www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Kozmetik Ürünleri, Estetik Operasyon, Sünnet
Başlıkta geçen konuları mektup yazarak ve telefon ederek soranlar oldu. Özel bir yanı olmadığı için cevapları burada vermek, aynı konularda bilgi eksikliği bulunanlara yardımcı olmak daha iyi olur diye düşündük.
1. Kozmetik ürünler iki önemli iş görüyor: Güzelleştirmek ve korumak.
Meselâ cildi korumayı ele alalım; bunun dîne ve ahlâka aykırı bir yanının bulunmadığı açıktır.
Güzelleştirme konusuna gelince, eğer bunun dışında maddî veya manevî bir zarar sözkonusu değilse elbette din, güzelleştirmeye de karşı çıkmayacaktır; Allah mutlak güzeldir ve güzeli sever.
Kozmetik sanayii veya iptidâi usûllerle güzelleşme iki türlü zarara sebep olabilir: Sıhhî ve ahlâkî.
Geçici bir güzelleşme uğruna uzun vâdede bedene zarar veren bir şeyi kullanmak tıp yönünden sakıncalı olursa buna din de izin vermez; çünkü vücut Allah'ın emanetidir, onu korumak gibi de bir yükümlülüğümüz vardır.
Ahlâkî sakınca, karşı cinsi tahrik etmek ve ayartmakla gerçekleşir. Bu maksada yönelik veya böyle olmadığı halde bu sonucu -açık, kesin, yaygın olarak- doğuran süslenmeler de dînin hoş görmediği bir davranıştır.
Meseleye bir de israf yönünden bakılabilir. İçinde yaşadığımız dünyada açlar, açıklar, muhtaçlar var iken, kozmetik ürünlerine sarfedilen büyük paraların saracağı nice yaralar, kapatacağı nice ihtiyaçlar ortada iken, bu harcama kaleminde itidâlin dışına çıkmak israfa girebilir ve bu takdirde câiz olmaz.
Kozmetik ürünleri hayra da şerre de kullanılabileceğine, kullanma irâdesi de satın alanların elinde olduğuna göre; onları üretmeye ve satmaya haram diyemeyiz..
2. Estetik operasyon ile iki farklı şey yapılmaktadır: Normal olanı, daha güzel olsun veya modaya uysun, yahut da imaj değişsin diye değiştirmek. Bu israftır, aldatıcıdır, gerekli değil iken normal yapıyı bozmak ve değiştirmektir, zararlıdır ve bu sebeplerle dince câiz değildir.
İnsanlar için normal sayılmayan, normal bulunmayan, yadırganan, sahibini maddî veya psikolojik olarak sıkıntıya sokan yapıları değiştirerek düzeltmek; böyle bir operasyon, Allah'ın insanlara verdiği normal şekli, biçimi -belki de beşerî kusurlar yüzünden bozulduğu için- asıl ve tabîî şekline döndürmek, düzeltmek demektir; câiz olmaması için bir sebep yoktur. Normal bir yüz şekline göre anormal gözüken, anormal bir şekil almış olan burun, kulak, dudak, çene gibi yapıları düzeltmek câiz olan estetik ameliyatın örnekleridir.
Normal ve tabîî olarak kadınların vüctlarında ve yüzlerinde kıl olmaz; bulunduğu takdirde bunları yok etmek de câizdir. Ama normal ve tabîî ölçülerde bir kaşı inceltmek, gözün üst köşesinde kaştan arındırılmış çirkin bir yumru oluşturmak câiz değildir; çünkü bu, iyiyi, normali ve güzeli bozmakta, kötüsü ile değiştirmektedir.
3. "Sakal, bıyık, cüppe, şalvar, sarık gibi giysi ve kıyâfetlerin sünnetle bir ilgisinin bulunmadığını, bunların Araplara mahsus âdetler olduğunu" söyleyen bazı hocalardan bahsedildikten sonra benim düşünce ve değerlendirmem soruluyor.
İslâm âlimleri Hz. Peygamber'den (s.a.v.) bize geçen davranışları, kılık, kıyâfet ve âdetleri "âdet sünneti" ve "din (hüdâ, hidâyet, rehberlik) sünneti diye ikiye ayırmışlardır.
Peygamberimiz'in (s.a.v.) haram olduğunu söylemediği halde yemekten ve içmekten hoşlanmadığı şeyler yenilir ve içilir; bu davranışı din sünneti değildir, şahsî ve beşerî âdetidir, tercihidir.
Kur'ân'da açıklanmamış olan bazı ibâdet şekilleri ile ilgili açıklama ve uygulamaları din sünnetidir, bağlayıcıdır, bunlara uyulur.
Sakal örneği gibi bazı davranışları vardır ki, bunlara âdetin ötesinde anlamlar ve işlevler yüklediği veya teşvik edici sözler söylediği için, iki sünnet çeşidinden hangisine girdiği ve tarihî olup olmadığı konusunda tereddütler oluşmuştur; eski fıkıhçılar arasında "sakalı tıraş etmek haramdır veya mekruhtur" diyenler çoğunluktadır.
Peygamberimiz (s.a.v.) beşerdir, bizim gibi insandır, ama sıradan bir insan değildir. O'nu Rabbimiz özel olarak peygamberlik ve insanlığa örneklik için hazırlamış, eğitmiş, bu yüce vazifeye uygun kâbiliyet ve nitelikler ile donatmıştır. Onun ahlâkı Kur'ân'dır, dünyayı teşrîfi insanlar için rahmettir, berekettir, iki cihanda saâdet fırsatıdır. Allah O'na selâm etmiş, salât etmiş, melekler ve müminler de bunu yapmışlardır, yapmaktadırlar. Böyle bir varlığı doğru tanıyıp da sevmemek, saymamak, bağlanmamak mümkün değildir. Müminlerin, Peygamber (s.a.v.) âşıklarının, yaratılmışlar içinde en çok sevdikleri bu zâtın âdetlerini de taklit etmeleri, "mâdem ki o böyle idi, böyle yapardı biz de yapalım, dîne dahil olmasa da ona benzeyelim" demeleri sevginin tabîî bir tezahürüdür, sonucudur. Dîne dahil olmayan veya bu konuda tereddüt bulunan sünnetlere -başkalarını ayıplamamak, aynısını yapmaya zorlamamak şartıyla- uymak, en azından kınanacak bir davranış değildir. Bu sünnetlere uyanlar Arap aşığı değil, Peygamber (s.a.v.) âşıklarıdır. Arap düşmanlarının bunu dillerine dolamaları ve onları ayıplamaya kalkışmaları ise ayıbın ta kendisidir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler