www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Modernite Üzerine
Şöyle bir değerlendirme yapılıyor: "Modernite Müslümanları sanıldığından çok etkiledi. Hem düşünce plânında hem davranış plânında..." Hattâ "melez kişilikler" oluştuğu ifade ediliyor bazı sosyologlar tarafından. Kimi bunu kaçınılmaz olarak görüyor, kimi "Müslümanlığının aşındığı" düşüncesiyle kaygıya kapılıyor.

-Size göre moderniteden ana çerçeve itibariyle neyi anlamak lâzım? Modernite bir ideolojik bütünlük ihtivâ ediyor mu? İslâm'la ayrıldığı ana çizgiler nelerdir?

Cevap:
Modernite ve sonrasını (postmoderniteyi) İslâm'ın bakış açısından bir bütün, bir süreç olarak görüyorum. Her ikisi de dîni (önce kiliseyi sonra vahye dayalı dîni), evrensel/dinî ahlâkı ve geleneği dışlıyor; bunları insan özgürlüğünü kısıtlayan anlamsız ve faydasız şeyler olarak telâkkî ediyor. Modernite sonrası, modernitenin aklı, bilimi, bilimciliği, ideolojik ilkeleri dînin yerine koymasına, birey hak ve özgürlüğünün karşısına "yeni tanrılar" çıkarmasına itiraz ediyor.
Modernite ideolojik bir bütünlük arzetmiyor, ancak dinlerin ve ideolojilerin en büyük hasmı olarak ortaya çıkıyor ve bu bakımdan insanlara yol gösteren bir din, bir ideoloji gibi algılanıyor.
Modernite'de aşkın bir din yok, insanların rehberi, mürşidi akıl ve bilim, modernite sonrasında ise mürşid de, ona ihtiyaç da yok, birey ve onun hak ve özgürlükleri var. İslâm'a göre aklın ve ilmin belli alanları, işlerlik sınırları var, bütün gerçeklik bu sınırların içine sığmıyor, onun dışında kalana ulaşabilmek için vahyin rehberliğine (mürşide) ihtiyaç var. Akla ve bilime aykırı olmayan "akıl ve bilim ötesi" dînin, inkâr edilemez bir gerçeğidir.

-Müslümanların moderniteden etkilendiği, hattâ sanıldığından çok etkilendiği görüşüne katılıyor musunuz? Düşünce ve davranış plânındaki etkilenme-değişmelerden en belirgin örnekler nelerdir size göre?

Cevap:
- İnsanoğlu hayat tarzını ve dünya düzenini bir inanç, bir temel düşünce üzerine kuruyor. İnancı da dinî ve din dışı diye ikiye ayırmak gerekiyor. Dinî inancın müslümancası "âmentü" formülü içinde ifade edilmiştir. Dinî olmayan inanca ise "inkâr" da dahildir; meselâ Tanrı'nın olmadığı veya yarattıklarının hayatına karışmadığı, âhiretin yaşanmayacağı gibi düşünceler ve inkârlar da birer inançtır; çünkü bunları da bilimsel yöntemlerle ifade ve isbat münkün değildir. İşte modernite bu ikinci inanç türü (inkâr) üzerine kurulmuştur. Dinî inanca sahip olan ve hayat tarzını, dünya düzenini buna göre oluşturan müslümanlar, dinlerini anlamakta ve yaşamakta önemli kusurlara düştükleri ve/veya dünya-âhiret dengesi içinde düzen kuranlar ile yalnızca dünya için düzen kuranlar arasındaki fark "bilimde, teknolojide, ekonomide..." kendini gösterince, bütün insanlığın hayatını etkileyince bundan müslümanlar da etkilendi. Bu etkilenme sonunda kabaca üç gurup ortaya çıktı: 1. Anlamak, değerlendirmek, tedbir almak için bile olsa modern ve modernite ile ilgilenmeyen, kendilerini ona karşı kapatan, geleneksel hayat düzenini olduğu gibi korumayı yeğleyenler. 2. Kısmen veya tamamen dîni verip moderniteyi alanlar, 3. Moderni ve moderniteyi anlayan, doğru değerlendiren, modrnitenin dayattığı inanç (inkâr) ve hayat tarzına karşı İslâm inancını, dünya görüşünü, düzenini ve hayat tarzını yeni bir dil ile, yeni bir üslûp içinde, bütün insanlığa bir "alternatif olarak" sunma yolunu tutanlar, bunun için çaba gösterenler. 18. yüzyıldan bu yana İslâm münevverleri son iki kategori içinde yer almışlar ve asrın son çeyreğinde üçüncü kategori ciddîye alınır olmuş, ricâli de yetişmiştir, yetişmektedir.

-Kendi düşünce ve davranışlarınızı dikkâte aldığınızda "Acaba ben de modernitenin etkisi altında mı böyle düşünüyor, böyle davranıyorum?" diye kaygılandığınız oluyor mu? "Başka çare var mı? Moderniteye karşı koymak mümkün mü?" gibi determinist-boyun eğmeci düşünceler de geçiyor mu içinizden?

Cevap:
- Teorik olarak hiçbir zaman teslim olmadım, kendimizi çaresizlik içinde görmedim, bizdekini değersiz, ötekine ait olanı değerli bulmadım. Ama ben bir fıkıhçıyım, Dimyat'a pirince giderken, "oradaki pirince" ulaşıncaya kadar eldeki pirinci, o da yoksa başka şeyleri yemek, yaşamak, güç toplamak ve hedefe doğru yürümek durumunda olan insanımıza yol göstermek, pratik çareler üretmek mecbûriyetindeyim. İşte bunu yaparken bastıran modernitenin etkisi altında kalmamak, onu kâle almamak, "zarûret ve maslâhât" ilkelerine bağlı geçici çözümler üretmemek mümkün olmuyor.

-Müslümanın moderniteden yararlanacağı şeyler de var, görüşüne katılır mısınız?

Cevap:
- Bu yararlanma hâdisesini biraz organ nakline benzetmek mümkündür. Yaratıcının irâdesi böyle olduğu için eskiyen, yıpranan, değişmesi gereken organlar olabilir. Eğer bu organlar başka bünyelerden alınacak olanlarla değiştirilecekse, vücûdun yeni organla uyumu, bunu kabûl edip etmeyeceği, kabûl ettiği takdirde hangisinin diğerini etkileyeceği ve kendi özelliklerini dayatacağı hususları göz önüne alınmalıdır. Vücut yeni organı gerektiği kadar değiştirerek, kendisinin yenilenmiş bir parçası haline getirebilecekse, yeni organ bünyeye bir virüs, bir mikrop, bir bozukluk getirmiyorsa alınır, yararlanılır.

-Müslümanlar nezdinde bir İslâm-modernite hesaplaşmasının yapılması gereğine inanır mısınız? Böyle bir süreç yaşadı mı Müslümanlar? Ya da nasıl gelişti Müslüman-modernite ilişkisi?

Cevap:
- Bu süale yukarıda kısmen cevap vardır. Ek olarak şunlar da söylenebilir. Yüzyılımızın -yaklaşık- son çeyreğine kadar modernite karşısındaki tavır ve davranış, meydan okumaya karşı düşmanı tanıyıp gerekli tedbirleri alma, alternatif sunma ve hesaplaşma yerine hayranlık, çaresizlik, zorunluluk karşısında sıkışma, yanlış değerlendirme, yanlış birleştirme şeklinde olmuştur.
Evet modernite ile mutlaka hesaplaşmak gerekir. İslâm kendisine zıt olan, kendisi için tehdit oluşturan hiçbir inanç ve düşünce ile izdivaç edemez, sulh yapamaz; mücadele eder, kendini korur, kendi bünyesinde, kendi yöntemleriyle, özünü bozmadan değişmesi gerektiği kadar değişir ve bu sâyede hem kendisi hem de yeni olarak varlığını sürdürür, insanların hep muhtaç olacakları bir "mürşid" olarak kalır; kıyâmet kopuncaya kadar...


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler