www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Şeriat
"Şeriat ve Kadın" konulu bir panelde konuşan biri felsefeci, öteki sosyal bilimci iki profesörün şeriatle ilgili bazı tanımları ve değerlendirmeleri gazetelerde yayınlamıştı. Birçok benzerleri gibi bu tanımlar ve değerlendirmeler de tashihe muhtaç bulunuyor.
Prof. N. Arat'a göre "şeriat, Tanrı'nın bütün zamanlarda geçerli olmak üzere insanlığın iyiliği için koyduğu kurallardır; ancak teori ile pratik arasında çarpıklıklar vardır... İlim adamları terminolojik anlamda bir tartışma yaparken siyasallaşmış islâmın militanları kendi doğrularını yaygınlaştırmak için koşuşturuyorlar... Demokrasinin tüm nimetlerinden yararlanan şeriatçılar rahatça hareket ediyorlar ve aydınlar ise uzlaşma ve hoşgörü adına kendi bindikleri dalı kesiyorlar..."
Şeriat vahye ve ictihada dayanır. Vahyi bize Kur'an-ı Kerim ve ilahi iradeye tercüman olan sahih hadisler taşır. Şeriat insanlığın iyiliği için gönderilmiştir; ancak bu iyilik yalnız akla ve bilime göre iyi olan değil, aynı zamanda bunları aşan ilahi irşada ve beyana göre de iyi olandır, yalnızca insanlığın geçici dünya hayatlarında/hayatları için değil ebedî hayatları için de iyi olandır. Yalnız bireyler için değil, bireyin içinde yaşadığı toplum için de iyi olandır; bireyin iyisi ile toplumun iyisi (menfaatler) çatıştığı zaman âdîl dengede oturan iyidir.
Şeriatın bütün zamanlar için geçerli olan kısmı yanında değişmeye açık olan kısmı da vardır; zamanın değişmesi ile hükümlerin de (bir kısım şeriat kurallarının da) değişeceği genel bir kaide olarak kabul edilmiştir. Ancak değiştirme, yenileme (tecdid), geliştirme vahyin ışığında müslüman aklı ile gerçekleştirilen ictihad sayesinde olacağından, ictihad da "yeni durum ve şartlarda Allah'ın hükmü ne olabilir?" sorusuna, usulüne göre cevap arama çabasından ibaret bulunduğundan ortaya çıkan/konan hükümler de şeriattır; değişme şeriattan şeriata olmaktadır.
"Siyasallaşmış İslâmın militanları" şeklinde başlayan ifade talihsiz ve sahibini suçüstü yakalatan bir beyandır. Bünyesinde siyaseti taşımayan bir din siyasallaştırılamaz. İslâm fert ve toplum olarak insanın bütün hayatını kısmen düzenlemeler yaparak, kısmen de düzenlemelerin genel çerçevesini ve usulünü vererek kapsayan bir dindir. Bir müslümanın namazı ne kadar Kur'an'da yer alıyorsa "kime, neye, hangi şartlarda itaat ve isyan edeceği, kamu düzeni, güveni ve menfaatini ne zaman, nasıl, nereye kadar koruyacağı, siyasî otoritenin kaynağı ve temsili, kiminle savaş, kiminle barış yapacağı, hangi fiillerin suç ve günah olduğu ve bunların cezaları..." da o kadar yer almaktadır. İslâma inanan insan (mümin) bunlara inanır, ferdî ibadetlerini yaptığı gibi Allah'ın sosyal talimatını da takip eder, hayata geçirmeye çalışır, o ibadet ve bu gayret militanlık değil, kulluktur. Allah'ın kulları kendi doğrularını değil, Allah'ın doğrularını (insanlık için rahmet olan dinîni) insanlara taşır ve tebliğ ederler; kimseyi dine ve inanca zorlamazlar, tebliğde güzel örneği, güzel sözü ve güzel tartışmayı araç olarak kullanırlar. Tebliğ sonunda müslüman olanları kardeş bilirler, müslüman olmayanlara da din ve düşünce hürriyeti başta olmak üzere temel insan haklarını tanırlar, verirler; onların düşmanlıklarından zarar görmemek için de gerekli tedbirleri alırlar, müslümanca hoşgörü de bundan ibarettir. Demokrat geçinen bazı kimseler bu anlayış ve hoşgörüyü istemiyorlarsa kendileri bilirler, sonucuna da katlanırlar.
Demokrasinin nimetleri varsa bunlar, Türkiye'de yaşayan ve kendileri "siyasal islâmın militanları olmayan" insanların babalarının malı değildir. Demokrasi nimetlerini kullanma konusunda imtiyaz kabul etmez. Ortada kullanılacak bir nimet varsa demokratik nizam içinde yaşayan bütün fertler o nimetten istifade ederler. Bir kimsenin hem demokrat geçinmesi, hem de kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyen insanları demokrasinin nimetlerinden mahrum etmeye kalkışması ibret verici bir çelişkidir. Şeriatçıların serbest hareket etmelerinden şikayet etmesi, onlara hoşgörülü davranıyorlar ve uzlaşmaya gidiyorlar diye aydınları kınaması ise militanca davranışın veya demokrasi elbisesi giymiş totaliterliğin fotoğrafıdır.
Prof. T. Ateş'in de aynı panelde "şeriatın kaynakları konusunda konsensüs yoktur ve herkes kendi bildiğini okur" dediği kaydedilmiştir. Bu söz sarfedilmiş ise ortada bir bilgi eksikliği ve yanlış değerlendirme var demektir. Beşeri hukuklarda hukukun kaynakları vardır ve bu kaynaklardan biri de ictihaddır. Hakîm kanunu lafzı ve ruhu ile anlar ve uygular, boşluk bulunan yerleri ise kendini kanun koyucunun yerine koyarak doldurur. Bu ictihadda da -kaynaklar aynı olduğu halde- farklılıklar olur. Şeriatte de durum böyledir: kaynaklar bellidir, herkes bildiğini okumaz, bütün müslümanlar için bağlayıcı olan kaynakları okur ve farklı görüşler, farklı anlayış ve ictihadlardan meydana gelir, bunlar da şeriatın canlılığını ve zenginliğini temin eder. "Ümmetin ihtilafı; yani farklı ictihadları rahmettir".


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler