www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Gurbetteki kardeşlerimizin problemleri

Yardımda öncelik:

Danimarka / Esbjerg'den gelen bir mektubu önemine binaen sizlerle paylaşıyorum. Mektup, noktası ve virgülü ile şöyle:

Hürmet ve saygıyla Allah rızası için çalışanların ellerinden öperim.
Muhterem Hocam aşağıda özetle anlatmaya çalıştığım durumlarda beni (bizi) bilgilendirmenizi Allah rızası için istiyorum.
Şimdi benim Allah için maddi cihad şeklinde kullanmak istediğim param ya da mal varlığım var. Mesela benim 1 Milyon YTL ´m var. Bunu içinde yaşadığımız zaman diliminin bir müslümana yüklediği sorumlulukların bilincinde, Allah rızasi için, Efendimiz, başımızın tacı hz. Muhammed Mustafa (s.a.) ´in de işaret buyurduğu şekilde değerlendirmek istiyorum. Hatta denk geldi iseniz bir zamanlar "Efendimiz (s.a.) size 3 günlüğüne misafir olsaydı neler yapardınız" seklinde bir yazı çoğumuzun kalbinde makes bulmuş ve bizi düşünmeye sevk etmişti. Şimdi ben de sormak istiyorum. Efendimiz (s.a.) şu içinde yaşadığımız zaman diliminde müslümanların (zaruri ihtiyaçlarını teminden sonra) maddi cihad yaparken nelere öncelik vermelerini emrederdi? Mesela sünnete uygun olarak bize söyle mi emredilir di?
1. Mazlum müslümanlar, zalimler tarafından zulüm görür halde iken, diğer müslümanların zekat, sadaqa, fitre, kurban vb. gibi maddi ibadetlerini ilk önce ve en önemli olarak bu mazlumlara yardım seklinde değerlendirmeleri gerekir.
2. Yoksa bu zamanda insanların imanı büyük tehlike altındadır; mazlumların uğradığı zulmü Allah zaten görmekte, bilmekte, ve istediği zaman durdurmaya muktedirdir, o halde müslümanların ilk önce ve en önemli meselesi insanları Emr-i bi'l-maruf nehy-i ani'l-münker yoluyla (usulune uygun bir biçimde) imana davet etmektir diye mi buyurulurdu?
3. Yoksa bugün Irak, Filistin, Doğu Türkistan vb. ülkelerde yaşayan müslümanlara yapılan zulmün derecesi ne olursa olsun, diyalog çalışmaları ilk önce ve en önemli iştir, o nedenle diyalog çalışmaları maddi cihadda ilk sırayı teşkil edecektir diye mi buyurulurdu?...Diyalog´dan maksat barış, güvenlik, esenlik demek değil midir? Eğer öyle bir durumda birinci görevimiz zulüm Türkiye´de de olsa (yani mesela bugun Irak ya da Filistin ´deki ya da İslam ´ın tarif ettiği zulüm her nerede varsa oradaki gibi) kardeşlerimize yardım etmek ilk önce ve en önemli vazifemizdir denir mi?
Eğer cevabınız evet ise o taktirde, "müslümanların kardeşliği, bir vücud gibi oluşu, zulme ve haksızlığa karşı sessiz kalmanın tehlikeli sonuçlarını bildiren ayet-i kerime ve hadis-i şerifler ışığında diğer ülkelerdeki mazlum kardeşlerimize yardım etmek (maddi cihad tercihinde) birinci sırayı teşkil edemez ya da etmez" şeklinde bir sözü nasıl izah edersiniz?
Bu soruyu özellikle sormamın diğer bir nedeni de, bugün Avrupa´da bir takım güzel insanlara, "Neden kendilerine zulmedilen mazlum müslüman kardeşlerimize yardım etmiyoruz, etmiyorsunuz, ya da yardım toplamıyoruz?" dediğimiz de, ya sükut buyuruyorlar ya da "Afrika vb. fakir ülkelerde misyonerlik çalışmaları sonucu insanların hristiyanlaştırıldığı, bu nedenle oralarda yaşayan herhangi bir insanın imanına vesile olabilmenin (bütün bu zulümlere rağmen) daha önemli olduğu şeklinde açıklamalarda bulunuyorlar. Bunun örneğini verirken mesela diyorlar ki, "falan kilisede bir Hristiyan iş adamı çek defterini çıkarıp, sizin verdiğiniz paradan çok daha büyük miktarda para yardımında bulunuyor. O adam batıl olan davasında bu kadar mücadele ediyor da siz neden Hak olan bu davada tereddüttesiniz ya da daha fazla veremiyorsunuz" diyor, maddi cihadımızda birinci ve en önemli tercihin burası olduğunu ima yoluyla ya da direk olarak işaret ediyorlar. Ben de yaptığım araştırmalara dayanarak buna "Hayır" diyorum. Madem ki, insanlar aç ve kendisine kim ekmek verirse gönlü ona meylediyor ve madem ki Hristiyanların yardımı bizimkinden zaten daha büyüktür o halde zaten o sahada ki mücadelede bizim kaybetme ihtimalimiz daha büyüktür; çünkü bizim verdiğimizle o adama kuru ekmek alınıyor ama hristiyanlar o kişilere koca bir restaurantın menüsünü sunuyor. Diğer yandan, "Bir mücahidi techiz edenin, cepheye giden o mücahid gibi sevap alacağını" müjdeleyen hadis-i şerifi de hatırlayıp diyorum ki, tamam neticede hiç olmazsa maddi cihadımızın bir miktarını da buraya sarf edelim ...Yine sükut, , yine sükut!...
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 07. 05. 2004 tarihli basın açıklaması da benim düşüncemi destekliyor: "Yüce dinimiz İslâm, barış ve kardeşliği, diyalog ve hoşgörüyü insanlık ailesine ortak idealler olarak öğütlemiş; her türlü şiddet, terör, zulüm ve baskıyı bizzat Allah'a karşı işlenmiş suçlar olarak tanımlamıştır..."
Şimdi ben yine ana konuya dönüyor ve soruyorum: Peygamber efendimiz (s.a.) bütün bu şartlar içinde bizim maddi ibadetlerimizde nasıl bir sıralama yapmamızı emrederdi?


