www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


III
Helaller, Haramlar, Cezalar

Kıyafetin Müslümancası
"Her türlü ibadeti, hayatı ve ölümü alemlerin Rabbi Allah için olan" müslümanın bu inanç ve şuurunun kılık kıyafetine de yansıması tabiidîr. İslâm yalnızca iman ve ibadetten ibaret olmayıp fert ve toplum hayatının bütününü kuşattığı için kıyafetin kültürel yönü de İslâmı ilgilendirmektedir. Bu sebepledir ki Fahr-i Kainat (s.a.), kılık kıyafetin inanç ile ilgili tarafı kadar kültürel yönüne de temas buyurmuş, sınırları ve hassasiyet noktalarını açıklamıştır.
Bu açıklamalara göre bir elbisenin, saç ve sakal biçiminin, rozet ve takıların İslâm öncesinden gelmesi, onu müslüman olmayan toplumların da kullanmakta olmaları önemli değildir. Hz. Peygamber ve ashabının kullandıkları giysilerin çoğu, İslâm öncesinde Arapların veya diğer kavimlerin (mesela İran ve Bizans halklarının) de kullandıkları, giydikleri, taktıkları giysilerdir. Başörtüsü (hımar), çarşaf (cilbab), gömlek kamis, şalvar ve don (sirval), hırka (bürde) bu giysilere örnektir. Keza tevhid mücadelesinde müşriklerin önceliği bulunduğu zaman diliminde saçlar, onlara benzemesin diye, ehl-i kitabın yaptığı gibi ortadan ayrılarak taranmış, mücadele ve muhalefette öncelik sırası yahudi ve hıristiyanlara geldiğinde ise saçlar geriye doğru taranır olmuş, yahudilere benzememek için beyazlaşan sakal ve bıyığın boyanması, her iki zümreye benzemesin diye sakalın uzatılıp bıyıkların kısaltılması, sarığın belli bir biçimde sarılması tavsiye edilmiştir.
Bu örneklerde sınırları ve hassasiyeti belirleyen ölçü, kılık ve kıyafetin, belli bir dinî gurubun yaygın adeti, işareti, millî ve dinî hususiyeti (şiarı) olmasıdır. Bu şiarın, doğrudan bir dinî inanç ile bağlantısı önemli olduğu gibi -müslümanların benzemekten uzak kalmalarının gerekliliği bakımından- bir kavmin şiarı olması da önemlidir... Böyle bir niteliğinin bulunmaması halinde giyilen kumaşın, giysi çeşidi ve biçiminin, tıraş şeklinin başka kavimlere mensup insanlar tarafından da kullanılmış veya kullanılmakta olması sakınca teşkil etmemektedir. Bu sınırlamayı kültür çerçevesine almak mümkündür.
Kılık kıyafet konusunda hassasiyet gösterilen diğer iki sınırlama da din (inanç, ibadet, helal-haram ayrımı) ve fıtrat (cinsin özellikleri) ile ilgilidir. Birçok ayet ve hadis müslümanların inançla, dinî hayatla ilgisi bulunan resimleri, putları, şekilleri yapmamaları, alıp kullanmamaları gerektiğini ifade etmektedir... Buradan hareket eden fıkıhçılar ve tefsirciler müslümanların, yahudi ve hıristiyan din adamlarına veya dindarlarına mahsus bulunan kılık, kıyafet ve sembolleri kullanmalarının caiz olmadığını ifade etmişlerdir. "Bir kavme kendisini benzetmeye özenen kimseler o kavimden olurlar" mealindeki hadis, dinî ve kültürel çerçevedeki taklitleri, özenmeleri, benzemeleri mahkûm etmektedir. Aynı hadisin fıtratla ilgili benzeşmeleri de işaret yoluyla ihtiva ettiği düşünülebilir. Giyilen elbisenin, avret yerlerini (dinin kapatılmasını istediği uzuvları) kapatacak vasıfta olmasının istenmesi, avret yerlerini açıkta bırakan veya kapattığı halde -ince olduğu için- gösteren elbiselerin yasaklanması da dinî sınır ve hassasiyet örnekleridir. (Burada dinî tabirini dar mânâda, "inanç ve ibadet hayatı ile ilgili olan alan için" kullanıyoruz; geniş mânâda "dinî" sınırının içine kültür de girmektedir.)
Gösteriş, israf, böbürlenme unsurlarını içeren giyim-kuşamın hoş karşılanmaması da dinî-ahlâkî sınırlamalara dahildir. Fıtratı (yaratıcının canlı ve cansız varlıklara verdiği özellikleri) korumak, kılık kıyafet konusundaki ve tabiatına daha uygun bulunan süslenmenin, bu cümleden olarak altın ve ipek kullanmanın, bazı renklerin erkeklere yasaklanması, keza erkeğin kadınlara mahsus, kadının da erkeklere ait bulunan kılık ve kıyafetlere bürünmesinin menedilmesi işte bu gerekçeye dayansa gerektir.
Tarih boyunca müslümanların kılık ve kıyafetleri, müslümanca giyinişleri ve giyinme kültürleri işte buraya kadar özetlenen sınırlar ve hassasiyetler içinde oluşmuştur. Müslümanlar başta örtünme (tesettür) olmak üzere dinin amaç ve sınırlamalarını göz önüne alarak kılık ve kıyafetlerine şekil vermişler, dış görünüşlerinin bile gavura benzemesinden özenle uzak durmuşlardır. Çünkü yukarıda meali verilen hadise/düstura göre dışını birilerine benzetenin içi de ona ya benzemiştir, ya benzeyecektir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Ramazan Özel
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler