kimin ne kadar, neyi hakettiği konusunda tarafsız hüküm ve çözüm kurumları oluşmamış bulunmakta, millî servetin büyük ölçülerde zarar görmesine sebep olmaktadır. Bu düzen işçinin ve işverenin haklarını adil ölçülere göre belirlemekte ve tarafların haklarını, başkalarına zarar vermeden almasını sağlamakta başarılı olamamıştır.
Bizde şu günlerde cereyan eden grev hareketinin sebebi ve suçlusunu ararken iki amilin öne çıktığını gördüm: Faiz ve israf.
İşçi temsilcileri ısrarla "Biz zam istemiyoruz, dolara, marka veya paranın bir yıl önceki satın alma gücüne göre önceden aldığımızı istiyoruz" diyor ve haklı gibi görünüyorlar. Haklılıkları ülkemizde ve dünyada "İslâma evet, köktendinciliğe, şeriata ve şeriatçılığa hayır" diyenler bu üç mânâdan hangisini kastediyor, hangi inanç, tavır ve yaklaşıma karşı çıkıyorlar belli değil!
İslâm dünyasında yalnızca Kur'an-ı Kerim'le yetinen, Arapça bilsin bilmesin her müslümanın Kur'an'dan anladığı ile dinî hayatını yaşayıp düzenleyebileceğini iddia eden, Kur'an'ı anlamada lafzı, sözün lugat mânâsını esas alan, mümkün olduğu kadar tevilden uzak duran ve modernizme karşı çıkan müslümanlar vardır. Ülkelerinde dinî (dine dayanan) bir düzen kurmak üzere gerektiğinde teröre başvuran müslümanlar da vardır.
Bunlardan ayrı olarak Kur'an-ı Kerim'in belli ilimleri tahsil edenlerce anlaşılabileceğini, gerektiğinde tevile gidileceğini, dini anlama ve uygulamada Sünnet kaynağının da vazgeçilmez olduğunu söyleyen; bu kaynaklara göre doğru anlaşılmış bulunan İslâmı hayatın her alanına hakim kılmak üzere -dinin ve hukukun dışına çıkmadan ve teröre başvurmadan- gayret eden müslümanlar da vardır ve bu sonuncular diğer iki guruba nisbetle daha büyük bir kitleyi temsil etmektedirler.
Teröristler istisna edildiği takdirde diğer iki gurup kökten dincilerin inanç ve davranışlarını düşünce, din ve vicdan hürriyeti alanının dışına çıkarmak, böyle inanan ve davrananların temel hak ve hürriyetlerden yararlanamıyacağını ileri sürmek için tabiî hukukun, insan haklarının ve bütün insanlığın üzerinde birleştiği hukuk ilkelerinin dışına çıkmak gerekir. Ayrım gözetmeden köktendincileri mahkûm edenler, onlara düşünce ve vicdan hürriyeti tanımayanlar, hatta köktendinciliği komünizmden sonra hür ve demokrat dünyayı tehdit eden bir tehlike olarak lanse edenler işte böyle bir çelişki içindedirler.
Köktendinciliğe karşı çıkan Batı'nın içine düştüğü bir başka çelişki daha var: Dini ferdî ve sosyal hayata hakim kılmak isteyen, hatta bunu yaptığını, şeriat devleti kurduğunu iddia eden ülkeler Batı'nın siyasî ve ekonomik menfaatlerine ters düşmüyor; patron ülkelerin kurduğu dünya düzeni içinde kendilerine verilen rolü oynuyorlarsa (teslimiyeti, verilenle yetinmeyi, arslan payını Batılı patronların almalarına göz yummayı becerebiliyorlarsa) onların köktendinciliği bir tehlike olarak görülmüyor ve gösterilmiyor, tam tersine korunuyorlar. Eğer bir ülke, hayatının bütününe hakim kıldığı İslâmın talimatı gereği değerlerini korumaya, İslâmın ve müslümanların izzetini kurtarmaya, kendi sistemini rakip bir model olarak dünyaya sunmaya kalkışırsa bunların kökten dinciliği hür dünyaya karşı bir tehlike olarak ilan ediliyor; birinci tip ülkeler krallıkla ve istibdad ile yönetilse, ikinci tip ülkeler ise halkın iradesine dayansa, insan hak ve hürriyetlerine riayet etse de bu tavır değişmiyor.
Eğer bu tesbitler doğru ise İslâm dünyası yeni bir oyun karşısında demektir; köktendincilere -teröre göre ayrım yapmaksızın- karşı çıkanların maksadı üzüm yemek değil, bağcıyı ve bekçiyi döğmektir, köktendinciliği bahane ederek kurdukları soygun ve sömürü düzenini sürdürmek, buna engel olması muhtemel olan oluşumları ortadan kaldırmaktır. Bu maksat bu kadar açık gözüktüğüne göre hiç olmazsa müslümanlar oyuna gelmemeli, Batı'nın icad edip İslâm ülkelerine ihraç ettiği kavram kargaşasına kapılarak birbirlerine düşmemelidirler.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler