www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Faiz ile kira gelirinin farkı

Hocam, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olup halen özel sektörde finans kontrolörü olarak çalışmaktayım. Sorum da '' faiz'' ile ilgili. .
Kuran-ı Kerim faizi kesin bir dille yasaklıyor ve biz de inanan insanlar olarak bunu kayıtsız şartsız kabul ediyoruz. Kendi adıma kendi iradem ile faize bulaşmıyorum.
Ancak; şu soru aklıma hep takılıyor, bugüne kadar bu sorumu sorduğum insanlar ya islamî bilgileri iyi düzeyde olup ekonomiyi ve iktisat bilimini bilmiyorlardı ya da ekonomi bilip islamî düşünceden yoksun insanlardı.
Aynı şartlarda hayata başlamış iki insan düşünelim hocam. Her ikisi de 15 yıl çalışmış ve her ikisi de 100'er milyar TL biriktirmiş.
Birisi bir daire alıyor, onu kiraya veriyor ve her ay 1 milyar TL kira geliri elde ediyor. Digeri bankaya yatırıyor her ay 1 milyar TL faiz kazanıyor.
Neden İslamiyette ilk örnek günah değil; kiraya veren de kiraya verdiği tarihten itibaren emeksiz bir kazanç elde etmiyor mu? Üstelik faizde anapara sabit kalırken (hep 100 milyar TL) diğerinde bir de mülkün değer artışı yok mu?
Hocam çok sağolun, Allah razı olsun...

Cevap:

Soruda nitelikleri açıklanan iki kişi meşru yoldan para kazanıyorlar. Her ikisi de belli bir miktar (soruya göre yüz milyar) kazandıktan sonra artık çalışmamaya, kazandıkları paranın geliri ile geçinmeye karar veriyorlar. Ancak bunlardan biri İslam'da haram olan faiz geliri ile diğeri ise helal olan kira geliri ile geçinmeyi tercih ediyor.
Faiz gelirinin haram olması ne ana paranın aşınması veya artmaması ne de anapara sahibinin çalışmadan para kazanması ile ilgilidir; yani haram olmanın gerekçesi (hikmeti) bunlar değildir. Eğer çalışmadan, sermaye (akar, birikim vb.) sayesinde para kazanmak caiz olmasaydı, sermaye-emek ortaklığından para kazanmak da haram olurdu; halbuki öyle değildir; sermaye bir taraftan, iş ve emek diğer taraftan olmak üzere ortak ticaret ve üretim yapılabilir, hasıl olan kâr anlaşmaya göre paylaşılır. Bu ortaklıkta -ki adına mudarebe denir- taraflardan biri (mesela yüz milyarın sahibi) çalışmadan, diğeri ise sermayesi olmamakla beraber çalışarak para kazanmaktadırlar. Ama burada dikkat etmemiz gereken bir incelik var: Eğer mudarebe ortaklığı kâr değil de (girişimcinin bir kusuru sözkonusu olmaksızın) zarar ederse, sermaye sahibi zararın tamamını üstlenir, emek ve teşebbüs sahibi zarara iştirak etmez, yalnızca emeği boşa gitmiş olur. Eğer bu ilişki ortaklık ilişkisi değil de "müteşebbisin (girişimcinin) bir kişi veya bankadan faizli kredi alması şeklinde olsaydı ve teşebbüs zarar etseydi ne olacaktı?
1. Banka veya yüz milyarı faizli kredi olarak veren taraf, müteşebbisin -gerekirse evini barkını da sattırarak- hem ana parayı hem de -bu ana para kâr getirmediği halde- onun faizini (yani olmamış kârını) alacaktı.
2. Taraflardan biri; yani çalışan, fikir ve kol gücü sarfeden, ülkeye katma değer kazandıran, insanlara iş imkanı sağlayan taraf ezilecek, yok olacak, karşı taraf ise servetine servet katmaya devam edecekti; böyle bir sonuç faizli kredi alarak teşebbüste bulunma yolunu tıkayacak veya daraltacak, cesaret kırıcı olacaktı. Bunun bir haksızlık (zulüm) olduğu, bir adalet ve dengenin bulunmadığı apaçık ortadadır.
Görüldüğü üzere çalışmadan, riske girmeden, zarara katılmadan para kazanma işi faizli kredilerde oluyor. Bu işlemlerde çalıştığı halde kaybeden ise faizli kredi alan oluyor.
Gelelim mülkün kiraya verilmesine:
Yüz milyarı kredi olarak alan şahıs bununla ticaret veya üretim yaptığında ondan fayda sağlamış olmuyor, eğer ticaret ve üretim kâr ederse fayda sağlamış oluyor. Bir mülkü kiralayarak kullanan kimse ise kullandığı sürece ondan fiilen faydalanıyor: İçinde iş, ziraat, koruma vb. yapıyor, barınıyor, oturuyor. Yani kiracı kira öderken "elde etmediği" bir faydayı, bir kârı" değil, "elde ettiği" bir faydanın, bu mânada bir kârın karşılığını ödüyor. Eğer bir arıza yüzünden kiralanan malı kullanmak, kiralama amacını gerçekleştirmek mümkün olmazsa mal sahibi onu tamir etmeye mecbur oluyor ve -mal kiracının elinde olduğu halde- kullanılamayan sürenin kirasını ödemiyor; bu da gösteriyor ki ödenen (kira) fiilen elde edilen bir faydanın karşılığıdır. Faizli kredi alan ise bu parayı kullansın kullanamasın, ondan yararlansın yararlanamasın faizi ödeyecektir.
Sosyo-ekonomik yönden faizin kira gelirinden önemli bir farkı da, bu ikisinin yoksullar ve açlara farklı etkisinde görülür. Faizli kredi ile mal üreten, ticaret yapan bir şahıs maliyete faizi de yansıtmak mecburiyetindedir; bu da piyasaya sürülecek malın faizi oranında pahalı olmasına ve faizin dar gelirli çoğunluğun kesesinden çıkmasına sebep olmaktadır. Kira bedeli ise doğrudan ve pahalılığa yol açacak ölçüde maliyete yansıtılmaz, çoğu kez üretici ve tüccarın kârından ödenir.
Taşınmazlar her zaman değerlenmez, faizli kredi veren ise her zaman paranın aşınmasını da hesap ederek faiz miktarını ona göre ayarlar.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Kelime İndeksi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler Kelime İndeksi