Cevap:

"Mazlum müslümanlar, zalimler tarafından zulüm görür halde iken, diğer müslümanların zekat, sadaqa, fitre, kurban vb. gibi maddi ibadetlerini ilk önce ve en önemli olarak bu mazlumlara yardım seklinde değerlendirmeleri gerekir."
Okurumuzun "mazlum müslümanlardan" maksadı da Irak, Filistin, Doğu Türkistan gibi ülkelerde yaşayan ve buralarda güç sahibi zalimlerin zulmü altında inleyen müslümanlardı. Bir müslümanın, yakından uzağa yardıma muhtaç olan insanları sıraya koyarak maddi ve manevi yardımını bu sıralamaya göre yapması uygundur, hatta gereklidir. Ama sıralama bir ictihad meselesidir, çeşitli belirleyiciler farklı değerlendirilebilir ve sonunda öncelik de kişiden kişiye değişebilir. Ayrıca bugün müslümanların büyük çoğunluğu dini hayatını öğrenme ve uygulama bakımından belli bir gurup ile bağlantı yapmıştır; belli bir guruba mensuptur, aittir, bağlıdır. O gurubun liderinin yazdıkları, söyledikleri uygulamada esas alınır ve bunu aşmak mümkün olmaz. Bize mektup yazan kardeşimizin bağımsız olduğu anlaşılıyor ve "usulüne uygun bir şekilde dine davet mi?", "Diyalog çalışmaları maddi cihadda ilk sırayı mı teşkil edecektir?" gibi cümlelerle belli guruplara atıflar yapıyor ve üstü kapalı olarak onları eleştiriyor, cihadda öncelik bakımından yanlış yaptıklarını îmâ ediyor. Bunu iyi niyetle, uyarmak ve kendine göre doğru olanın yapılmasını sağlamak için yaptığını kabul ediyorum, ancak metodun yanlış olduğunu da söylemem gerekiyor. Bana göre doğru olanı, ictihadlara saygı göstererek "hem onlara, hem şuna" yardım etmek, şunu da ihmal etmemek gerekir" şeklinde bir davet ve üslup daha etkili ve sonuç alıcı olabilir.
Okuyucumuzun mektubundaki şu ifadesinin benim tavsıyemle örtüştüğü açıktır ve kendisine bu üslubu sürdürmesini tavsıte ederim: "Diğer yandan, 'Bir mücahidi techiz edenin, cepheye giden o mücahid gibi sevap alacağını' müjdeleyen hadis-i şerifi de hatırlayıp diyorum ki, tamam neticede hiç olmazsa maddi cihadımızın bir miktarını da buraya sarf edelim ..."
"Madem ki, insanlar aç ve kendisine kim ekmek verirse gönlü ona meylediyor ve madem ki Hristiyanların yardımı bizimkinden zaten daha büyüktür o halde zaten o sahada ki mücadelede bizim kaybetme ihtimalimiz daha büyüktür; çünkü bizim verdiğimizle o adama kuru ekmek alınıyor ama hristiyanlar o kişilere koca bir restaurantın menüsünü sunuyor" şeklindeki mantığa ve karşılaştırmaya katılmam mümkün değildir. Açlık ve ciddi ihtiyaçlar yüzünden dinini ve ahlakını kaybedecek hale gelmiş insanlara iki şekilde yardım götürmek zorunludur ve önceliklidir: 1. İman, şuur ve bilgilerini arttırmak. 2. Lüks lokantalar ve zengin menüler olmasa bile normal beslenme ve barınmalarını sağlamak. Bu ikisi yapıldığı takdirde nice kayma ve sapmaların önleneceği bellidir.
"Cihad nedir?" sorusuna Peygamberimizin şu açıklaması ışık tutmaktadır: "Allah'ın kelimesi (sözü, hükmü, buyruğu) üstün ve egemen olsun diye yapılandır". Allah'ın kelimesinin üstün olmasını sağlamak için çok yönlü çalışmalara ihtiyaç vardır. Silahlı mücadelenin de yerinde ve yolunda yapılabilmesi için teşkilat, düzgün yönetim, öğretim ve eğitim gerekir. Bunların olmadığı yerde adına cihad denilen vurşmaların cinayet olması ihtimali daima vardır.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde "cihad" eden müslümanlara yardımın gerekli olduğunda şüphe yoktur. Ancak bu yardımın hem yerini bulması, hem çarçur edilmesinin engellenmesi, hem de önceliklerin isabetli tayini için bir "ulusaşırı sivil örgüt"e ihtiyaç vardır. Bu örgütün içinde din alimleri, siyaset bilimciler ve daha başka gerekli uzmanlar bulunmalı, örgütün inceleme ve araştırmalardan sonra ortaya koyduğu tavsiye kararlarına riayet edilmelidir.
Her hal ve kârda müslümanlar birbirlerine hakkı (kendilerine göre hak olanı) tavsiye ederken hikmeti, basireti, müsmahayı gözden uzak tutmamaları, bir şeyi yapmak için her zaman bir şeyi yıkmanın gerekli olmadığını bilmeleri zorunludur.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Kelime İndeksi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler Kelime İndeksi