www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Ana-Baba Hakkı / Devlet Malı Ve Sorumluluk Bilinci

11-Mart-2002 tarihinde aldığım şu mektubu, sadece yazım ve noktalama hatalarını kısmen düzelterek, üslup ve imlasına dokunmadan veriyorum:

Selamun aleyküm
Hocam ben son derece softa ama o kadar da cahil bir babanın çocuğuyum. Annem 6 yaşımızda iken vefat etti ve bizi analığımız büyüttü; Allah rahmet eylesin çok iyi kadındı bizde çok emeği var. Babam para canlısı ve kendinden başka kimseyi düşünmeyen biri idi bu yaz öldü, inanın gözümden tek damla yaş gelmedi. Ben ortaokuldan itibaren çalıştım hep kardeşimle beraber, inat ettim okuyacağım diye, babama kalsa asla okutmaz. Çok kötü biri olabilirdim ama nasibim varmış MTTB de yetiştim, kendi çabalarımla üniversiteyi bitirdim, ama babamdan inanın çok çektim, bizim hayatımızı mahvetti diyebilirim. . Analığım kurmuş, zorlamış, hakkımı helal etmem dedi analık ve hayatımın hatasını yaptım evlendim; meğer babam zorlamış onu bilseydim asla evlenmezdim. Babam paradan başka bir şey düşünmeyen ve kendinden başka müslüman tanımayan tam cahil biri...Askere gittim yemin töreninden sonra izne geldim, etrafa sorarmış, "Bu çocuk niye başka kıyafetli, askerden kaçtı galiba?" diye, çevresi o subay olmuş demişler de inanmış üniversite bitirdiğime; o kadar cahil biri. Kıtada galiba biraz gözü açık gördüler beni tümen kantinine aldılar, orada 2 astsubay var, yeni gelmişim daha, ay sonu aylık rapor komutana imzalatılacak, raporu önüme koydular "sen amirimizsin sen de imzalayacaksın" diye, okudum imzaladım gelir gider raporu, komutan onayladıktan sonra önüme birkaç deste para attılar, bu senin payın diye, kıpkırmızı oldum o anda, meğer para çalarlarmış, ne bu diye bağırmaya başladım, "ama sen de imzaladın" dediler, "suçsa hepimiz yanarız" dediler, ben acemiyim, daha geleceğim var, açıkçası korktum ama içime sinmedi, parayı bir yere koydum. Çalanlardan birini tayin ettirdim, birini de emekli olması için zorladım, kurtuldum onlardan ama yenilerini verdiler, onlara diyemezdim, o parayı bir türlü yerine koyamadım, memlekette babam zaten para diye kıyameti koparıyor, benim hanımı defolun diye kovarmış, zaten aylığımın hepsini gönderiyorum ona, kardeşime de devamlı eziyet edermiş para diye, ev yaptırmış da beyefendi! O parayı kimseye veremedim ama değerini yazdım bir yere (574. 5 gram 22 ayar bilezik ediyordu). Askerden geldim, kardeşimi iflas ettirmiş para ala ala, bir de etrafa habire bizi şikayet ediyor babam. Şunu söyleyeyim hocam -özür dileyerek- bize hitab hep (...zinalar edebim elvermiyor bilmem ne çocukları) evet biz böyle bir babaya sahiptik, kader, durum kötü, kuru ekmeğe muhtaç haldeyiz, Allah'ım dedim, ben bu parayı bir yıl kullanayım nereye verilecekse sorup vereyim ve ticarete başladık kardeşimle, onun hiç haberi yok tabii nerden geldi bu para, ben borç aldım dedim, zaten babamın evliliklerimiz de dahil ortaokuldan itibaren faydası hiç yok artı zararı vardı bize, eziyeti de cabası! Bir yıl geçti ben toparlayamadım belki de biraz gevşek oldum galiba bu arada müfettişlik sınavlarına giriyorum tabii torpil olmayınca olmuyor. Yıl bitti ve bir mal ile ilgili bir anda kaçakçısınız diye işyerimiz talan edildi polis tarafından ve her şeyimize el kondu ve biz hapse düştük kaçakçı diye, aslında hiç ilgimiz yok ama Allah o parayı yıl bitiminde yerine vermedik diye vurdu sanırım ve 2'şer ay yattık çıktık. Mahkeme yıllarca sürdü ve biz sıkıntıdan hiç kurtulmadık. Bu arada analığım vefat etti, babam yeniden evlendi, neyi varsa yeni analığa verdi, geçimi zaten bize ait, bizim işimiz hiç rast gitmedi. Yıllar geçti bu yaz babam öldü de açıkça kurtulduk; inanın cenazesinde tek damla gözyaşım akmadı ama evlatlığımızı yaptık yatalak oldu, temizledik, baktık, 2 oğlum İmam-Hatip'i bitirdi ve ben hanıma annesinden kalan evde oturuyorum hala. Ramazan'da oğlum bir rüya görüyor, biz neden hep sıkıntı içindeyiz diye düşünürken rüyasında bir piri fani, "doğarken olan bir olaydan" diyor ona, çocuk bunu sabah bana anlattı, "baba ne oldu o olay ne" diye. Benim kafama dank etti, ben devlet o mala el koyduğunda geldiği yere gitti diye düşünmüştüm meğer yanlışmış düşüncem, şimdi ben ne yapacağım hocam, bana bir yol gösterin, eğer bir yer varsa verilecek bana bir hesap numarası verin, ben imkan buldukça göndereyim oraya, zaten 10 yıl var ki dünyadan da uhradan da koptum; öyle şeyler yaşadım ki inanın sizden başka kimseye de güvenim inancım kalmadı ve artık son bir duam var Yunus'un dediği gibi "bir garip ölmüş diyeler/ soğuk su ile yuyalar/ üç günden sonra duyalar/ şöyle garip bencileyin". Bir hatanın cezası bu kadar ağır mı diye düşünmeden edemiyorum. Ben ki "ümmetî" diyen biriydim ve zaman geldi bitkilerin bile zikirlerini duyardım ama nafile, kader, geçti; şu anda gözlerim gene doldu, bana bir yol gösterirseniz kıyamete kadar size minnettar olurum hocam. Hoşça kalın Yaradan'a emanet olun.

Cevap:
Mektup beni etkiledi, o soru soruyordu ama birçok önemli cevap da içinde idi. Önce şunu düşündüm: Bir insana bu ölçüde bir -başkalarına, devletine, vicdanına karşı- sorumluluk duygusunu veren kutsal değer "din" ve "iman" değil midir? Öyle ise bu değeri güçlendirmek, eğitim yoluyla yeni nesillere intikal ettirmek sorumluların birinci vazifesi olmalı değil midir? Memleketini, milletini sevdiğini iddia eden, istiklal ve bütünlüğün yok olmasını istemeyen bir takım insanlar niçin din eğitim ve öğretimine karşı çıkarlar veya buna imkan vermezler?
Mektubu yazan mümin, sorumluluk bilinci ve duygusu gelişmiş, hassas, kendisiyle hesaplaşmasını bilen, ama acımasız hayat mücadelesi içinde biraz yıpranmış ve bezmiş bir insan. Sorumluluk bilinci kadar gönül zenginliği de gelişmiş olsaydı, kendisini her durumda yalnız bırakmayacak, maddî olamıyorsa manevî yardımda bulunacak dostlara sahip olsaydı bu kadar bezmez, bu denli yıkılmazdı.
Evet işte toplumun hali. Bu hale çare bulunmadıkça ne kamp değiştirmek fayda verir ne de mevzûât! Bu hale çare bulmanın yolu da mektupta gözüküyor; bu kişiyi babasından, iki hortumcudan ve bunlara benzer diğerlerinden farklı kılan ne ise ona sarılmak, din ve ahlak eğitimine öncelik vermek.
Bir kimsenin ana babası, kendisini, "Allah'a ortak koşması ve hak dinden çıkması" için zorlasalar bile -bu tekliflerine uymamak ve hak dinde sebat etmekle beraber- onlara iyi davranmak, gönüllerini almak ve ihtiyaçlarını karşılamak gerekir (Ankebût: 29/8). Siz de bunu yapmışsanız, inşaallah âhirette karşılığını fazlasıyla alır, "Keşke daha fazla yapsaymışım!" dersiniz. Huyu, ahlakı kötü olan bir kimseyi, ana babanız da olsa sevmeye mecbur değilsiniz, sevmediğiniz için sorumlu olmazsınız; yeter ki onlara karşı ödevlerinizi yerine getirmiş olun!
Devletin hakkı (yani milletin, halkın, tüyü bitmemiş yetimlerin...hakkı) olan bir şey bir kimsenin üzerine geçmiş ise, haksız olarak devlete ait bir değer ele geçirilmiş ise bunu yine devlete iade etmek gerekir. Siz aslında buna niyet etmişsiniz; ancak önce imkân bulamamışsınız, sonra da kendiniz muhtaç hale geldiğiniz için parayı bir süre kullanmışsınız; bu arada yine niyetinizde "ilk fırsatta bu emaneti yerine vereceğim" kararı bulunmuş. Siz böyle niyetler içinde iken devlet, haksız olarak sizin mallarınıza el koymuş, bu arada kendine ait olanı da almış. Geriye kalan problem "parayı bir süre kullanmış olmanızdır". Muhtaç olan kimselere son kapı olarak devlet yardım etmekle yükümlüdür; siz de iflas durumunda muhtaç olmuş, bir süre devletten kredi kullanmışsınız. Meseleye böyle bakmak mümkündür. Bir de "Tövbe Ya Rabbî hatâ râhına gittiklerime/ Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime" diye tövbe edersiniz, Allah tövbeleri çokça kabul buyurmaktadır.
Dünyada insanın başına gelen ve kötü sayılan olayları üçe ayırmak uygun olur:
a) Yaptıklarınızın cezasının bir kısmını teşkil eden ve günahlarınıza keffaret olan olaylar.
b) İmtihan gereği başınıza gelenler.
c) Sabırla, tahammül ile gönül zenginliğinizle yerli yerine koyarak, davranışlarınızda kulluk çizgisinden çıkmayarak manevî derecenizi arttırmak için size uygun görülenler.
Her şeyi kötüye yorumlayarak yaşama sevincinizi kaybetmeyin, dünyadan da uhrâdan da vazgeçmeyin; Allah dünyayı da uhrâyı da rızasına uygun olarak yaşamamız için yaratmıştır.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Kelime İndeksi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler Kelime İndeksi