www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Tıpla İlgili Hadîsler
Dînin amacı; insanlara doğru yolu göstermek, Allah rızâsına uygun bir hayatın kurallarını vermek, imtihan için yaratılmış geçici dünya hayatında, insanların kulluk imtihanını kazanmalarına ve böylece iki cihanda mutlu olmalarına yardımcı olmaktır. Dînin amacı; insanların kendi akılları ve beşerî bilgi edinme yollarıyla ile elde edebilecekleri ve gelişme çizgilerine göre geliştirecekleri bilgiler, teknik ve teknoloji konularında bilgi vermek değildir. Bu konularda yeri geldikçe verilen misaller ve bilgiler amaç değildir, bu konularda insanları bilgilendirmek için verilmemiştir; dînin amacına yardımcı olsun, imanı ve din duygusunu güçlendirsin diye verilmiştir.
Allah Teâlâ yüceler yücesi, akıl ve fikrin kavrama kapasitesinin ötesinde bir varlık olduğu için, O'nun kullarına hitabı doğrudan (insanların konuşmaları ve bilgi alış verişinde bulunmaları şeklinde) olmamış, peygamberler vâsıtasıyla olmuştur. Peygamberler de beşer (insan türünden) olduğu için, din bilgisi onlara vahiy denilen ve keyfiyeti bilinmeyen ilâhî bir dil veya iletişim aracı ile verilmiştir. Peygamberler bu vahyi alacak şekilde eğitilmişler, aldıkları vahyi muhatapları olan insanlara eksiksiz fazlasız iletmişlerdir. Peygamberlerin vahiy alıp iletmekten başka da vazifeleri olmuştur; bunların en önemli ikisi, vahyi açıklamak ve yaşayışlarıyla ümmetlerine örnek olmaktır. Bir insanın diğerine örnek olabilmesinin ilk şartı kendi türünden olması ve yaptıklarının başkalarınca da yapılabilmesidir. Eğer peygamberlerin bütün hayatları olağanüstü mûcizelerle dolu olsaydı, sıradan insanlara örnek olamazlardı. Onların örnek olmaları, irâdeye bağlı ve her isteyenin yapabileceği fiillerde en güzeli, en doğruyu yaparak gerçekleşmiştir.
Peygamberimizin (s.a.v.) söz ve davranışlarının tamamı, ümmete örnek ve bağlayıcı olma yönünden aynı değildir. Kendine mahsus olanları, beşer olmasından kaynaklananları, nafile ve farz olanları, devlet başkanı, hâkim, hakem olarak yaptıkları, tavsiye ve teşvik mâhiyetinde olanları... vardır.
Kadı Iyâd isimli âlim (v.544/1149), İslâm dünyasında bir zamanlar en fazla okunan kitaplardan biri olan ve Peygamberimiz'in (s.a.v.) şekil ve şemâilini, ahlâk ve özelliklerini anlatan eş-Şifâ isimli eserinde O'nun beşerî yönünü şöyle açıklamaktadır: "Resûlullah da (s.a.v.) diğer peygamberler gibi beşer nev'indendir (yani cin, melek veya başka türden bir yaratık değil, insandır), O'nun cismi ve dış varlığı tamamen beşerîdir, diğer insanlar için câiz ve vâkî olan hastalıklar, değişmeler, acılar, sancılar ve ölüm O'nun için de câizdir... Allah resûlü (s.a.v.) hastalanmış, inlemiş, soğuk ve sıcaktan etkilenmiş, acıkmış, susamış, öfkelenmiş, canı sıkılmış, usanmış, yorulmuş, zayıflamış, yaşlanmış, bineğinden düşüp yaralanmıştır, inkârcılar kendisini yaralamış ve dişini kırmışlar, zehirli et vermişler, sihir yapmışlardır. O da maddî ve manevî araçlara/çarelere başvurarak tedâvi görmüş, tedbirler almış nihayet Büyük Dostuna kavuşmuş ve dünyayı terketmiştir... Hz. Peygamber'e (s.a.v.) eşi Zeyneb bt. Cahş bal şerbeti sunmuş ve bu yüzden onun yanında biraz fazla kalmıştı. Bunu kıskanan diğer iki eşi "Ağzından kötü bir koku geliyor, içtiğin bal şerbetinden olmalı!" deyince bir daha bal şerbeti içmemeye azmetmiş, olayın arkasından gelen vahiy, kadınlarını memnun etmek için Allah'ın helâl kıldığı bir nesneyi kandisine haram kılmasının (bir daha içmeyeceğim demesininin) uygun olmadığını açıklamıştır (Tahrîm: 66/1). Medine'ye gelip hurma ağaçlarının erkek hurmalarla tozlaştırılması (bir nevi çifleştirilmesi) olayını ilk görünce "Bunu yapmasanız olmaz mı?" demiş, sahâbe yasakladığını zannederek tozlaştırmayı terketmişler ve hurmalar iyi ürün vermemiştir. Durum kendisine arzedilince "Ben yalnızca yapmasanız olmaz mı dedim, yasaklamadım, bu dünya işidir, siz onu daha iyi bilirsiniz." buyurmuştur. Bu örneklere göre "O, kendi arzusuna göre konuşmaz, o (söylediği veya tebliğ ettiği) kendisine vahyedilen Allah sözüdür" meâlindeki âyeti (Necm: 53/4 ) genel mânâda değil, özelleştirerek almak ve şöyle yorumlamak gerekmiştir: Onun tebliğ ettiği vahiydir veya din olarak söyleyip yaptıkları vahiydir, beşer olarak, dinle alâkası olmayan (mübah alanda) söyleyip yaptıkları kendine aittir; beşerî bilgi ve tecrübesine dayanır. Ancak O, hiçbir zaman Allah rızâsına aykırı bir şey söylemez ve bir davranışta bulunmaz, yanılarak bulunması halinde ise derhal vahiy yoluyla düzeltilir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hem kendisi hastalandıkça hem de çevresindekilerin sağlıkları bozulunca, çeşitli tedâvi yolları ve ilâç olarak kullanılan nesnelerden bahsetmiş, bunları tavsiye etmiştir. Bazı araştırmacılar bunların tamamının veya çoğunun vahiyle bildirildiğini, isabetli olduğunu, yanlış veya yetersiz olma ihtimâlinin bulunmadığını, bu mânâda bir "Peygamber tıbbı: Tıbb-ı Nebevî" bulunduğunu savunmuşlardır. Ancak tavsiye edilen şeyler teker teker ele alındığında böyle bir anlayışın doğru olmadığı ortaya çıkar. Peygamberimizin (s.a.v.) tavsiye ettiği tedâvi şekillerinin ve ilâçların (ilâç yerine kullanılan nesnelerin) hemen tamamı, hem içinde yaşadığı toplum tarafından hem de daha eski topluluklarca bilinmekte ve kullanılmaktadır. Buhârî'nin rivâyet ettiği şu hadîs de bizim anlayışımızı desteklemekedir: "Sizin ilâçlarınızda eğer bir fayda varsa ancak kan alanın âletinde, bal şerbetinde ve derde uygun olarak yapılacak ateşle dağlamada vardır; ben dağlanmayı sevmiyorum." Hadîste "...sizin ilâçlarınızda" buyuruluyor; bu ifade, "Öteden beri kullanmakta olduğunuz ilâçlar ve tedâvi araçlarınızda" demektir. Yasaklamamakla beraber yine öteden beri kullanılan "yarayı ateşle dağlama" tedâvisinden de hoşlanmadığını söylüyorlar.
Genel olarak O'nun, tıpla ilgili tavsıyelerinden şu sonuçları çıkarmak mümkündür:
a) Bir hadîste de geçtiği üzere "Allah yarattığı her derdin devâsını da yaratmıştır, insanlar onu bulup hastaları tedâvi etmeye çalışmalıdırlar.
b) İlâç ve tedâvi şekilleri ile araçları dünya işidir ve beşerî bilgi alanına girer. Beşerî bilgi de zamana, mekâna, şartlara bağlı olarak değişir ve gelişir. Peygamberimiz'in (s.a.v.) tavsiye ettiği tedâvi araçlarının çoğu beşerî bilgi ve tecrübeyle elde edilmiştir. Onları aşmak ve daha iyileriyle değiştirmek dîne de, sünnete de aykırı değildir.
c) Peygamberimiz'in (s.a.v.) tavsiye ettiği, yaşadığı zamanın şartları içinde iyi ve geçerli olan tedâvi araçları, uygun kullanıldığında, insanlara hiçbir zaman --faydasından daha fazla- zarar vermez; zarar verecek olsaydı Allah, Peygamberini (s.a.v.) uyarır, insanlara zarar verecek bir tavsiyede bulunmasını engellerdi.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) tıpla ilgili tavsiyelerinin din ve vahiy ile ilişkisi konusunda, büyük âlim ve Buhârî şârihi İbn Hâcer'in şu sözleri dikkât çekicidir: "Tıp (tedâvî) ikiye ayrılır: Kalbin tıbbı, bedenin tıbbı. Kalbin (insanı insan yapan manevî varlık/yapının, bir mânâda rûhun) tedâvisi ancak Resûlün Rabbinden getirdiği (vahiy, din) ile olur. Bedenin tedâvisine gelince, bu konuda Hz. Peygamberden nakledilenler (O'nun söyledikleri) de vardır, başkalarının söyledikleri de vardır ve bunların çoğu tecrübeye dayanır. (Fethu'l-Bârî, Tıp bölümünün girişi).


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler