www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Din-Devlet İlişkisi Üzerine
1.Devletin ve hükümetin beşerî bir ihtiyaçtan doğduğu doğrudur, elbette toplu halde yaşayan insanların buna ihtiyaçları vardır, ancak; "devlet ve hükumetin Kur'ân'da bahis konusu olmadığı ve İslâm'ın, bu konularda bir talebinin bulunmadığı" iddiası isabetli değildir. Bize göre doğru olanı vaktiyle şöyle ifade etmiştik:
İslâm'ın devlet talebinin olup olmadığı, daha geniş bir ifade ile, İslâm ve devlet ilişkisi son yıllarda sıkça gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Bu tartışmada İslâm'ın laik karakterli bir din olduğunu savunanlar, doğrudan naslara ve özellikle Kur'ân'a bakmışlar, bu kaynakta mâhiyet ve niteliklerini Allah'ın belirlediği bir devleti aramışlardır. Gerçi Kur'ân doğru okunduğunda, nitelikleri dolaylı ve genel hatlarıyla belirlenmiş bir devlet kavramını onda bulmak da mümkündür (Bu konu için benim, Laik Düzende Dini Yaşamak II isimli kitabıma bakılabilir, s. 253 vd), ancak biz burada dînin müminlerden istediklerini hareket noktası yaparak, "İslâm'ın devlet talebi" konusuna yaklaşmayı deneyeceğiz. Bunun için de fazla uzaklara gitmeden iki örnek üzerinde duracağız: Örtünme ve Kur'ân öğretimi.
İslâm, kendisine inanan ve hayatını inancına göre yaşamak isteyenlerden -ferde veya topluma yönelik birçok şey arasında- belli ölçülerde örtünmelerini ve dinlerini, onun ana kaynağını öğrenmelerini, öğrendiklerini hayata geçirmek için gerekli bulunan din eğitimini almalarını da istemektedir. Bir müslüman İslâm'ın bu taleplerini yerine getirmek için örgütlenmeye muhtaçtır. Bu örgütlenmeyi ya devlet yapacaktır, yahut da müslümanların sivil olarak örgütlenmelerine izin ve imkân verecektir. Devlet bir yandan örtünenlerin okumalarını ve kamu görevi almalarını, diğer yandan da din eğitimini ve Kur'ân öğrenimini engeller, sınırlar ve yasaklarsa İslâm ile devlet, müminlerin yerine getirmek mecbûriyetinde oldukları "dînin emir ve talepleri" ile devletin talepleri arasında çatışma ortaya çıkar. Müminler açıkça dînin taleplerine aykırı bulunan devlet emirlerine uymakta zorlanırlar, ikileme düşerler; devletin emri usûlüne göre yapılmış ictihada dayanmaz da -laiklik ilkesi gerekçe gösterilerek- din kâle alınmadan, din ve vicdan hürriyetinin gereğine uyulmadan verilmiş/çıkarılmış olursa bu emre uyamazlar, bu emri veren devlete karşı yabancılaşmaya başlarlar.
Böyle bir durumda müslümanların şunları yapmaları muhtemel hale gelir: a) Sivil itâatsizlik (yani kanunun hukuka aykırı olması sebebiyle ona uymamak, cezâ alsa da dînin talebini yerine getirmeye devam etmek. b) Kâmil mânâda din ve vicdan hürriyeti veren bir devlet/iktidar talep etmek, bunun için elden gelen meşrû gayretleri göstermek. c) Başka inanç ve hayat tarzı sahipleri ile anlaşarak böyle bir iktidarın oluşturulması mümkün olmazsa -başkalarına da din ve vicdan hürriyeti tanımakla beraber- İslâm'ı önceleyen, onu hak ve ona aykırı olanları bâtıl olarak değerlendiren, bâtılın değil, hakkın gelişip yayılmasını hedefleyen devleti ve iktidarı oluşturmak.

2. İslâm devleti veya İslâmî devletin terim olarak farkı oturmuş değildir, bunları ayrı mânâlarda kullanan kimselerin maksatlarını açıklamaları gerekir. Nisbeten oturmuş olan iki terim, İslâm ülkesi devleti ile İslâm veya İslâmî devlettir. Bunlardan birincisi halkının çoğu müslüman olan, müslüman nüfusun hâkim bulunduğu devleti ifade etmektedir; böyle bir devletin İslâmî tanımlamasına uyması da, uymaması da vâkî olmaktadır. İslâm devleti veya İslâmî devletten maksat ise devletin temel referansının İslâm olduğu bir yapıdır.
İslâm bugüne kadar bilinen ve uygulanan siyasî sistemlerden/rejimlerden birini isim vererek ve tanımlayarak öngörmemiş, emretmemiştir. Ancak bu, her siyasî sistemin İslâm'a uygun düşeceği mânâsına da gelmez. İslâm'ın ortaya koyduğu, iman edenleri bağladığı esaslar, kurallar, amaçlar siyasî sistemlerin de İslâm'a uygun ve meşrû olup olmadıklarını belirlemede yol göstericidir, belirleyicidir. İslâmî siyaset sisteminin ve devletin yapısında, her biri Kur'ân'da defalarca zikredilen ve Kur'ânî anlamları da belli olan şu unsurlar vardır: Tevhîd, itâat, hilâfet, bey'at, şûrâ, emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker, velâyet, mülk, hüküm, adâlet, ehliyet ve emanet. Bunları ihtivâ eden sistemler İslâmîdir, meşrûdur.

3. Medine Vesikası'ndan yola çıkılarak oluşturulan ve teklif edilen siyasî-sosyal model, vaktiyle denenmiş, müslümanlar dışındaki tarafların hiyanetleri (sözleşmeye bağlı kalmamaları) yüzünden bozulmuş, yerine İslâm'ın amaçlarını -ki bunların içinde din ve vicdan hürriyyeti de vardır- müslümanların hâkim bulunacakları bir siyasî sistem içinde gerçekleştirme yolu ve usûlü ikâme edilmiş olan bir modelin, günün şartlarında başka türlüsü mümkün görülmeyerek yeniden devreye sokulma projesidir. Hedef din, düşünce ve vicdan hürriyeti üzerindeki baskıları kaldırmak, toplu hayatın zarûrî kıldığı ortak alan, bu alana mahsus mevzûât ve uygulamalar dışında bütün din ve düşünce mensuplarına özgürlük getirmektir. Bu projeyi savunanların düşünce ve tekliflerinde, 28 Şubat'tan sonra ne gibi değişiklikler olduğunu net ve tam olarak bilmiyorum. Projenin, müslümanların yaşadıkları realiteye uygun olup olmadığı konusunda kesin bir şey söylemek, bana göre mümkün değildir, bunu deneme ortaya çıkaracaktır. Bu arada müslümanların marûz bulundukları baskıların hafifletilmesi veya ortadan kaldırılması için başka modellerin/projelerin olup olmadığı, var ise bunların imkân, meşrûiyet ve uyumu da sorgulanmalıdır.

4. İslâm'a yakınlık veya uzaklık isme değil, ismin ifade ettiği mâhiyete (yapıya, sisteme) bağlıdır. Hangi yapının İslâm'a uygun olacağı konusu yukarıda açıklanmıştır.

5. Velâyet-i fâkih kavramını ait olduğu mezhebin bağlamından çıkararak, İslâm âlimlerinin siyasî ve sosyal selâhiyet ve sorumlulukları olarak anladığımız takdirde, iki mezhebin âlimlerinin böyle bir anlayışta birleşmeleri halinde mesele kalmaz. İslâmî-siyasî model içinde özellikle şûrâ, ictihad ve denetim fonksiyonlarında âlimlerin başkasıyla ikâme edilemez yerleri vardır.

6. Hz. Davûd ve Hz. Süleyman Allah tarafından peygamberliğe lâyık görülmüş ve zamanı gelince de vahye mazhar olmuş seçkin insanlardır. Bunlar hükümdar (sultan) olsalar bile ehliyet, emanet, adâlet gibi ilkeler zâyî olmaz. Başkalarını bunlara kıyas etmek mümkün değildir. Bu sebeple peygamber olmayan şahıslar, devletin başına geçerken ümmetin rızâsını almak ve onların (temsilcilerinin, eh-i hall ve akdin) denetimlerine teslim olmak durumundadırlar. Saltanat bu iki unsuru reddettiği için meşrû değildir.
7. İslâmî düzen kurduklarını ve bu düzenin ana kanunu olmak üzere İslâmî anayasa yaptıklarını iddia eden bazı İslâm ülkelerinin yapıp ettikleri, ictihadın geniş ölçüde rol oynadığı denemelerden ibarettir. İctihadın isabet etmesi kadar hatâ etmesi de ihtimâl dahilindedir. İyi niyetli ve ehliyetli kadroların rehberliğinde yapılan tecrübeler hem müslümanlar hem de insanlık için bir kazançtır. Müslüman olmayanlar, müslüman olup da ictihadları farklı bulunanlar taassubu bir yana bırakmalı, bu tecrübelerin sağlıklı yapılabilmesi için olumsuz müdahaleler yapmamalı, kendilerine göre hatâlı olan yönleri açıklayıp tartışmalıdırlar.

8. Yeni bağımsızlıklarına kavuşan İslâm ülkelerine her inançtan insanlar ve guruplar akın etmekte, halka ve yöneticilere karşı yoğun bir telkin ve propaganda kampanyası yürütmektedirler. Bunların içinde inanç bakımından samîmî olanlar yanında, bu ülkelerden elde edecekleri menfaate göre bir politika takip edenler de vardır. Şaşırmış ve başları dönmüş, kafaları karışmış bulunan bu " İslâmî bilgi ve kültür altyapısı zayıf" müslümanların sağlıklı bir İslâmî-siyâsî yapı oluşturmaları oldukça zor görünüyor. Menfaat ve taassuptan uzak bir İslâmî rehberlik de ortada gözükmüyor. Deneyerek, yanıldığını anlayıp yeniden deneyerek iyi bir sonuca ulaşmalarını diliyorum. Bu arada samîmî ve ehliyetli İslâm âlimleri de sorumluluklarını unutmamak durumundadırlar.

9. Bu gibi konularda bütün müslümanları kastederek hüküm vermek ve değerlendirme yapmak mümkün ve doğru olmaz. Şöyle olanlar/yapanlar, böyle olanlar/yapanlar var denilebilir; bunların da nisbetleri belli değildir. Şöyle bir genel değerlendirme yanlış olmasa gerektir: Müslümanların sivil kurum ve kuruluşları ile yaptıkları faâliyetler, evrensel kriterlere göre de hakları olan şeyleri almaları ve korumaları için yeterli olmamıştır.

10. Abant toplantılarını ben hiçbir zaman bir inanç ve zihniyet uzlaşması arayışı olarak görmedim ve böyle algılamadım. Bana göre böyle bir uzlaşma arayışı, meselâ ateistin biraz müslüman, müslümanın da bir parça ateist olması arayışı kadar paradoksaldır, imkânsızdır. Faraza böyle bir uzlaşma olsa ortaya çıkan şey ne ateizm olur ne de İslâm. Abant'ta şunlar hedefleniyor (veya ben bunun için oraya gidiyorum): a) Aynı ülkede yaşayan farklı inanç ve hayat tarzına sahip insanların birbirlerini tanımaları, dinlemeleri, anlamaları (diyalog). b) Hepsinin birleştiği olumlu fikir ve oluşlar varsa desteklenmesi, olumsuz/kötü olaylar ve oluşlar varsa bunlara da karşı çıkılması. Herkesin haksız olduğunda birleştiği dayatmalara karşı ortak mücadele zemininin oluşturulması. c) Farklıların bir arada, farklılıklarını koruyarak; adâlet, eşitlik ve özgürlük çerçevesinde yaşamalarının mümkün olup olmadığının araştırılması, mümkün görülürse bunun modelinin, projesinin hazırlanmasına katkıda bulunulması.
"Abant toplantıları amacına ulaşsa bu ideal bir İslâmî model mi olur?" şeklinde soru soranlara vereceğim cevap, şu karşı sorulardan ibarettir: Bin yıldan fazla İslâm âlemine hâkim olan saltanat modeli İslâmî ve ideal miydi? İslâm âlimleri, zâlim, fâsık, gayr-i müslim idarecilerin yönetimi altında bulunan müslümanların -bunları değiştirmeye güçleri yetmediğinde- dinlerini nasıl yaşayacakları konusuna eğilmediler mi? Zulme ve haksızlığa karşı ötekilerle iş ve güç birliği yapmak İslâm'a aykırı mıdır?
Bu toplantılar, amacından saptırılmaz, kötü zannın hâkimiyeti altında değerlendirilmez, inançtan ve ilkeden tâviz vermeye dönüşmez ve böyle algılanmaz ise fayda getirebilir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Ramazan Özel
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler